15 ARALIK 2019 PAZAR

Elif Sönmezışık

BİR MEYDAN OKUMA BİÇİMİ OLARAK TANPINAR

Elif Sönmezışık

Tanpınar, Beş Şehir'in önsözünde geçmişle olan kopukluklarımızı sorgularken "Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz." der.

Mazi; geçmiş.

“Mazi daima mevcuttur.” cümlesi, bir gayriihtiyariliği ortaya koyuyor gibi görünebilir. Zira hepimiz bir geçmiş olduğunu zaten kabul ederiz. Bundan yadırganacak ne vardır da kesin olan bir şeyi tekraren söylemek gerekmiştir?

Tanpınar, Yahya Kemal'in “kökü mazide olan âtî” olarak tarif ettiği, varlığını geçmişe yaslamış ama günün getirdiklerini geçmişi inkâr etmeyen bir çerçevede yaşamaktan da geri kalmamış bir şahsiyetti. Geleneği ve ondan doğan yaşam dokusunu tanıyor, benimsiyor ve kendince şimdi'yle harmanlamanın yollarını buluyordu.

Yaşadığı dönem itibariyle (Cumhuriyet öncesi ve ertesi) geleneğe, kadime ve onun yerleşikliğine garez duyan güruhun, değişim ve dönüşümü yeterli bulmayıp kökten kazıma histerisiyle karşı karşıya kalmış bir kimlikti Tanpınar. Hem onlarla muhataptı hem de karşılarındaydı. Bunu en iyi Beş Şehir anlatıyordu. Memleketin insani dokusunu biçimlendiren ve mekân ağırlığı ile tarihe kazınmış beş şehrin anlatıldığı kitapta sık sık sorgulama ve izah cümlelerinin yer alması da malumu ayan eden “Mazi daima mevcuttur.” cümlesinde olduğu gibi söz konusu güruha yönelik bir meydan okuyuş ve direnişti.

Türkiye hâlâ “kökten kazıma” histerisinin dozu değişkenlik gösteren güruhların zaman zaman yükselen sesleriyle muhatap. Hâlâ öyle olması tuhaf. Çünkü moderniteyi salt Batıcı manada tabulaştırmanın ve dayatmanın hem eskisi kadar kabul görmediği hem de hiç gerekmediği bir zamanı yaşıyoruz. Zira kültürel küreselleşme böylesi bir eski kafalılığı gerektirmeyecek kadar etkili. Diğer taraftan kendi hayat biçiminizi kurgulamanıza ve öyle yaşamına imkân veren, temek hak ve özgürlüklere zeval gelmedikçe “kendimiz” olabileceğimiz bir zaman bu. En azından Türkiye'de bu mümkün.

Mazi mefhumunu romantik betimlemeler veya nostaljiden ibaret görmeden kabullenmenin bir yolu da geçmişin ciddiyetinin, insani taşıyıcılığının, gerçekliğinin ve yansımalarının farkına varmak olmalı.

Kültürel çeşitlilik bir tarafa inanç, bilgi, görgü ve tecrübenin yerleşikliğine aldırmadan yaşam alışkanlıklarını sıklıkla sorgulayan, değiştiren ve mahrem alana karışan emrivaki küresel sitemden kuşkusuz payımızı fazlasıyla aldık. Artık modernitenin yürürlüğü adına çok ileri gitmiş dayatmalar seyrelmiş olsa da bu tür sıkboğazlar sonucu meydana gelen oturmamışlık ve karmaşa üzerinden, maziye tutunmanın ve günümüzdeki yansımalarını okumanın zorluğu ortada. Ama en azından tabulaştırma sistematiğinden muaf genç nesiller arttıkça, maziye duyulan merak ve hayranlıkla bugünü yorumlama çeşitliliği de zenginleşiyor.

Davalar köklü endişelerden doğar. Endişe sonraya dairdir. Bir kutsalın/değerin/idealin/inancın korunması, serüvenindeki gediklere rağmen şimdiye ve geleceğe doğru modellenmesi ve hak ettiği şekilde anılmasını içerir bu endişeler. Davaya dönüştüğünde de uygun bir manifesto eşliğinde ve etkin hiyerarşik çerçevede toplumla buluşması için gayret gösterilir. Bu gayretin devamlılık kazanması istenir ve davayı meydana getiren ana unsurların yanı sıra devamlılığı sağlayacak yan unsurlar eklenir. Böylece ecdattan devralınmış maddi ve manevi unsurların güncellenmiş araçlarla zihinlerde bir nevi somutlaşması söz konusu olabilir.

Davalar hep bir öncüyle yürür. Mehmed Âkif, Cemil Meriç gibi isimler davalarını sessiz ve yalnız yaşarken Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç gibi isimler kalabalıklarla yürüdü ve yürümeye devam ediyor.

Maziyi sahiplenen ve bunu ifade etmek için zihin yoran Tanpınar üstadın yürüyüşünü, bu tür bir dava bilinciyle örtüştüremeyiz belki. Fakat ferdî endişeleri ve bilgisi en eksik olanın anlayacağı biçimde şekillendirdiği sade izahatları, onu kurgu yazından fazlasıyla anabileceğimiz ve yeni nesillere bu geniş çerçeveden baktırabileceğimiz bir alana taşıyor.

Bir devir, memleketin bir İslam coğrafyasının çok önemli bir parçası ve üstüne sinen bu ruhun kazınamayacak olduğu kabulünden uzak yaşandı. Bu zihniyeti propagandayla yaşatmak isteyenler için Tanpınar yalnızca bir “romancı” oldu hep. Ama biz bundan fazlası olduğunu biliyoruz. Öyleyse o fazlanın ne olduğunu her kısım ve kesime Tanpınar diliyle anlatmanın bir yolu da olmalı.

 

 

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  683039

-