31 MAYIS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

BİR FENOMEN OLARAK İSMET İNÖNÜ

Hüseyin Yağmur

Bugün;bundan 43 yıl önce 25 Aralık 1973 gününde ölen Türkiye Cumhuriyeti'nin iki numaralı adamı, 2.Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün kişilik çizgisinden bazı ipuçlarını sizlerle paylaşacağız.

 Bir Taktisyen Olarak İsmet İnönü

 İsmet Paşa'yı yakından tanıyan bütün şahitler onun usta bir taktisyen olduğu konusunda hemfikirdirler.O,her şeyden evvel maharetli bir taktikçidir.İsmet Paşa Hatıralarında çocukluk günlerini anlatırken “Babasının usta bir satranç oyuncusu olduğundan,kendisinin de bütün satranç taşlarını  on yaşından itibaren yakından tanıdığından bahseder.”(İönü-Selek,2006:25)

 22 yaşında genç bir yüzbaşı olarak hayata adımını attığı günden beri bu maharetini ustaca kullanmaktadır.

 Gazeteci ve tarihçi İsmet Bozdağ'a göre İnönü; Zamanın çoğu alaylı, iri yarı, çatık kaşlı subaylarının zaafiyetlerini takip eden sonra da bunları ustaca pazarlayan genç bir subaydır.(Bozdağ,1972:20) 

 Mustafa Kemal Paşa, kendisine en sãdık dava arkadaşı olması münasebetiyle İsmet Paşa'yı daima desteklemiş ve korumuştur. Bu korumanın farkında olan İsmet Paşa, “Mustafa Kemal'e en yakın olan arkadaşlarını dahi birer vesile ile ondan uzaklaştırıp üçüncü, dördüncü plâna atmış, bu siyaset şampiyonluğu” (Arvas,1946:51) ile daima zirvede kalmayı başarmıştır.

 Yakup Kadri Karaosmanoğlu da benzeri gözlem ve kanaatlerin sahibidir.

 Uzun yıllar iktidarda tutunabilmesini en çok bu kabiliyetine borçludur. Nice güçlü ve ünlü rakibini bu taktiğe sığınarak bertaraf etmiştir. (Karaosmanoğlu,1993:70)

 Mustafa Kemal'in daima üzerine koruyucu kanatlar germesi sayesinde İsmet Paşa, “Rejimin en güçlü adamının himayesinde ‘confortable' bir iktidar koltuğunda hüküm sürmüş, rakip ve muarızlarını ustalıkla yok etmiştir.” (Karaosmanoğlu,1993:98)

Mudanya Mutarekesi imzalanmasindan yarim saat sonra konferans salonu balkonunda Ismet Inonu  ve Turk Heyeti

 İsmet İnönü ve Kurtuluş Savaşı

 Yukarıda bahsi geçen taktisyen karakterinden dolayı İsmet Paşa, Kurtuluş Savaşına katılma konusunda da derin tereddütler ve gelgitler yaşamıştır.

 Mütareke günlerinde herkes ‘Ülkeyi bu  badireden nasıl kurtarırız?' diye düşünürken İsmet Paşa farklı ve kestirme düşüncelere sahipti.Falih Rıfkı Atay, bundan şöyle bahsediyor:

 İsmet Paşa, Kazım Karabekir'e şöyle bir mektup yazmıştı:‘Anadolu'da Amerika milletine müracaat edilse pek ziyade faydası olacaktır', deniyor ki ben de tamamiyle bu kanattayım. Bütün memleketi parçalamadan Amerika'nın mürakebesine tevdi etmek yaşayabilmek için yegane ehven çare gibidir.(Atay,1998:191)

Ülkenin kurtuluşu  için  o günlerde Amerikan mandasını en kestirme yol olarak gören İsmet Paşa, kendisi için de sakin bir hayat hayal etmektedir.Kazım Karabekir Paşa, bu vaziyeti şöyle anlatır:

