21 EKİM 2018 PAZAR

Ayşe Yıldız

BELKİ DE RAMAZAN…

Ayşe Yıldız

Hiçbir şey ha deyince bir kerede olmuyordu, düğün gibi, ölüm, gibi düğüm gibi. Evet, en basiti düğüm bile çaba gerektiriyordu, açmak değil, düğümü atmak bile çaba gerektiriyor, telaş gerektiriyordu.

Kızımın düğünü geldi aklıma, onunla evlenmek isteyen kızımın da gönlünün olduğu bir genç. Bize düğün lazımdı. Düğün lazım tamam düğün lazım yap düğün. Önce isteme merasimi, sonra nişan, sonra düğün… Aşamalar lazımdı mutluluğu yaşamalar için.

Ol deyince her şeyi bir anda olduruvermeye gücü yeten, kudret sahibi Rahman, ayetlerinde evreleri hatırlatır bize;

“Ve andolsun ki, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yarattık.”

Her seferinde tam da şehrime uğramadan gelip geçince ramazan, düşünce gönlüme hüzün…  Diyorum bunu bir daha kendime yapmayacağım. Seneye evet seneye aşamalardan başlayacağım, paldır küldür girince olmuyor. Ramazan gönlüme dolmuyor. İsteme merasimi var bunun, Recep gibi, nişanı var Şaban gibi, düğün olur işte o zaman, bana Ramazan.

Meyveyi dalından koparmak için toprağa tohum atmak gerekiyordu. Sebzenin yemek olması için mutfağa girmek gerekiyordu. Evet, ölüm bile ani olmuyor önce doğum gerekiyordu. Ve ben yine gönlümde açlık hissediyorum ramazan benden giderken. Mideyi doyurmak bir şekilde kolay oluyordu da, gönlün aç olması hiçbir şeye benzemiyordu. Gönlü aç insan mutsuzdur, gönlü aç insana göre hayatın hepsi yemek olsa da o yemek tuzsuzdur işte!

Geldi, geliyor, yarıladık, on gün kaldı derken sonuna yaklaştık. Kayınca avuçlarımdan dedim neydi bu Ramazan? Yine gelen yine gönlüme teğet geçen bu günler neydi? Sahi bu sayılı günler bize ne için geldi? Beklentisi nedir, bizim beklentimiz yok nasılsa, öyle ki gamsız insanlarız, onun beklentisi ne? İlk kez bu sene sordum bu soruyu kendime. Aslında direk ben de sormadım, bu soruyu biraz da yedi yaşındaki kızımın kalbinden çaldım…

Bir çocuk programı için çekimlere giden kızıma oradaki ablaları, orucu fakir olup da yemek bulamayan insanların halinden anlayabilmemiz için tuttuğumuzu söylemiş. Çekim bitince eve gelen kızım;

“Anne mademki orucu fakirlerin halinden anlamak için tutuyoruz o halde oruç sadece zenginlere farz olmalı değil miydi, fakirler neden oruç tutuyor?” Dediğinde mutfakta yemek hazırlığı yapıyordum. Elimdeki bıçağı bırakıp düşündüm. Daha önce orucu düşünmediğimi düşündüm.   Diğer ibadetlerde olduğu gibi oruç ibadetini de adet haline getirmiştim. Sorgulamak itaate halel getirmiyordu oysa. Ne için yaptığını bilmenin ruhuna yansıyan bir tadı vardı.

Oruç tüm hayat boyunca farz değil de bir aya mahsus ise bu işte şaşılacak bir durum yok muydu? Mademki bedenimize, ruhumuza şifa ise oruç, neden terk edelim ki? Yaymak gerekmiyor muydu bu nefis terbiyesini yaşamımıza? Ömrümüz oruçlu geçmeli değil miydi? Belki de iksir burada… Yaymak, yaygınlık, Üstad Ali Şeriati'nin; “Hac Kabe'ye gitmek değil, Kabe' den gelmektir” kelamı geldi yadıma. Bir kere gitmek ve orada durmak için oradan gelmek. Oruçtan gelmek, orucun terbiyesini ömürde kalıcı kılmak. Senede bir böyle fırsat sunumu ihsandı bizlere belki de.

Evet, Ramazan her günü ramazan kılmak içindi belki de…

Ayşe Yıldız

 

 

 

AYŞE YILDIZ - TERCÜMEİHÂL

AYŞE YILDIZ DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  434366

-