14 KASIM 2019 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

BENDEN TARAFTAR OLMAZ!

Hüseyin Yağmur

Bir İranlı entelektüel ülkesinin sürekli kahramanlar tarafından kurtarılmasından şikayet ediyordu. Gerçekten de bir ülke sürekli kahramanlar tarafından kurtarılmak zorunda kalıyorsa, o ülkede derine gitmiş kronik bir yönetim sorunu var demektir.

Ülke, bu krizi kahraman aracılığı ile aşarsa bu kez de başka bir sorun çıkıyor.

Ülkenin kurtarıcısı olan kahraman kendini ülkenin sahibi görüyor. Bu psikoloji de beraberinde başka sorunları getiriyor.

En iyisi saat gibi tıkır  tıkır işleyen sistemli, kurallı bir ülke yönetimine sahip olmak.

………………

Önceki gün bir dostum anlattı. Avustralya'da balık avlanması bir sisteme tabi imiş. Herkes denizde, devlet tarafından gösterilen balık avlanma mahallerinde avlanabiliyor, yakaladıkları balıkları hazır bulundurulan cetvelle ölçüyor, eğer 30 santimden küçük ise denize geri atıyorlarmış.

Avcıların ihtirasından balıkları korumak için Avustralya devleti, kibar bayan görevliler bulunduruyor, bu görevliler av mahallini terk eden balıkçıların sepetlerini kontrol ediyor, eğer sisteme uymayan varsa onlara ağır cezalar veriyorlarmış.

1400 yıl önce köpek yavrusunu koruyan sistemin mirasçılarının başaramadığını Avustralyalılar başarmışlar.

İnsanlarını koruyorlar, çevrelerini koruyorlar, balıklarını koruyorlar. Buna göre bir sistem kurmuşlar...

Bizde ise böyle şeyler olursa ancak şahsi kahramanlık ve fedakarlıklarla oluyor. Bu da başka bir krize sebep oluyor.

O yüzden ben sistem taraftarıyım. İslam'ın da bir sistem manzumesi olduğunu görüyor, gözlüyor, amatörlüğe saplanıp kalmış halimize hayıflanıp duruyorum.

…………………

 Önceki gün ziyaretime gelen bir dostum içine düştüğü bir ikilemden şöyle söz ediyordu: Beni sosyal çalışmaların yönetimine davet ediyorlar. Katılıp kendi fikirlerimi söylüyorum. Nedense toplantılarda katılımcılar yeni şeyler üretmek yerine, yönetim tarafından sunulan önerilere  tabi olmayı marifet sayıyorlar. Ben de ne yapacağımı şaşırdım! Toplantılara katılsam bir türlü katılmasam başka türlü…

 İtiraf ediyorum ben de biraz bu dostumun meşrebindenim. Olaylara bir taraftar gözüyle değil, çok yönlü bakmayı seviyorum.

 Bendeniz İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 2006 yılından beri geleneksel hale getirdiği havai fişek gösterisine karşıydım mesela… “İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin havai fişek gösterisi yapmak gibi bir görevi ve mesuliyeti yoktur.” Diye düşünüyordum.

 Önce konuyla ilgili eski bir gazete haberine bir göz atalım: İstanbul'da görkemli bir havai fişek şovuna dönüşen 29 Ekim kutlamaları, boğaz manzarası gören restoran, cafe ve otellere yaradı. Rezervasyon sayıları yüzde 50'ye yakın artan işletmeler, hazırladıkları mönüleri de dikkat çekti. Tanıtım için sosyal medyayı da kullanan otel ve restoranlar, 18.30'dan gecenin geç saatlerine kadar dolup taştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 48 bin hava fişek kullanılarak hazırlanan görsel şölenin 2 milyon TL'ye mal olduğu tahmin ediliyor. Boğaz'ın iki yakasında on binlerce kişinin coşkuyla izlediği ışık ve ses gösterisinde 48 bin havai fişek kullanıldı. Her biri 8 bin watt enerji veren 150 skytracer kullanılan gösterilerde havai fişekler, İstanbul Boğazı'nın üzerinde yaklaşık 250 metre yükseldi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin dünya çapında bir şölene dönüştürdüğü Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında, 30'u yurtdışından 300 kişilik bir ekip görev yaptı.

 “Türkiye 2 milyon lirayı havaya savuracak kadar zengin bir ülke değildir. diye düşünüyorum.İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2 trilyonu havaya savurmak yerine vatandaşa sattığı su ve doğalgazdan indirim yapsa cumhuru daha çok memnun etmiş olur.Cumhuriyetin şanı havaya fişek savrulmasıyla yücelmez, bunu bilin! Halkı ve İstanbulluyu daha çok mutlu edin! Asıl mesele budur!” deyip duruyordum. Dinleyen olmadı.

 Havaya savrulan fişekler Kadir Topbaş'ı kurtaramadı. Bakalım şimdi yönetime gelen Ekrem İmamoğlu ne yapacak?