 İstanbul'a döndüğümde herkesi çok umutsuz gördüm. Arkadaşım İsmet (İnönü) "Bu iş bitti Kâzım, gidip çiftlik satın alalım, sen Kâzım Ağa ol, ben İsmet Ağa olayım." diyordu.(Armağan,2011)

 İnönü'nün hayatının dönüm noktalarından biri, Anadolu'daki milli mücadeleye katılma konusunda yaşadığı işte bu derin tereddütlerdir. İsmet Paşa, arzulamadığı halde bir gün Ankara'ya gider.Ancak İsmet Paşa, bir süre sonra“Mustafa Kemal Paşa'dan izin isteyerek İstanbul'a geri döner.” (Bozdağ,1972:23)  

 Atatürk'ün kurmay heyetindeki Binbaşı Hüsrev Gerede de bu tarihi ayrıntıyı Hatıralarında şöyle anlatır:19 Ocak 1920: İsmet (İnönü) ile Japon Rıza, İstanbul'dan geldiler. İsmet (İnönü) Ankara'da bizim yerimize Mustafa Kemal Paşa'nın yanında kalacaktı. Bir süre sonra İstanbul'a dönmüş.(Gerede-Önal-2003:169)

 İsmet Paşa'nın tekrar Ankara'ya gidişi İstanbul'da bütün ümitlerin kaybolduğunu görmesinden sonradır.

 Gerede, bu vakıayı ise  hiç bilinmeyen çarpıcı bir bilgi ile anlatır.Bu bilgiye göre;İsmet İnönü İstanbul'dan Anadolu'ya Amerikan askeri kıyafetiyle  kaçmıştır.

 İsmet (İnönü) Bey,  Meclisin  işgali günü Rauf Bey'e “Hükümetin milletvekillerini Anadolu'ya geçirmek olanağının olup olmadığını anlamak istediğini, kendisince artık hükümet kalmadığını” söylemiş. Bu konuşma üzerine İsmet Bey,Rauf Bey'den Üsküdar Sultantepe'deki Özbek Tekkesi'ne sığınma ve Üsküdar Jandarma örgütü aracılığı ile Anadolu'ya kaçma önerisi alarak Meclis'ten ayrılmış. 23 Mart gecesi Amerikan askeri kıyafetiyle  Ankara'ya kaçmış. (Gerede-Önal-2003:182)

Falih Rıfkı Atay, İsmet İnönü'nün ikinci defa Anadolu'ya geçişinde ilk etapta Mustafa Kemal tarafından soğuk karşılandığını nakleder.

 16 Mart'tan sonra Ankara'ya gelmekten başka çare kalmadığını gören ve Saffet Arıkan  ve  arkadaşlarına katılarak Ankara'ya gelen İsmet Bey'e (İnönü), Mustafa Kemal soğuk davranmıştı.(Atay,1998:208)

 Başbakan İsmet İnönü

 İsmet İnönü, Kurtuluş Savaşı günlerinden itibaren uzun süre Başbakanlık koltuğunda oturdu.Bu sırada bir çok tartışmalı icraata da imza attı.

 İsmet İnönü, Başbakan sıfatıyla 1932 yazında Mussolini İtalya'sını ziyaret etmişti. Türk heyetinde Tek Parti iktidarının Recep Peker gibi, daha sonra faşist izler bırakan bütün ileri gelenleri mevcuttu. Roma'da ‘Gönüllü Faşist Kışlaları' gezildi. ‘Faşist Çocuklar Teşkilatı'na kadar faşizmin özgün uygulamaları detaylı incelendi. 1930'lu yılların Türk Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi, Halk Evleri, Köy Enstitüleri ve 19 Mayıs törenleri bu gezinin verdiği ilhamların eseridir.

