Suat Arusan

BAYRAMDAN SONRAKİ VAKFE İLE TAŞLAMANIN ANLAMI NEDİR?

Suat Arusan

Haccın son bulduğu yer, Mekke değil Mina'dır. Yani Mekke'nin arkasındaki bölgedir. Burası yapılanların özünün düşünüldüğü, uzlete çekilmek yerine topluluk içinde ve hep birlikte olunduğu, Allah'ın (c.c), Hz. İbrahim'in (a.s), Hz. Muhammed'in (a.s.v) ve halkının- bir buluşma yeridir. Burada geçen üç gün süresince Mina dışına çıkmak da yasaktır.

Peki şeytan taşlama bitmesine, kurban kesilmesine, ihramdan çıkılarak, bayramın kutlanmasına ve ihramın getirdiği bütün yasaklarla, kısıtlamaların kaldırılmasına karşın bu kupkuru vadide niye üç gün daha kalınması gerekmektedir?

Mina dünyanın başka yörelerinden gelmiş tüm yoldaşlarla oturup sıkıntıların, isteklerin, ihtiyaçların, zorlukların ve hedeflerin tartışıldığı toplantı, söyleşi ve yardımlaşma yeridir. Milyonlarca Müslüman'ın Mekke'ye komşu bir yer olan Mina'da, bu üç günlük zorunlu ikameti uluslar arası, büyük bir sosyal kongre niteliği taşımaktadır. Yoksa gerçekte Mina hiçbir şeyi olmayan bir dağlık vadidir; ne görülecek yeri ne yapılacak iş imkânı ne alış veriş yapılabilecek bir çarşısı ne gezilip ferahlanacak bir alanı ne de içinde yaşanılacak bir binası mevcuttur. Hatta Resulullah'ın (A.S.V) buyurduğu üzere burada ev yapmak da yasaktır. Ancak Mina'da bir milyonu aşkın Müslüman, birbirlerinin durumunu hep beraber düşünmedikçe haccım bitirmemeli, yeryüzüne dağılıp ferdî hayatın rutin işlerine gömülmemelidir. Çünkü insanların işi konusunda vurdumduymazlık edip gününü gün eden yalıvzca günahkâr olmakla kalmayıp İslam dairesinin dışına da çıkmaktadır.

"Müslümanların işlerine ihtimam göstermeden sabahlayan bizden değildir" Hadis-i Şerif

Sırf O'nun rızası için "kendine hizmet" olgusundan "insanlara hizmet" olgusuna erişebilmek için tüm hacılar yalnızlığı, tek başınalığı, ferdîliği, başına buyrukluğu, bencilliği bırakmak gayesiyle bu İslam Serbest Kongresi'nde toplanır. Mina, Harem'de "İsmail" bağını kurban ettikten ve zafer şenliklerini kutladıktan sonra tüm İbrahimler bir arada iken her yıl mevsimi gelince Akabe cephesinde Allah'a verilen ahdin bir kez daha ve buyrulduğu şekilde yenilendiği yerdir:

"Allah'ın huzurunda. İbrahim'le birlikte ahdinizi yenileyin."

Buradaki meclis, imanı kuvvetlendirip yeryüzünde "tevhit" sistemini hâkim kılmak ve günümüz putlarını kırıp yeryüzünü bir huzur mekânı haline getirmek için hep birlikte sörk-şilip kucaklanıldığı. yekvücut olunduğu, ümmet kavramının anlamının da onurunun da yeniden idrak edildiği bir meclistir. Kısaca Mİna can alıcı bir soruya tek yürek olarak cevap arandığı yerin adıdır:

“Yaşadığım kâinat ve tüm insanlık için iki elimle ve var gücümle neler yapabilirim?”

Bu özel mekân kahramanlıkların, iftiharların kazanıldığı cephe ve hicretin son durağıdır. Hacı Mina'da oldukça her gün üç şemanı da taşlamayı sürdürerek bayramdan sonraki "teşrik günlerim" şeytan taşlamak için hep burada geçirir. Buraya kadar kendi olma savaşı, zaferle bitmesine ve bu zaferi hakkıyla kutlamasına rağmen niçin hala mücadelededir? Belki her devrim, zaferden sonra yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Belki en büyük zafer bazen gurura kapılmaya neden'olabilir. Zira insan İbrahimleştikten sonra bile yanılıp İsmail'ini kurban etme gururuna kapılabilir. Bu nedenle hacı "kurban bayramlını kutlayabilir ancak "zafer bayramımı değil, ihramını çıkarabilir ama elindeki "cemerat"ı bırakabilmesi için henüz uygun zaman değildir.

De ki. sığınırım sabahın Rabbine.

