19 TEMMUZ 2019 CUMA

Ahmet Doğan İlbey

BÂTIL TÜRKÇÜLERİN LATİN HARFLERİ KARŞISINDA DİZ ÇÖKÜŞÜ-2

Ahmet Doğan İlbey

(Evvel emirde belirteyim ki gayem, Hadiümü'l Harameyn olan ve İslâmlaşınca millet olmak vasfını kazanan Türklerin idrakini bir asırdır ve hâlen karıştıran Kemalist bâtıl Türkçülüğün ârızalarını göstermek. Bu mevzuda yazdıklarımızda Türklük hüviyetine karşı bir anlayışımız asla söz konusu olamaz. Aksine, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz Hakk'a tapan Türklüğün bâtıl, yâni İslâm dışı tesbit ve tariflerden arındırılması çabası taşımaktadır)

Sözde “ünlü Türkçü” Hamdullah Suphi Tanrıöver de diğer yandaşları gibi Latin harfleri meselesinde net bir tavrı yoktur. 8 Ocak 1928'de Ankara Türk Ocağı'nda azılı Kemalist-Türkçü Mahmut Esat Bozkurt, “Latin harflerinin ulusun dilini güzelleştireceği” üzerine konferans verir ve ardından Tanrıöver de “Latin harflerinin benimsenmesi” hakkında konuşur.

Kemalist inkılâplar sâyesinde Avrupa medeniyetine dâhil olunacağını savunan Tanrıöver, temel görüşlerde ayrılığı olmadığı halde Tek Parti İnönü hükümetinin Türkçüleri “tabutluklara” atması, Türk Ocakları'nın mal varlıklarının iadesine rıza göstermemesi gibi politik sebeplerle 10 Mayıs 1949'da “Türk Ocağı Beyannâmesi” yayınlar.

Bu beyannâmede geçen bazı ifadeleriyle bin yıldır Kur'an harfleriyle İslâmlaşan Türklerin medeniyet müdafisi bir üslûpla konuşur:

“İnkılâbın müdafii olan bir tufeyli (asalak) peyda olmuştur. Din dediğimiz vakit tüyleri ürperir. Bırak, kendi kendine çürüsün ve yıkılsın der. Eski harfleri gördüğü vakit, teşe'üm eder (uğursuz sayar). Bu, inkılabımızın en büyük zaferlerini tehlikeye düşürecek bir irtica nişanesidir. O, bir tarassut kulesindedir, ufuklarda her gün tehlike işaretleri görür… İnkılâp tufeylisi, yalnız 25 seneyi gören daracık kafasıyla eski harften korkuyor. Onu bir aralık âbidelerimizin üzerindeki kitabeleri kazırken gördük… Eski harflerden korkmuyoruz. Devletin bütün evrak hazineleri bu harflerle doludur. Bütün mimarî yadigârları üzerinde o harfler var. Cedlerin mezar taşlarında aynı harfleri okuyoruz. Edebî servetimizi teşkil eden kitaplar ve bütün tarihimiz o harflerle yazıldı.” (Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Alfabe Tartışmaları, Haz: Hüseyin Yorulmaz)

Fecir pırıltısı sayabileceğimiz bu sözlerinin dâvacısı olmayı sürdüremez Tanrıöver. Chp'den ayrılıp Demokrat Parti'den milletvekili olması onu seküler Türkçü anlayıştan uzaklaştıramamıştır.

Tanrıöver'in reisliğinde Türk Ocakları'nda Latin harfleri kursları

Tanrıöver'in uzun müddet başkanlığı yaparak damgasını vurduğu “Türk Ocakları 10 Ağustos 1928'de yine onun beyanlarıyla harf inkılâbına sahip çıkar. Açtığı kurslar ile Türkiye'nin her yerinde Latin harfleri seferberliğine katılır. Türk Yurdu Dergisi, Harf İnkılâbını yazıya geçiren ilk yayın organlarından birisidir.” (Herhangi bir Cumhuriyet tarihi kitabına bakılabilir)

Seküler Türkçülerin içinde M. Kemal'in Batıcı “devrimlerine” en çok destek olan, hakkında “Kemalizm'in İdeoloğu” adlı kitap yazılan (Kemal Şenoğlu, Kaynak Yayınları) seküler ve Batıcı Türkçü Yusuf Akçura'nın “Lisan Islahı Meselesi” kitabı Türklüğün bin yıllık Elifbası ile meydana gelen medeniyetine reddiyedir. 1930'da Latin harfleriyle de basılmıştır “Yeni Türk dili” heyetlerinde vazife yapan laikçi ve Avrupa medeniyeti taraftarı Akçura'nın İslâmlaşan Türklüğe yâr olması mümkün mü?

Saf değiştiren Türkçüler

M.Kemal'in tâlimatıyla hazırlanan pozitivist ve lâdinî Türklüğün resmî kitaplarından “Türk Tarihinin Ana Hatları” (1930) adlı kitabın yazarları arasında yer alan Türkçü Sadri Maksudi Arsal da Latin harflerinin savunucularındandır. Yine seküler Türkçülerden Necip Asım, Veled Çelebi, Ali Canip Yöntem ve İbrahim Alâaddin Gövsa “Arap harflerini savunanlar” cephesindeyken karşı safa geçip, M. Kemal'in Latin harfleri inkılâbından övgüyle bahsetmeye başladılar.

Dindar bir dünya görüşüne sahipken, Durkheim ve Ziya Gökalp'in tesirinde kalan, İslâm'da reformist fikirleri savunarak Kur'an tercümesi hazırlayan, genel eğitimin içinde dinî eğitimin gereksiz olduğunu, aile yapısında din birliğinin şart olmadığını savunan, Osmanlı aile yapısını İslâm'ın ve Arapların tesirlerini taşıdığı gerekçesiyle tenkid eden seküler Türkçü İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun baştan beri harf inkılâbından yana olduğunu anlatmaya gerek görmüyoruz?