 Mustafa Armağan, İnönü ve ekibinin İtalya gezisini şöyle tahlil eder:

 İnönü'nün İtalya seyahatinin Mayıs ayına, ırkçı tezlerin kabul edildiği Türk Tarih Kongresi'nin ise aynı yılın Temmuz ayına tesadüf etmesi anlamlı değil mi? Bugün Kürt sorununu çözmeye çalışırken karşımıza hep o 1932 tarihli Birinci Türk Tarih Kongresi'nin ırkçı tezlerinin çıkması da öyle. Aynı yıl kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin (daha sonra Türk Dil Kurumu) ilham kaynağı da Faşizmin o sıralarda moda olan "arı dil" saçmalıklarıdır.(Armağan,2006)

 Dönemin ‘dili özleştirme' çabalarının başında Başbakan İsmet Paşa vardı.Mahmut Goloğlu,bu vakıayı şöyle anlatır:

 İsmet Paşa, yepyeni ulusal bir dil yaratmak isteyenlerin öncülüğünü yapıyor, hiç duyulmamış, bilinmemiş sözcüklerle konuşuyor ve yazıyordu. (Goloğlu,1974:139)

 Başbakan olarak İsmet İnönü, sertlik politikalarını savunuyor, muhalifler hakkında ağır sözler sarfediyordu.

 Atatürk'ün yaverlerinden Kılıç Ali, İsmet Paşa'nın bu sertlik politikalarının şahitlerindendir.

 Hiç unutmam: Bir gün Kâzım Karabekir Paşa'nın İstanbul'da yaptığı bir açıklamaya kızarak “Biz bu ağızlara mühür vurmasını biliriz” demişti. Gazi, Bu sözlerinden ötürü İsmet Paşa'ya kızmış, “İyi ama nasıl mühürleyeceksin?” diye sormuş, sorusuna cevap alamamıştı. (Kılıç-Turgut, 2010:236)

 Prof.Dr.Mete Tunçay da Şeyh Sait İsyanı'ndan sonra gerçekleşen benzeri  bir başka olayı şöyle nakleder:İsmet Paşa ise, “Hayır bunlarla böyle mücadele edilemez. Zaten asıl mesele sadece o başkaldıran Kürtler değil. Asıl mesele, o havayı yaratan İstanbul'daki soysuz aydınlardır” diyordu.(Tunçay,2010)

 İsmet İnönü, Mustafa Kemal'in Serbest Fırka'yı kurdurduğu yıllarda tabiî olarak kendi iradesi dışında gelişen çok seslilikten rahatsız olmuş ve demokrasi anlayışını, “Ben çatlak sesler çıkaran dört yüz kişi yerine rap rap peşimden gelen on kişiyi tercih ederim!” (Apuhan,1993:101)  sözleriyle açıklamıştı.

 Nitekim 1931-1935 devrinde müstakil mebus olarak TBMM de bulunan Halil Menteşe'nin Mustafa Kemal'in bütün ısrarına rağmen yeni devirde mebus seçilmesine “‘Bize muhalefet yaptı' gerekçesiyle karşı çıkmış ve listeye girmesine engel olmuştu.” (Ağaoğlu Samet,1993:98)

 Paşa'nın muhalif sese karşı alerjisi o kadar yüksekti ki liberal görüşleriyle bilinen Ağaoğlu Ahmet Bey'i, Atatürk'ün tabiriyle,  “Kendisi olmasa parça parça edecekti.'” (Uyar,1999:162)

 Önemli bir taktisyen olan Başbakan İsmet Paşa, “Zaman içersinde CHP ve rejim içersinde Mustafa Kemal ile boy ölçüşecek kadar güçlenmiş, bu gerçek, ‘Atatürk'ün adamları - İnönü'nün adamları”' (Toker,1970:62)   şeklinde bir hizipleşmenin ortaya çıkmasına dahi sebep teşkil etmişti.

 Ancak o, bu gerçekten kaynaklanan problemlerin ortaya çıkmasına da usta manevralarla mani olmuş, Mustafa Kemal'e yazdığı bağlılık mektuplarıyla sadakatini daima perçinlemeyi bilmiştir. Bu mektuplarda Mustafa Kemal onun ‘Sevgili velinimeti'dir.

