27 EYLÜL 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

BEN FIRSATI KAÇIRDIM, SİZ KAÇIRMAYIN!

Hüseyin Yağmur

Modern şehir hayatının insana kaybettirdikleri bir kitap olarak yazılsa yeridir. Anadolu'daki durağanlık, büyük şehirlerde maalesef yok. Hayat hızlıca akıyor ve siz de o dalgaya kendinizi kaptırıp bir yerlere doğru akıyorsunuz.

Sokağımızdaki camiye cemaat olarak gittiğimizde de aynı alışkanlıkların tesirinde hareket ediyoruz. Caminin ruhani kuşatmasından istifade etmek yerine, son selamı verdikten sonra tesbihata ve duaya kalmadan camiyi terk ediyoruz.

Ne acelemiz var? Onu da bilemiyoruz!

Hal böyle olunca birlikte aynı secdeye baş koyduğumuz, omuz omuza Allah'ın huzurunda durduğumuz cami cemaatiyle yeterince tanışıp halleşemiyoruz.

Cami cemaatiyle, imamıyla, müezziniyle tanışıp halleşmeyince İslam Medeniyetinin camiye yüklediği anlam da ortadan kalkıyor, buharlaşıyor adeta...

Bizim sokaktaki caminin cemaati belli kişilerden oluşuyor. Herkes üç aşağı beş yukarı simaen birbirini tanıyor. Ne var ki camiye yeni bir kişi müdavim olduğu zaman bu kişiye 'Hoş geldin, nereden geldin, bir ihtiyacın var mı?' diye soran yok. Böyle bir kültürümüz de yok.

Bundan birkaç sene önce bizim camide yeni bir cemaat peydah oldu. 50 yaşlarında, bir hayli zayıfça, saçları garip bir şekilde beyaz bir kişiydi bu.

Fakat garip bir huyu vardı. Müezzinin kameti bitirmesini bekliyor, daima cemaate son kişi olarak en son halka olarak katılıyordu.

Gel zaman git zaman, beyaz saçlı adam bir ara gözükmez oldu. Sonra birden tekrar peydah oldu. Fakat yine farklı bir uygulamayla cemaate katılmaya başladı. Adam bu kez cemaate hiç katılmıyor, en arkada bir köşede imama tabi oluyordu.

Ne meraksız ne duygusuz adamlarız! Ben bütün bu olanları görüyor, yine son selamı verip camiden çıkıyordum.

Sanki, selam verip çıkmayanlar, camide oturanlar da bu esrarengiz şahısla pek ilgilenmiyorlardı.

Neden çok zayıftı? Neden saçları ağır bir hastalık geçirmiş gibi beyazdı. Neden cemaate böyle katılıyordu? Korkarım benim gibi, kimse de bunu merak etmiyordu.

Sonra adam bir daha kayboldu. Gidiş o gidiş. Öldü mü, kaldı mı, yoksa, 'Ben bu adamlarla namaz kılsam ne olur, kılmasam ne olur?' diye mi düşündü bilemiyorum.

Şimdi bu esrarengiz şahıs gönlümün bir köşesinde ukdedir. Neden o adamın haliyle hallenmedim. Hani Müslümanlar bir binanın tuğlaları gibiydiler? Veya birine bir acı gelse, diğeri duyardı? Bu ilkeleri çok duyduk ama hayatımıza bir türlü yansıtamıyoruz.

Şimdi tam namaza duracakken gözümün ucuyla bakıyorum. O adam gelip de son anda caminin bir köşesinde yerini alacak mı diye?

Sizin de namaz kıldığınız caminizde benim bahsettiğim tipten cemaatler vardır. Ben fırsatı kaçırdım, siz kaçırmayın!

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

  1. Bu arada ertesi gün Musa rabbini beklerken bir ak saçlı, ak sakallı ihtiyar geliyor... bir bir müşkilini dile getiriyor....Musa as. şimdi git sonra gel rabbimle görüşeceğim birazdan gelir...diyor...ihtiyar üzgün.... ayrılıyor ordan....üç gün beş gün bekliyor Musa ....kimse yok....ey rabbim ....bekledim bekledim....günlerce bekledim....gelmedin....deyince....geldim ey Musa..geldim....geldim ama sen beni dinlemedin...bir bardak su istedim vermedin....deyince aklı başına geliyor ve o anı hatırlıyor Musa...kuluna yapılan güzelliklerin Allah için yapıldığını o zaman anlıyor Musa as........

  2. “Bizim kültürümüzde böyle bir şey yok” derseniz Allah razı olmaz.....çünkü bu ilgi geleceğimizde ,göreceğimizde var....vardı da artık kaybolmaya yüz tutmuş demek ki oralarda.... çünkü hala yaşayan yerler var....Bu durum insanların kendilerine ve çevrelerine yabancılaştığı yerlerde mevcut....belli ki Allah sizi şu meşhur bir kıssa vardır ya o kıssa da ki Musa ‘yı as. denediği gibi denemiş olmalı... hani bir gün Musa as. Allahtan görüşme talebinde bulunuyor....Allah cc. Kabul ediyor...ertesi gün oluyor....yok...ertesi gün oluyor yok...ertesi gün oluyor yine yok musa as.’a göre.....

Yorum Yaz

  114345

-