Yarattığı şeylerin şerrinden,

Karanlık çöküp bastığı zaman gecenin şerrinden,

Düğümlere üfleyenlerin şerrinden

Ve haset edenin haset ettiği zaman şerrinden

(Felak,l-5)

Peki, vesvas kimdir, nedir? Sözlükler şöyle tanımlar:

"Vesvese verici, vesvese üretici ve aşın sevgi yüzünden ortaya çıkan, zihni çürüten bir ruh hastalığı, kara sevda, melankoli hali. Vesvas; kötülük, art niyetlilik, insanın içinde nükseden ve bilinçaltına yerleşen yararsızlık, boşunalık duygusunun adı. Bunların yanı sıra kendisine telkin edilen, zihnine yerleşip yoklayan, kulağıyla duymaksızın ve gözüyle gömleksizin kendisiyle konuşan bir şey."

İşte O Âdemdi ki; iblisin kandırması yüzünden cennetten sürgün edilmişti.

O Kabil'di ki; iblisin katkılarıyla mal, mülk uğruna kardeş katili oluvermişti.

Ve sonunda da insanlık Hz. Resul'ün (a.s.v) yüzyıllar önce ayrıntılarıyla bilgisini verdiği "ahir zaman" gerçeğini yaşamaya başlamıştı. Tüketim çılgınlığı, gösteriş ve lükse düşkünlük, rütbe-mevki hırsları, kredi borçlandırmaları, köpek gezdirip adını "yaşam" koymak, fazla mesaiyle çalıştırılıp adını "refah" diye nitelemek, korkuyla, endişeyle, rüşvetle, zilletle ve ömrü gece gündüz koşturup geçirmekle, kendini devamlı yarışta birkaç yıl geride kalmış hissettirmek, tüm özgürlükleri, değerleri ve fırsatları "lüks" uğruna feda edip '''hayatın sadeliğini ve kolaylığım" hayatı kolaylaştırıcı aletleri satın almak için satmak, ölümüne kadar koşturup, tefekkür için bir an bile ayırmamak hatta bunlar da yetmezse, müzik, cinsellik ve futbolla oyalamak bu zamanın gereği haline gelivermişti.

Ayrıca katliamların adına cihat, yağmalara zekât, rüşvete hediye, insanların çektiği zillete ise Allah'ın iradesi yani kader denilmeye başlanmıştı. Sahteliği ve çelişkiyi görebilen bilgeler ise yüzyıllar boyunca ellerinde bir lambayla şehir şehir gezerek, kendi kendisiyle olmayı başarabilen bir insan aramaya bıkmadan devam edip durmuşlardı. Oysa Allah'ın ayetleri insanlar eşitliği sağlasın, asıl olanı gerçekleştirsin, herkes kendi payını, kendi hakkı ölçüsünde alabilsin ve kardeşçe, dosdoğru yaşamayı basarsın diye durmadan insanlığa seslenmekteydi:

"Andolsun biz elçimizi apaçık belgelerle gönderdik ve beraberlerinde kitap ve mizanı indirdik ki: insanlar adaletle tutunsunlar..."

Ayetin devamında teraziden (eşitlik, adalet) sonra "demir"den bahsetmesi de çarpıcıdır. Çünkü demirin insana faydasının yanı sıra cihattaki askeri güçle de ilgisine dikkat çekilmektedir:

"Ve demiri indirdik, onda savaşın sertliği ve insanlar için faydalar vardır." _ Dolayısıyla doğru yaşamak ve başka yaşamları doğrultmak için var gücüyle çalışmak gereğinin altını çizen yüce Kuran şunu açıkça kaydetmektedir: 'iman edenler Allah yolunda savaşırlar."

Ancak yine de tüm Peygamberlerin, insanlara kazandırdığı şey silah yerire mesajdır. Güç-kuvvet verine hikmettir; bilinçtir, nurdur. Ademoğlundan ise istenilen sadece doğru niyet ve eylemdir. Yani çabadır. Bu nedenle takva sahipleri hep övülmüş ve yüceltilmiştir. Takva kelime olarak ise korumak, muhafaza etmek manasındadır ki; Kur'an konuya ilişkin “libas-ı takva yani takva elbisesi" tabirini kullanmaktadır.

Özetle hacı taşlamanın ardından iki günlük vakfesini gerçekleştirirken böyle bir şuurla ve takva ruhuyla buradaki görevini tamamen sona erdirir. Yanına kararlılığıyla irade gücünü alarak başka yaşamlara da fener olmak gayesi ile artık kendi yaşam yoluna doğru yola çıkar; haccını hayal, hayatını da hac kılabilmek için...

SUAT ARUSAN - TERCÜMEİHÂL

SUAT ARUSAN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  299766

-