 “Mustafa Kemal'in geçirdiği soğuk algınlığı yüreğinin ta içindeki muhabbet hislerini sızlatmıştır. Bu duygularla iki mübarek elinden, sevgili ve can verici yüzünden doymadan binlerce kez öpmektedir.” (Mumcu,1998:90) 

 Cumhurbaşkanı İsmet İnönü

 Atatürk'ün ölümünün ardından bu kez İsmet Paşa'nın 12 yıl sürecek Cumhurbaşkanlığı dönemi başlar.Bu dönemde İsmet Paşa, ülke yönetiminde artık tek ve rakipsiz bir vaziyettedir.Bir süre sonra partisi tarafından kendisine ‘Milli Şef' unvanı verilir ve etrafında yarı ruhanî bir kült oluşturulur.

 Onun maiyetinde çalışanların Milli Şef ile ilgili bağımsız düşünceleri yoktu. Onlar için Milli Şef, bu ülke için bulunmaz bir nimetti.

 Devrin şahitlerinden biri olan Nimet Arzık'ın İsmet Paşa tahlilleri birbirinden ilginçtir.

 O, her şeyden önce “Geçmişten aldığı hızla gelecekteki kuşakların kaderlerine hükmeden bir padişahtı. Son Padişah...”  (Arzık,1966:28)

 “Monomandı. Yalnız kendisi vardı, ya da kendi yetiştirdikleri... Kendi geometrik dünyasının dışındaki dünyayı yok sayardı... Hiçten yarattığı insanları tutardı. Kendi kendini yapan insana karşıydı.” (Arzık,1966:30-31)

 Bir defasında partinin kurmaylarını toplamış, onlar bildiklerini İsmet Paşa ile paylaşmanın heyecanını yaşarken, “Sizi fikrinizi almak için değil, fikir telkin etmek için çağırdım!” (Arzık,1966:34) diyerek heveslerini kursaklarında bırakmıştı.

 Yaşadığı devirde varlığıyla dünyayı adeta o tek başına dolduruyordu. Kendisi de, takipçileri de Şefin bu yarı ruhanî kişiliğine canı gönülden inanmışlardı.

 Kendi kabinesinin bakanı Topçu İhsan, Yüce Divan'da yargılanırken suçlandığı evrakta Başbakan İsmet İnönü'nün imzası olduğunu söylemek zorunda kalınca siyaset tãrihine geçecek bir cevapla imha olmuştu.

 “Milli Şef, ‘İmza benim, mesuliyeti onundur'” (Ağaoğlu Samet,1993:106) diyerek Topçu İhsan'ı ve ileri sürdüğü haklılık vesikasını çürütüp atmıştı.

 Bir zaman siyaset gereği hükümetçe destekledikleri Turancı gençleri vaziyet değişip hapislere atmak gerekince bunun gerekçesini partisinin genel sekreteri Memduh Şevket Esendal'a,“Bu gençlerin niyetleri milliyetçiliği yaymak değil. Gözleri bizim koltuklarımızda'”(Ağaoğlu Samet,1993:105)  cümlesiyle açıklamıştı.

 Milli Şef, bir zamanlar kendi oğlu için ülkenin başşehrinde bir fakülte tesisine karar verebilecek kadar güçlüydü. “Oğul Erdal İnönü'nün fizik tahsili için annesinden ayrılıp İstanbul'a gidemeyeceği anlaşılınca Ankara'da Ankara Üniversitesi bünyesinde bir Fen Fakültesi kuruluvermişti.” (Yaşar:2004)

 İsmet İnönü ve Çok Partili Hayat

 Milli Şef İsmet İnönü'ye kalsa bir padişah gibi ülkeyi tek parti rejimi ile yönetecekti.Ancak Dünyada gelişen dış dengeler Türkiye'de çok partili hayatı mecburi kılınca İsmet Paşa da buna göre yeni bir tertip içine girivermişti.