 ……………………

Toplumları daha güzel bir taşıyacak eleştirel düşüncedir  aslında. Esasen ben hiçbir zaman iki gözümü de bir iktidara teslim etmedim. Sağ gözüm şükür gözüdür. Bu gözümle yapılan hizmetleri görür Allah Teâlâ'ya ve o hizmeti  yapan insanlara teşekkür ederim.

Sol gözüm, eleştiri ve analiz gözümdür. Bu gözle gördüğüm hizmetleri ‘Acaba daha iyi nasıl olabilir?' diye sorgularım ve bunu da mümkün olduğu kadar tanıdığım yetkililere ulaştırmaya çalışırım.

Bir toplumda yönetilenler gözlerinin ikisini de eğer iktidara teslim ederse bu toplumda eleştirel düşünce ve iktidar gelişmez.

Geçtiğimiz haftalarda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yeni belediye başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Beyazıt Meydanı ile ilgili bazı faaliyetler yapmak istediği basına yansıdı. Haberlere göre burada bir keşif çalışması yapmış olan İmamoğlu, meydanın çok kötü bir durumda olduğunu söylemiş.1960'da Turgut Cansever'in yaptığı bir projeyi 6 ay içerisinde Beyazıt Meydanı'na uygulayacağını söylemiş.

Ben de uzun yıllar İstanbul'da yaşamış ve çok sıkça Beyazıt Meydanını kullanmış bir kişi olarak şunu söyleyebilirim: Ak Partili belediye başkanları Beyazıt Meydanına maalesef hiç bir ilgi göstermediler. İstanbul'un en eski tarihi meydanı maalesef bir çöplük gibi bir depo gibi bir 3. Dünya ülkesi mekanı olarak  yıllarca kaldı. İşin tuhaf yanı birçok kültür ve sanat adamı da Beyazıt Meydanı ile ilgili bildiğim kadarıyla iktidara bir uyarıda bulunmadı. Çünkü bu anlamda yapacakları bir uyarı onları içinde bulundukları iktidar nimetlerinden edebilirdi.

Beyazıt Meydanı ile ilgili haberleri okuyunca aklıma Beyazıt Camii'nin hali geldi. Benim hatırladığım kadarıyla Beyazıt Camii yaklaşık 5 yıldır tamirat halinde. Kimse bu sorunla ilgilenmiyor. Kimse de bu işe sahip çıkmıyor.

İstanbul'a en son gittiğimde tamirat tadilat tabelalarının fotoğrafını çekip bir yetkiliye gönderdim. Çünkü cami tamiratı tabelada ilan edilen yılı en az üç yıl geçmiş vaziyetteydi. Ama maalesef hiçbir gelişme olmadı. Hiç kimse ‘Beyazıt Camii'nin tamiratı neden bu kadar uzadı?' Diye sormuyor, sormaya cesaret edemiyor. Bir sorumsuz  anlayış İstanbul'un merkezinde hakim bir vaziyette hüküm sürüyor.

Gençliğimde, Anavatan Partisi İktidarında Şehzadebaşı Camii tamiratı da böyle başlamış ancak bir türlü bitmemişti. İnşallah Beyazıt Meydanı ile birlikte Beyazıt Camiini de yetkililer ele alıp hem bu kötü müteahhitten, hem de bu vurdumduymazlığa seyirci kalan Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün elinden kurtarırlar.

………………….

Bu arada bir hakikati daha söyleyeyim: “15 Temmuz Darbe kalkışmasının sene-i devriyelerinde anmalar oluyor. Bu anma programlarını organize eden uyanık geçinen yöneticiler kahraman  halkı programa davet eden yazılarda buyurgan bir dil kullanıyor ve “Rica ederim” diyorlar.

15 Temmuz Darbe Gecesi kendileri aslında nerde olduğu bilinmeyen bu  uyanık geçinen kişiler, vatandaşı meydanlara çağırırken kendilerini kahraman halkın amiri olarak gördüklerinden, mail mesajlarında, cep telefonu mesajlarında “Rica ederim” diyorlar.

Bu kafa kendisini amir,  kahraman halkı memur olarak gören kafadır. Bizim Kahraman halkımızı hiçbir devlet görevlisinin “Rica ederim” diye bir yere davet etme hakkı yoktur. Çünkü bizim halkımız kahramandır. Şimdi  orada bu işi yapan, çeşitli banka reklamlarıyla 15 temmuz anması yapan memurun ise 15 Temmuz gecesi nerede olduğunu kimse bilmiyor.

Kurban Bayramı günlerinde yeni açılan şehitler müzesini ziyaret etmek istedik. Ne yazık ki müze kapalıydı. Memur kafası  olunca böyle oluyor. Buraya  insanlar  mesai gününde gelecek değil ya !.Buraya bir nöbetçi  memur koymak çok mu zor?

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  261638

-