27 EYLÜL 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

BİR İKTİDAR TUZAĞI: TEKELCİLİK

Hüseyin Yağmur

Hayata yerli değerlerle bakan insanların dünyadaki imtihanları hiçbir zaman bitmiyor.

Bazen dünyevi imtihanlar yoklukla oluyor. Bir darbe hükümeti yahut zalim bir yönetici halkına dünyayı dar edebiliyor.

Bazen de dünyevi imtihanlar çoklukla oluyor. İyi insanların iktidarda olduğu, her şeyin yolunda sanıldığı, toplumca bir rehavete, para, makam, konfor kazanma hırsına kapılındığı günlerde gelip imtihan çatabiliyor.

Yoklukla imtihan gibi çoklukla imtihan günleri de zor ve çetin aslında yerliler için...

Bu gibi günlerde yerlileri en çok meşgul edecek tuzaklardan biri de 'fikriyat ve icraatta tekelleşme' anlayışı olacak gözüküyor.

Siyaset eden ve iktidarda olan iyiler, kendisinden başka iyi olmadığı zehabına kapılıp diğer iyi, dost ve kardeş partileri dışlayıp, ötekileştirip, dikkate almayıp siyaset alanını tekelleştirebiliyor.

Halbuki iyilerin siyaseti tek bir partinin tekeline bırakılamayacak kadar önemli ve stratejiktir.

Nitekim AK Parti, 2003 yılında Irak'a asker sokulmasını içeren ABD tezkeresi konusunda yanlış bir siyaset izlerken, diğer refiki olan partiler buna karşı çıkmış ve Türkiye böylece büyük bir yanlıştan kurtulmuştu.

Sivil toplum alanında belirgin bir şekilde öne çıkan yerli insanların cemiyetleri de bir süre sonra kendilerini güçlü oldukları alanlarda tekel görmeye başlıyorlar.

Onların yaptıkları yöntemle hizmeti yapıyorsanız doğru, onların yaptığı şekilde hizmeti yapmıyorsanız yanlış yaptığınızı söyleyerek sizi dışlamaya başlayabiliyorlar.

Dini bir camianın kendi edindiği İslami tebliğ yöntemini mutlak doğru kabul edip diğerlerini ötekileştirmesi de bu alandaki tekelleşmenin geldiği bir başka boyut.

Halbuki Türkiye'nin ve ümmetin meseleleri tek bir cemaat, cemiyet ya da partinin anlayış ve birikimine bırakılamayacak kadar önemli ve stratejiktir.

Her kesim birbirine yer ve alan açarak ülkenin ve ümmetin meselelerini göğüslemeli ve yüceltmelidir.

Dahası 'İmparatorluk bakışı' dediğimiz perspektife sahip olunmalıdır. Cemaat, cemiyet ve partinin dışında bu ülkenin her sosyal sınıfının bilgi ve birikiminden istifade edebilme yetenek ve refleksine sahip olmayı bilmelidir.

Bunun bir adım ötesi, evrensel bilginin ümmetin yitik malı olduğunu bilip, hikmet arayışıyla, her din ve mezhepten insan ve kurumdan istifade edebilme anlayışına sahip olabilmelidir.

Peygamber Efendimizin kendi hayatında Mescid-i Nebevi'nin minberini bir Rum mimara yaptırdığı, İslam Halifesi Muaviye'nin Şam'daki Emeviye Camii'nin yapımında Bizans Kralının nakdi bağışını ve gönderdiği ustaları kullandığı zihinlerden çıkarılmamalıdır.

Sadece kendisi partisinin hedeflerini doğru kabul edip onu yüceltmeye çalışan, sadece kendi cemiyetinin hedeflerini doğru kabul edip onu yüceltmeye çalışan, sadece kendi cemaatinin hedeflerini doğru kabul edip onu yüceltmeye çalışan tekelciler,

oyunda bütün misketleri kendisi almak, bütün toplara kendisi vurmak isteyen,

bunu başaramayınca da 'Ben oynamıyorum, verin topumu' ruh halini taşıyan küçük çocuk bilincindedirler.

Türkiye'nin ve ümmetin çocuklara ve çocukluk hastalıklarına ayıracak vakti kalmamıştır.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

  1. “ Ben oynamıyorum...verin topumu” ruh halinde olan varsa ....başını ellerinin arasına alsın .....uzun bir içe dönüş yaşasın....silkinsin ve kendine gelsin...eğer bunu yapanlar varsa bu millet onları affetmeyecektir...bugün abd nin bize yaptığı tam da bu değil de nedir? elinde bulunan üstünlüğü diğerlerini sindirmek için kullanmak...biz kendi içimizde bunu birbirimize yaptığımız müddetçe bize daha çoook yapan olacaktır...Allah ferasetinizi artırsın bunu yapanlar!!! Kendi içimizde kendimize...çevremize...saygımız olsun ki çevremizdekilerin de bize saygısı olsun....

  2. İyilerin kendisini en iyi zannetmesi ile kötülerin kendisini en iyi zannetmesi arasında bir fark var mı ? Fark olmalı diyorum...kibir hastalığına düşmeme farkı olmalı...insan iyi yada kötü olsun kibir hastalığına düşerse iyilerde bir anda kötü olabilir....amelleri boşa çıkabilir....peygamberimizin ümmetinin en büyük tehlikesi de bu değil mi zaten...cemaat denilen (şahsen hiçbir zaman özel isim üzerine kurulmuş topluluklara cemaat diyemedim) gruplarınızda bir araya gelmemesinin ve birbirine atıp tutmasının sebebi de bu değil mi? KİBİR hastalığı.....

  3. Böyle üstün meziyetlerle donanımlı davranarak cemaat olunur... Allah için severek ve Allah için buğzederek..bundaki Hikmet de kimseden hiçbir beklentiye girmeksizin...karşılığını yalnız Allahtan bekleyerek sevmek ve kızmak...islamı tebliğ etmedeki üslub cemaate ( bir isim üzerinden guruplarıma ile olamaz...çok tuhafıma gitti bu tabiriniz...cemaat olmaktan yanayım ...sünnet etrafında birleşerek cemaat olmaktan yanayım...bir isme ait cemaatin oluşturduğu üslupla cemaat olunabilir mi? İslamı tebliği için zaten peygamberimiz gibi aziz örnek var...dahasını gerek var mı?.

  4. Bir CEMAATE AİT tebliğ yöntemi diye bir şey olamaz...islam iyiliğin ,güzelliklerin, barışın, selametin yaygınlaşması için doğru sözlü, dürüst tavırlı, adaletli, yetim hakkı gözeten, terazisini doğru tartan, yolda kalmışa yardım eden, hastayı ziyaret eden, rüşvete izin vermeyen, yalanı kendine bile söylemeyen , çocuğa büyük insan muamelesi yaparak peygamberimizin değer verdiği gibi değer vererek ( hatta tanımadığına bile uzun zamandır tanıyormuş gibi yakınlık göstererek ki bunlar peygamberimizin tavırlarıdır) kısacası islamın tebliği peygamberimizin ahlakıyla olur....cemaatin değil.....

Yorum Yaz

  779942

-