 Bu tertip doğrultusunda bir grup CHP milletvekili partiden ihraç edilerek Demokrat Parti kurduruldu.

Gazeteci Engin Ardıç bu olguyu şöyle izah eder:

 CHP demokrasiye değil, ‘çok partili sisteme' geçmişti.İkisi farklı şeylerdir.İnönü, çok partili sisteme geçti ama demokrasiye değil.(Ardıç,2010)                             

 İsmet Paşa, demokrasiye inanan bir lider hiçbir zaman olmamıştı.Bu yüzden “1943 yılında Meclis'teki tenkid havası büyürse gelip Meclisi sarması için Şarktaki Muğlalı Mustafa Paşa'ya talimat vermişti.”(Ağaoğlu Samet,1993:221)

 İsmet Paşa, oportünist kişiliğiyle çok partili hayatın getirdiği değişimi hemen yakalamıştı.Daha önceden her türlü dini uygulamaya şiddetle karşı çıkarken bu kez gittiği yerlerde İmam Hatip Okulu sormaya başlamıştı.

 Kurmay Albay Kenan Kocatürk Aşkale'de şahit olduğu olayı Hatıralarında şöyle anlatır:

 “Beyaz treniyle yaptığı yolculukta Erzurum Aşkale'ye adımını attığında Kaymakam'a ilk sözü ‘Buraya İmam Hatip okulu açılmadı mı?” sorusu olmuştu. (Kocatürk,1999:490)

Şef için temel esas, daima iktidarın zirvesinde kalmak olduğundan bu neticeyi elde etmeye yarayan her tarz ona mübah gelebiliyordu.

 Nitekim 1947 yılında daha Demokrat Parti'nin çiçeği burnundayken “Hadımköy'de bazı üst seviye subaylara DP'yi şikayet ederek,Size güveniyorum. Belki hareket edeceğiz!'(Ağaoğlu Samet,1993:69) sözleriyle bir darbe münasebeti içine girmekten çekinmemişti.

 Gün gelmiş çok partili hayatın bir cilvesi olarak İsmet Paşa zirveden düşüvermişti. Güç dengesi bu sefer başka bir yöne kaymış, güce tapan yığınlar ona arkalarını çevirmişlerdi.

 İsmet Paşa bu devirde öylesine derin bir yalnızlık içinde kalmıştı ki, artık onun bir zamanlar Milli Şef unvanını taşıyan eski bir cumhurbaşkanı olduğunu anlamak için bin şahide ihtiyaç vardı.

 Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun naklettiğine göre “Paşa, konuklarını kapıda karşılamakta, hazin ve perişan bir halde boyunlarına sarılmaktaydı.”' (Karaosmanoğlu,1993:198)

 İsmet İnönü'nün Değerler Dünyası

 Milli Şef'in insanî kimliği kadar siyãsî ve ideolojik duruşu, O'nun değerler dünyasının anlaşılması bakımından önemli bir ipucu teşkil eder.

 Her şeyden önce O, Milli Şef kisvesini hiç yadırgamadan büyük bir zevkle üzerine giyinmiş ve bunu hazmetmiş bir devlet reisi idi. İsmet Paşa'nın “Gönlü solda gözükse de desteği Nazizme ve faşizme kayan Reşat Şemsettin Sirer'den yanaydı” (Eyüboğlu,1999:119)

 İsmet Paşa'nın ruh düğümlerini oluşturan küçük ilmekler İkinci Adamın dünya tasavvuru kadar; tarih, geçmiş ve ahiret tasavvuruna ışık tutan önemli ipuçlarıyla doludur.

 Milli Şef'in dini değerler kadar, milli değerlerle de arası pek hoş değildi. Bir gün ziyaret ettiği Eminönü Halkevi'nde Fatih Sultan Mehmet'in resmînin asılı olduğunu görünce, “Nasıl asıyorsunuz bu adamın resmini?”' (Serdengeçti,2000:199)  diyerek vazifelileri azarlamıştı.

