20 EYLÜL 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

BİLGİYLE ÖZGÜRLEŞMEK, İDRAKLE ARİFLEŞMEK

Hüseyin Yağmur

Bizim zamanımızda ilkokul müfredatları zayıf idi. Ali topu at! Koş Ayşe koş! tipinden tarihi derinliği olan (!) anlatımlar kitaplarda yer alırdı.

Bu öğretim ve eğitim tarzı ülkemizde ‘akıl tutulmalarına' ve ‘boyun tutulmalarına sebep oldu. Nitekim Ülkemizde yaşanılan akıl almaz gelişmeleri çoğu zaman ‘akıl tutulması' şeklinde niteleyen entelektüel tesbitlere rastlarız. Akıl tutulması daha çok, muhatapların zihni yeteneklerinin dumura uğradıklarını gösterir bir tesbit...

Bize göre ülkemizde akıl tutulması vakalarının yanı sıra derin boyutlarda hâkim bir ‘boyun tutulması' mevcut.

İttihat ve Terakki iktidar yıllarından itibaren ortaya konulan bakış açısına doğru yönlendirilmiş Türkiye, o günden beri ‘tek bir noktaya bakmaktan dolayı' boynu kireçlenmiş bir beden vaziyeti almış durumda.

Boyun tutulma vakaları sadece Türkiye'ye mahsus bir olgu değil. Geri kalmış bütün ülkeler aynı sendromdan muzdarip.

Ülkesini kapalı bir hapishaneye çevirmiş Monarşik Kominist Küba yönetimi, ‘Kuzey Korelinin Kuzey Koreli'den başka dostu yoktur' propagandasıyla halkını zehirlemiş Kuzey Kore Yönetimi, polis devleti rejimlerinin kitaba girecek örneklerinden Kominist   Çin yönetimi bunlardan bazıları.

Kendisine egemenlerce dayatılmış tek bir noktaya baka baka boynu kireçlenmiş Türkiye de uzun zaman boyun ağrıları çekti.

Hayata başka bakış açıları olduğuna inanan dost ellerin bu kireçlenmiş yapıya başka yönleri de göstermek için yaptıkları muameleler ise egemen iradenin varlık sebebine yönelik müdahale kabul ediliyordu.

Türkiye'ye yeni ufuklar, yeni bakış açıları katmak isteyen milli irade temsilcileri hala bu sıkışmışlığın tesirlerini yaşıyorlar.

Yeni Türkiye'nin temsilcileri bir yandan kireçlenmiş boyun tutulmasına müdahalenin zorluğu ile bir yandan da ülkeye yeni bakış açıları kazandırmanın arzusu içerisinde kendilerine her gün yeni bir yöntem bularak mesafe katetmeye çalışıyorlar.

Nitekim okul müfredatları boyun tutulmasının ve akıl tutulmasının tesirinden bir nebze de olsa kurtulup biraz değişti.Önceki gün ilköğretim okulu kitaplarında yer alan bir metinle karşılaştım. Doğrusu metin beni yeni nesiller adına umutlandırdı. Bu metni sizlerle de paylaşmak istedim:Bilmek neye yarar? Karar vermeye. Çünkü her zaman bildiklerimize dayanarak karar veririz.

Hiçbir şey bilmediğimizde, seçim yapmak da karar vermek de olanaksızdır. Bu durumda, bizim yerimize karar veren başkalarıdır. O zaman, havada rüzgârın kendini götürmesine izin veren bir balona benzeriz. Özgürlüğün tam karşıtıdır bu.

Hayatta vazgeçemeyeceğimiz bilgiler vardır. Konuşmayı, saymayı, okumayı, yazmayı bilmeden başkalarıyla iletişim kurmak olanaksızdır. Hem ayrıca, bir konuyu bilmek; olup bitenleri anlamanıza da yardımcı olur.

Örneğin, hiçbir şey bilmeden, ilgimizi çeken mesleği nasıl bulabiliriz? Hiçbir spor dalını tanımıyorsak, sevdiğimiz sporu nasıl seçebiliriz? Eğer varlıklardan bile haberdar değilsek; müziğin, resmin ilgimizi çekip çekmediğini nasıl bilebiliriz? Ne kadar az bir şey bilirsek o kadar az seçeneğimiz olur. Çok fazla şey bildiğimizdeyse çok fazla seçeneğimiz olur.

Bilmek, özgürlük sağlar: Karşıdan karşıya geçmeyi bilirsek yalnız başımıza dışarı çıktığımızda kendimizi özgür hissederiz. Okumayı ve para saymayı bilirsek yanımızda yetişkinler olmadan alışveriş yaparken kendimizi özgür hissederiz.

Bebek emeklemeyi, öğrendiğinde, başkalarının yerini değiştirmesini beklemesine gerek kalmaz. Artık daha özgürdür. Yürümeyi öğrendiğinde, çok daha iyi olur. Koşmayı öğrendiğinde daha da iyi… Öğrenmek ve bilmek, insanın kendini özgürleştirme yollarıdır.

Bebekler, meme emmekten başka pek bir şey bilmezler. Dünyaya yeni gelmiş bir arının, bir bebekten daha akıllı olduğunu düşünebiliriz: Çünkü bal okulu diye bir şey yoktur. Ama yine de arı, nasıl bal yapacağını bilir.

İnsan yavrusu ise öğrenir. Bebek, milyonlarca şey öğrenecek ve arıyı kısa zamanda geçecek. Arı, hiçbir zaman doğduğunda bildiklerinden daha fazlasını bilmeyecek. Uzaktan en güzel çiçekleri bulabilmek için dürbünü icat edemeyecektir… Arının bilgisi hiç değişmeyecek oysa insanların bilgisi durmadan değişip gelişecektir.

İnsanoğlunda bilmekten sonra idrak etmek aşamasına geçiliyor.

Biz İmam Hatip okulunda öğrenciyken Meslek dersi hocalarımız nerede bulunduklarının, ne yaptıklarının maalesef idrakinde değillerdi.

Asık suratla girip asık suratla çıktıkları sınıflardan arkalarında iyi intibalar bırakmadılar. Hasbelkader İmam hatip okuluna gelmiş birçok öğrenciyi de okuldan kaçırdılar.

İmam Hatip öğrencileri onlardan doğan saygı boşluğunu Matematik, Felsefe, Türkçe gibi derslerin öğretmenleriyle dolduruyordu. Çünkü onlar o kadar çok sevimli insanlardı ki..!

Önceki gün bir akademisyen arkadaş anlattı. Bir üniversitenin Tarih bölümüne ‘istatistik' dersi koymuşlar.

İstatistik hocası bir anda bölümün en popüler hocası olmuş. İstatistiği anlamayan öğrencilere taviz vermiyor hatta çatır çatır sınıfta bırakıyormuş.

Okul ve öğrenciler Dünyanın istatistiğini bilen, ancak Tarih öğrencisinin halini ve kendi, konumunu idrak edemeyen bir öğretmen ile karşı karşıya kalmışlar.

 

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  124342

-