Mezartaşına Orhun harfleriye adını yazdıran Türkçü

Merkez Efendi Mezarlığı'ndaki mezar taşına Orhun alfabesiyle adının yazılmasını isteyen ve hâlen bu harflerle yazılı mezartaşı muhafaza edilen, devlet ve dinin birbirinden ayrı olmasını savunan lâdinî Türkçü Rıza Nur, M. Kemal'in muhalifi olsa da, harf inkılâbından birkaç ay önce Kahire'de “Oğuznâme” adlı kitabı Lâtin harfleriyle bastırarak Latin harflerini yüceltmiştir.  (TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt: 35, s. 66)

“Dinde Türkçülük” adına yapılan Kur'an ve ezanın Türkçe okunması inkılâplarını destekleyen, önceleri “Arap harflerinin Türkleri güçlü kılacağını”, fakat sonra Latin harflerine karşı çıkmayan Nihal Atsız, Mustafa Şekip Tunç'u tenkit ederken, “Fikirleri arasında eskiden beri Latin harflerini kabul etmek gibi memlekete faydalı olanlar varsa da…” ifadesiyle de alfabe inkılâbına taraftar olduğunu aşikâr ediyor. (Türkçülük Akımında Din Olgusu Üzerine Aykırı Bir Yaklaşım: Hüseyin Nihâl Atsız ve Fikirleri, yüksek lisans tezi, Ferit Salim Sanlı, Ankara Ünv. 2010)

Yeri gelmişken belirtelim: Rıza Nur'un, Şamanist ve sosyal darvinist Türkçü Nihal Atsız'ın fikir hocası ve mânevî babası olduğunu da hatırlatalım.

“Kur'ân harfleri Türklüğe yabancılaşmadır” diyen Türkçü 

Türkçülüğünü Kemalizm'le besleyen Nurettin Artam'ın “Milleti cehaletten kurtarmak için kendi diline uymayan Arap harflerini terk edip Latin esasında Türk harflerini kabul etmekten başka çâre yoktur” sözü, Türklüğünü Müslümanla aynı mânada gören ve Kur'an harfleriyle idrak eden birisi için düşmanca değil midir? M. Kemal'in görüşlerinin hâkim olduğu Cumhuriyetin harf inkılâbına alenen karşı çıkan tek paşa Kâzım Karabekir'dir:

“Bu kabul edildiği gün memleket herc-ü merce girer. Her şeyden önce, sarfı nazar bizim kütüphanelerimizi dolduran mukaddes kitaplarımız, yazılarımız ve binlerce cilt âsârımız bu lisanla yazılmış iken, (..) hilâfını kabul ettiğimiz gün, en büyük felâkette derhal bütün Avrupa'nın eline güzel bir silah verilmiş olacak. Bunlar âlem-i İslâma karşı diyeceklerdir ki, Türkler ecnebi yazısını kabul etmişler ve hıristiyan olmuşlardır. İşte düşmanlarımızın çalıştığı şeytankârâne fikir budur.” (Satılık İmparatorluk, Mustafa Armağan)

Karabekir'e cevap veren, pozitivist Abdullah Cevdet'in yakın fikirdaşı Kılıçzâde Hakkı'nın görüşlerini günümüzde Atatürkçü-Türkçülerin sürdürdüğünü görmek ne kadar düşündürücü! Okuyalım:

“Biz yalnız Müslüman mıyız? Yoksa hem Türk, hem Müslüman mıyız? Eğer biz yalnız Müslüman isek, bize Arap harfleri ve Arap dili lâzımdır. Ve ilim olarak Kur'an yetişir. Bunun yanında milliyet ve hâkimiyet kavgaları ve dâvaları yoktur ve olmaz. Eğer Türk isek, bir Türk harsına muhtacız. Bu hars ise, her şeyden evvel dilimizde başlayacaktır” (Ülkü Taşır, M. Şakir/ Atatürk ve Harf Devrimi, Türk Dil Kurumu Yayınları,1981)

“Keşke Göktürk veya Uygur alfabesinde kalsaydık”

Türkçülüğü laik-seküler ve sentezci olan Zeki Velidî Togan'ın siyasî birlik noktasından Latin harflerine karşı çıktığını kaydedelim: “Sûret-i katiyyede bilmeliyiz ki, Lâtin hurûfâtının lisanımıza tatbiki imkânsız ve muzırdır... Hurûfât meselesi Lâtin harflerini kabul etmek suretiyle halledilecek olursa, bu yolun bir devlet içerisinde dört-beş aydan fazla ömrü olmaz.” (Ülkü Taşır, M. Şakir, a. g.e., s. 55)

Latin harflerine “Türk harfleri” denilmesine itiraz edemeyen ve kısa bir müddet sonra destekleyen seküler Türkçüler harf inkılâbının ardından devrin gazetelerinde yayınlanan şu şiiri coşkuyla okudular: “Yeni harfler ola kutlu / Türkler için bu ne mutlu / Bir el geldi bize Rab'dan / Halâs olduk biz Arap'dan.”
Hâsıl- kelâm; Kur'an harflerini “Türklüğe yabancılaşma” olarak gören ve “Keşke Göktürk veya Uygur alfabesinde kalsaydık…” diyen seküler bâtıl Türkçülerin hedefi Latin alfabesiyle Batı medeniyetine dâhil olmaktı…

 

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: ilbeyali@hotmail.com

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  585592

-