 Daha 1923 yılında Türkiye'de her şey yeniden şekillenirken İsmet Paşa müthiş bir inkılap hamlesi teklif etmişti:“Hocaları toptan kaldırmalıyız. Bunu yapmadıkça hiç bir şey yapamayız.” (Mumcu,1998:91)

 İsmet Paşa'nın siyaset hayatının son döneminde onunla Mecliste aynı çatı altında bulunan dönemin Meclis Başkanı Ferruh Bozbeyli, bu anlamda şu hatırasını nakleder:

Meclis'te bir gün, yine bir Ramazan günüydü.İsmet Paşa, koridordan geliyordu. Arkasında en aşağı on beş yirmi tane gazeteciyle gelirdi. Öyle kalabalık bir heyetle yaklaştı. Ben de geçiyordum oradan. Karşıdan elini kaldırdı. Bekledim. Birkaç adım da attım kendine doğru. “Bana bir cigara verir misin?” dedi. Ben “Paşam bir yerden bulayım” diye cevap verince, “Niye sen sigara içmiyor musun?” diye sordu bu kez.“İçiyorum da yanımda paket yok. Bugün Ramazan!” deyince yine de ısrarcı oldu. O sırada gazetecilerden bir tanesi verdi. Ben de dayanamayıp şöyle söyledim: “Paşam ben de sizin sigara içtiğinizi hiç görmedim bugüne kadar!?” Beni ve etrafındakileri şaşırtan bir cevap verdi o anda: “Bugün içerim. Oruçlu olmadığımı bilsinler” dedi. (Bozbeyli, 2009:247)

 

                                                        

                                                     KAYNAKLAR

 Ağaoğlu Samet, (1993), Siyãsî Günlük,İstanbul:İletişim Yay.

 Apuhan Recep, (1993), Öteki Menderes,İstanbul:Timaş Yay

 Ardıç Engin, (2010), Star,19.3.2010

 Armağan Mustafa,(2006) Haber 7, 27.12.2006

 Armağan Mustafa, (2011), Zaman, 15. 5.2011

 Arvas İbrahim, (1946), Tãrihi Hakikatler, Ankara:Yargıçoğlu Matb.

 Arzık Nimet, (1966), Bitmeyen Kavga,Ankara:Kurtuluş Matb.

 Atay F. Rıfkı,  (1998), Çankaya, İstanbul:Bateş Yay.

 Bozbeyli Ferruh,(2009),Yalnız Demokrat, İstanbul:Timaş Yayınları.

 Bozdağ İsmet, (1972) Bir Çağın Perde Arkası İstanbul:Kervan Yay.

 Eyüboğlu Selahattin, (1999) Köy Enstitüleri, İstanbul:Cumhuriyet Gaz. Yay.

 Gerede Hüsrev-Önal Sami,(2003)Hüsrev Gerede'nin Anıları,İstanbul:Literatür Yay

 Goloğlu Mahmut, (1974), Tek Partili Cumhuriyet  Ankara:Kalite Matb.

 İnönü İsmet-Selek Sabahattin,(2006),Hatıralar,Ankara:Bilgi Yay.

 Karaosmanoğlu Y. Kadri,(1993), Politikada 45 Yıl, İstanbul:İletişim Yay.

Kılıç Ali -Turgut Hulusi,(2010)Kılıç Ali'nin Anıları, İstanbul:İş BankasıYay

 Kocatürk Kenan, (1999),Bir Subayın Anıları, İstanbul: Kastaş Yay.

 Mumcu Uğur, (1998), Kazım Karabekir Anlatıyor, Ankara: UM.AG Yay.

 Serdengeçti O. Yüksel, (2000) Mabetsiz Şehir,İstanbul:T.E.V. Yay.

 Toker Metin,(1970) Tek Partiden Çok Partiye,İstanbul:Milliyet Yay.

 Uyar Hakkı,(1998),Tek Parti Dönemi ve Cumhuriyet Halk Partisi,Boyut Kit:İstanbul

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  489853

-