16 AĞUSTOS 2017 ÇARŞAMBA

Abbas Pirimoğlu

BATICILIK VE AVRASYACILIK

Abbas Pirimoğlu

Merhum Baykan Sezer “ Osmanlılık” kavramının izahı babında Türklerin yaşadığı söylenilen bir olayı nakleder.  Anadolu'ya yeni ayak basılmıştır. Çarpışan iki ordu ile karşılaşılır. Savaş neredeyse sona erecektir. Çünkü ordulardan biri kelimenin tam anlamıyla hezimeti tatmak üzeredir.

Türkler hiç düşünmeden zayıf tarafın safında savaşa katılırlar ve beklenen neticeyi değiştirirler. Yenilmek üzere olan ordu mücadeleden muzafferiyetle çıkmıştır.

Meğer yenilmek üzere iken galip gelen taraf Selçuklu ordusuymuş. Osmanlıların müdahalesi ile yenilense Bizans.

Derin Tarih dergisi Ocak 2017 sayısını bazılarının ağızlarına sakız yaptıkları “Araplar bizi arkadan vurdu” söylemine ayırmış. “İngilizlerin 100 yıllık oyununu bozuyoruz Arap İhaneti Efsanesi” kapak başlığı ile incelenen dosyada izah edilmek istenen şu: Arap ihaneti değil Şerif Hüseyin'in isyanı. Güçlü olan İngilizlerin safına geçen ufacık bir hainler zümresi. Yani topyekûn bir Arap kalkışması değil. Aksine o zaman işgal altında olan Arapların çok büyük bir ekseriyeti Osmanlılık şuurundan bir adım dahi geri atmamış.

Hatta Arap  şairleri   Birinci Dünya Savaşında Osmanlıyı destekleyen ihanet edenleri de aşağılayan şiirler yazmış. Hazem Said Mohammed Montasır imzalı makalede bu konuda birçok örnek verilmiş.

Mesela Ahmed Muharrem  bu konuda hislerini şöyle kelimelere dökmüş:

Türkler,Allahın askerleridir/ Türklerin gücü olmazsa dünyada ezan okuyacak kimse kalmayacaktı/Allah,onları kötülüklerden arındırdı ve günahsız Halifelerini sevdirdi/Çünkü onlar ister kolaylıkta/İster zorlukta olsunlar çekinmeyip hakkı korudular/Kılıç gücüyle devletlerini ve himayelerindeki her kişiyi korudular/ Bu yolda halife halifenin izinden,hakan hakanın ardından gitti.

Cemal Paşa'nın karargahında yer alan Arap şair Şekip Arslan ise Türkler için şöyle mısralar dizmiş:

Asırlardır dine ve İslam'a hizmetlerinizi/ve çabalarınızı bilip sevenler gibi sizleri seviyorum/Hilafeti elde ettiğinizden beri/Hilafetine mensup olan herkesi himaye ettiniz/İyiliklerinizi inkâr etmeye çalışan/Akı karadan ayıramayan acemilerdir/Milletimi koruyan Osmanlı ile iftihar ederim/ Bu dünyada babam ve soyum olan Kahtaı unutmadım.

Filistinli Ali Er-Rimevi ise duygularını şu mısralarla dile getirmiştir:

Arapoğullarını yakınlaştırmaya çalıştınız/ Ak günde ve kara günde kardeşlerimizdir dediniz/ Araplar da bu devleti kendilerinin ve kendilerinden saymışlardır/ Gizli ve kapalı hiç Türklere gücenmediler/Devletin koruyanıydınız. Arap ise kılıcıydı/ Siz devletin sağıydınız, Araplar ise soluydu.

İngiliz işgali altındaki Sudan'lı şair Osman Haşim ise çaresizlik içerisinde feryadını adeta mısralar halinde dile getirmiştir:

Sınırları ve Kutsal yerleri koruyan Türkler/Yardımsız kalmış ve terk edilmişlerdir/Hilafet merkezi ve direği olan evlerinin ortasında/Ansızın bir savaşa yakalanmışlar/Vatanı korumak için kılıçlarını kuşanıp savaştılar/Uyanın. Hakların kılıçlarla geri alındığı çok olmuştur/Aramızda bu hamiyetsizlik ne zamana kadar devam edecek.

Yaşananlar bu iken her iki tarafın Batıcıları araya nefret tohumu serpmeden durmamışlardır. Burada “Araplar bizi arkadan vurdu” denirken orada “ Türkler bizleri sömürdü” propagandası başını almış gitmiştir.

Şu anda da aynı durumdayız. İhaneti yapan ve düşmanla işbirliği yapan PKK'dır, Kürtler değil.

Gelelim Baykan Sezer'in anlattığı öyküden sonra yapmış olduğu yoruma. Önce anlatılanın bir tahlilini yapalım:

Türkler üstün ve güçlü olanın yanında yer almazlar. Bu onların yapmaları mümkün olmayacak olan bir hususiyetidir. Zayıfı ezmemek, kibirlinin burnunu sürtmek , en önemlisi de neticeyi belirleyecek konumda olmamayı hazmetmek, yani işin kıyısında köşesinde silik bir karakterle vaziyet almak.

Baykan Sezer bu noktada çok farklı bir çıkarımda bulunur. Savaşın kaderini değiştirmek ile zaferden alınacak olan pay arasındaki ilişki. Eğer zayıf tarafın yanında yer alınacak olursa zaferden en büyük payı istemek hakkı elde edilecektir. Üstün tarafın yanında yer edinip zaten yenilmekte olan zayıfa darbe vurulursa zaferden beklenilecek olan galibin eli açıklığına kalmış bir bahşiş mesabesinde kalacaktır. Nitekim Osmanlılar Doğu'nun uç beyliğini alarak tarihin akışında parlak geleceklerini sağlamışlardır.

Bu konuda merhum Sezer şöyle demektedir:

Bizim bugün Batıcılaşmada düştüğümüz yanlış budur. Batı'nın dünya egemenliği kurulduktan sonra Batı'ya yaranma çabasına girdik, sonradan gelip parsa toplamaya çalıştık. Bu durumda Batı egemenliğinden bekleyebileceğimiz Batı'nın gönlünden kopan dış yardımlar olacaktır. Biz Osmanlılar Doğu'nun ileri karakolluğunu, uç beyliğini yaptık. Bugün ise kendimize ne ad yakıştırırsak yakıştıralım Anadolu'da yaptığımız Batı kapıcılığından başka bir şey değildir” (Türk Sosyolojisinin Ana Sorunları. Sümer Kitabevi.1988. Sf: 191)

Günümüzde başta bazı emekli paşalar olmak üzere bazı kesimlerin cilalayarak önümüze koymaya çalıştıkları Avrasyacılık söylemine birde bu açıdan bakılmasının elzem olduğu kanaatindeyim.

 

 

 

ABBAS PİRİMOĞLU DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  146810