31 MAYIS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

BARO VE ODA SEÇİMLERİNDE STRATEJİ NE OLMALI?

Hüseyin Yağmur

Yıllar önce “Stratejik planı olmayan kişi, stratejik planı olan kişinin oyununun bir parçası olur” sözünü okumuştum.

Mustafa Kemal ile Erzurum Kongresi günlerinde bir arada bulunan Mazhar Müfit, onun bazı söz ve davranışlarını görüp garipseyince bir gün dayanamayıp sorar: Paşam tıpkı bir müftü gibi konuşup davranıyorsunuz.

Bu sözü duyan Mustafa Kemal gülümseyerek bütün hayatını üzerine bina ettiği stratejisini Mazhar Müfit'e özetler: Bizim şimdiki usulümüz; yapılmaması gereken hiçbir şeyi asla yapmamak, yapılması gereken hiçbir şeyi asla kaçırmamak

Olaylara stratejik bir bakışla yaklaşan insanlar giriştikleri çalışmalarda yol alıyorlar. Bir sarkaç gibi aynı hareketi tekrarlayanlar maalesef yerinde saymış oluyorlar.

Bir Çin atasözünde “Hep aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek doğru değildir” deniliyor.

Bu kısa girişin ardından İstanbul ve diğer vilayetlerdeki baro ve oda seçimlerine baktığımızda hep aynı hareketi tekrarlayan bir anlayışla karşı karşıya kaldığımıza şahit oluyoruz.

Bu vesile ile ben yaklaşık 10 yıl önceki İstanbul Baro seçimlerinin ardından yazdığım değerlendirme yazımı, önemine binaen, aşağıda tekrar ilgililerin dikkatine sunuyorum. Çünkü geçtiğimiz 10 yılda bu anlamda hiçbir müsbet gelişme ve kazanım olmadı maalesef

……………

(…..) Bir somut örnek olarak İstanbul Barosu'nda yapılan son seçimleri tahlil edelim:

Önce son dört seçimlerde elde edilen sonuçlara bir göz atalım. Bu rakamlar yüzdelik olarak incelendiğinde Türkiye'de yerel değerleri savunan dindar avukatların oy ortalamasının % 21-25 bandında; Laik, Kemalist, kurucu rejim fikirlerini taşıyan avukatların %75-79 bandında olduğunu görüyoruz.

Olay sadece sosyolojik bir vakadan ibaret değil, aynı zamanda biyolojik bir olgu ile karşı karşıyayız. 1923-1973 döneminde bahsi geçen avukat sayısı numunelik olduğuna göre diğer grubun 50 yıllık biyolojik üstünlüğü var demektir.

Nitekim rakamlara bakıldığında Hukukun Üstünlüğü Grubu'nun, Kemalist grubun birincisi ile değil,ancak ikincisi ile bir başkanlık yarışına girebileceği anlaşılıyor.

2010 seçimlerinde birinci Kemalist grubun % 31, ikinci Kemalist grubun % 23, üçüncü Kemalist grubun %17 oy aldığı göz önüne alınırsa % 20 oy alan Hukukun Üstünlüğü grubunun seçilme stratejisi yapmadan yarışa girdiği anlaşılıyor.

2016 seçimlerinde yani geçen seçimlerde hangi sonuçlar elde edilmiş bir de ona bakalım. 23 bin 921 seçmenin 92 sandıkta oy kullandığı seçimde sonuçlara göre oy dağılımı şöyle oldu:

Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu Adayı Av. Mehmet Durakoğlu: 13.019 oy, yüzde 54,42

Özgürlükçü Çağdaş Avukatlar Grubu Adayı Av. Several Ballıkaya Çelik: 3.423 oy, yüzde 14,31

Hukukun Üstünlüğü Platformu Adayı Av. Mehmet Sarı: 3.040 oy, yüzde 12,71

Avukat Hakları Grubu Adayı Av. Ömer Kavili: 2.740 oy, yüzde 11,45

İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu Adayı Av. Ali Rıza Kaplan: 1.699 yüzde 7,10

Geçen seçim sonuçları kısaca analiz edildiğinde; Hukukun Üstünlüğü Platformu Adayının yüzde 12,71 oy oranı ile 2010 yılındaki  % 20'lik oy oranından dahi sekiz puan gerilediği, bu haliyle, yüzde 14,31 oy alan ikinci Kemalist grup ile ancak gerçekçi bir yarışa girebileceği anlaşılıyor.

Çevre ve Şehircilik Eski Bakanlarımızdan İdris Güllüce Bey'den birkaç kez duymuştum: “Seçim işi matematik işidir. Nedense bir çok kişi bunu anlamak istemez” derdi.

Akıl ve mantık; bu biyolojik ve sosyolojik veriler devam ettikçe Hukukun Üstünlüğü Platformunun sürekli aynı duyguları yaşayacağını göstermektedir.

Samimi heyecanlardan oluşan bir kazanma duygusu, samimi gayret ve çalışmalar, samimi bir hüzün ve samimi bir görevini yapmış olma psikolojisi… (Rakip başkanı tebrik edecek kadar)

Hukukun Üstünlüğü Platformu Seçim Yürütme Kurulunun her seçim sathı mailinde kullandıkları “Bizim arkadaşlar sandığa gelip oy vermiyorlar. Gelseler kazanırız” söyleminin de sahte bir algı ve motivasyon kaynağı olduğu artık anlaşılmalıdır.(Yüzde 54'e karşı Yüzde 12 oy oranı için gerçekçi bir söylem değil çünkü)

Doğu toplumlarında yaygın olan ‘Araba devrilince yol gösteren çok olur' sözüne muhatap olması gereken birisi değilim.

Çünkü her ortamda bu işin sonuç vermeyeceğini rakamlarla ortaya koymuş bir kişi olarak yapılması gerekenleri burada bir kez daha kayıtlara geçiriyorum.

Mevcut seçim sistemi demokratik, insani, vicdani ve adaletli değildir. Kazanan grubun bütün oyları hamuduyla götürmesi, adaleti savunanların merkezi olan (!) Baro seçimlerinde her defasında tekrarlanmakta, bu yüz kızartıcı durum galiplere de mağluplara da yakışmamaktadır.

Yapılması gereken behemehal, nisbi temsil yöntemine geçilmesidir. Mali Müşavirler odasında bir kanun değişikliği ile elde edilen sonuca Baro ve diğer Oda seçimlerinde de ulaşmak mümkündür.

Yapılacak bir kanun değişikliği ile çok oy alan grubun, oyları hamuduyla götürmesi engellenmeli, her grup aldığı oy kadar baroda (ve diğer odalarda) temsil edilmelidir.

CHP'liler ve Kemalistler “Türkiye seçimlerinde % 50, diğer yüzde elliyi zorla yönetiyor” eleştirisi getirirken, Baro ve oda seçimlerindeki idare ve temsil gaspına hiç ses çıkarmamaktadırlar.

Çünkü alan memnun, kazanan memnun.

Dolayısıyla şu tarihi engeli ortadan kaldırmak bu işin şifresidir. Bu şifre ‘çözülmeden' veya şifre ‘kırılmadan' kasanın etrafında sabahlamanın bir anlamı yoktur.

Malcolm X'in dediği gibi “Bir uyanık tüm uyuyanları uyandırabilir.” Hukukun Üstünlüğü Grubu, derin uykudakileri bu kez uyandırabilir. Parlamentoda mevcut birçok avukat meslektaşı devreye sokarak önümüzdeki seçimlere kadar (Bu uyarımdan sonra bir çok seçim geçti maalesef) bu değişikliğin fikri takipçiliğini yapmalı ve Türkiye için çok elzem olan bu önemli demokratik kazanımı sağlamalıdır.

Eğer bunu yapmayacaklarsa;

Mevcut gasp sistemini ve seçimi meşru hale getiren bir taraf olmaktan çıkmalı, seçimi protesto ederek, temsilde adalet sağlamayacağı baştan belli olan bu seçim oyununun bir parçası olmayacaklarını ilan etmelidirler.

2016 yılında Baro Seçimlerini kazanan Yeni Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu sonuçların belli olmasının ardından “Asla aydınlanma devriminden ödün vermeyeceğiz. Asla Atatürkçülüğümüzden bir adım geri atmayacağız. Ve bu mücadeleyi böyle devam ettireceğiz” demişti. Konuşmanın ardından “Mustafa Kemal'in askerleriyiz” sloganları atılmıştı.

Bırakın Kemalistler, ya da kendi tabirleriyle “Mustafa Kemal'in askerleri” kendileri çalıp, kendileri oynasınlar...

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  205118

-