23 EYLÜL 2019 PAZARTESİ

Ahmet Doğan İlbey

“BİR SAVAŞ SONRASI İDEOLOJİSİ KEMALİZM”

Ahmet Doğan İlbey

Başucumuzda bir kitap var. 1928'den itibaren hızlanan ve resmî ideoloji olarak Cumhuriyetle aynı mânaya gelen ve Cumhuriyet Devletinin muadili olan Kemalizm üzerine, millî hassasiyeti olan müelliflerce kitaplar yazıldı. Osmanlı-İslâm geçmişi reddeden Kemalizm'e karşı İslâm mâzisi olan Türk kültür ve millet anlayışını savunan müellifler içinde D. Mehmet Doğan'ın “Bir Savaş Sonrası İdeolojisi Kemalizm”  kitabının ayrı, yâni tesirli bir yeri vardır.            Yakın tarihimizin, hususî mânasıyla Kemalist Cumhuriyet tarihinin “Kırkıncı odası” na kadar giren ve bu mücadelede “Batılılaşma İhâneti” (1975 /36.baskı), “Türkiye'de Darbeler Müdahaleler ve Siyasî Sistem” (1990) , “Yüzyılın Soykırımı” (2004/ 3.baskı), “Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu”(2007/ 3.baskı), “Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş (2013/ 4.baskı) adlı kitapları yazan Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan'ın “Bir Savaş Sonrası İdeolojisi Kemalizm” kitabı (Yazar Yayınları, Ankara, 2019) millete rağmen ilân ettirilen Cumhuriyet Devleti'nin Kemalist ideolojiye dönüştürülmesi hakkında en çarpıcı, en cesur ve gerçekçi bilgiler aktarıyor.

İlk baskısı “Kemalizm” adıyla 1992'de yapılan kitap, ilâveleriyle Kemalizm'in cumhuriyet adı altında ne menem bir ceberrut ve yabancılaşma ideolojisi olduğunu daha ihatalı ve sarsıcı bir şekilde anlatıyor.

Kitaba adını veren “Savaş sonrası ideolojisi” ne anlama geliyor? Kemalizm'in iç ve dış gerçek yüzünü ortaya koyan D. Mehmet Doğan'dan dinleyelim: “Batılılaşma, 19. Yüzyılda aldığı şekliyle makul bir modernleşme projesi olmaktan çıkmış, mağlubiyet ideolojisine dönüşmüştü. Mağluplar, mağlubiyetin meydana getirdiği psikolojik yıkımla gâlipleri taklide yönelir. Taklitçi modernleşme şekilde kalır ve gerçek bir gelişme sağlanamadığı için mağlubiyet hissini derinleştirir. Millî Mücadele sonrası yaşanan sürecin ideolojisini bu anlamda “Savaş sonrası ideolojisi” olarak adlandırmak doğru olacaktır. Anadolu'da savaş kazanılmıştır, fakat büyük savaş kaybedilmiştir. Büyük savaşın galibinin / galiplerinin tehlike hissini kapılmayacağı, düşman olarak algılamayacağı bir yapı oluşturmak gerekmektedir. Bu durum 20. Yüzyılda kaç asırlık köklü bir varlığa yeni bir kimlik arayışına yol açmıştır. Bunun için milletin hafızasının silinmesine ihtiyaç duyulmuştur. (…) 21.yüzyılın dünyasında 1920'lerin şartlarında oluşturulan ideoloji ile ayakta kalmak mümkün değildir. Bu sebeple, günümüzde savaş sonrası ideolojisi, ancak skolastik düzeyde savunulabiliyor. Onu da içinde barındıran mağlubiyet ideolojisi ise artık Türkiye'nin tasarlanmış savaş sonrası ideolojisini destekleyecek güçten mahrumdur.” (s.10-11)

Kitap, bu mânada ‘Kemalizm'in tam bir savaş sonrası ideolojisi olduğunu” en çarpıcı bilgi ve tesbitlerle ortaya koyuyor. Kitabın, bu sahadaki diğer kitaplardan farkını anlamak için yapılan tesbit ve görüşleri dikkatle kavramak icabediyor. Kitabın “Sunuş” kısmındaki şu satırlar Millî Mücadele'nin Kemalizm eliyle nasıl başkalaştırılmak istendiğini ve başkalaştırıldığını şuurumuza sokuyor:           “Bu konuda doğru bir sonuca varmak için ‘Millî Mücadele'nin düşünce arka plânında Kemalizm mi vardı?' sorusunu cevaplamamız gerekiyor. Gerçi, Mustafa Kemal Paşa, daha sonraki beyanlarında zamanı gelinceye kadar saklanan bir ‘millî sır'dan söz etmektedir. Millî Mücadele kazanıldıktan sonra, sır fâş edilmiş ve Türkiye bu gizlenen programa göre şekillendirilmiştir. İşte bu döneme vücut veren görüşler ve uygulamalar kalıba dökülerek daha sonra ideolojik bir mahiyete büründürülmüştür. Kemalizm veya atatürkçülük Türkiye'nin yakın döneminde şöyle veya böyle rol oynamış, resmî metinlere girmiş, hatta Anayasa korumasına alınmıştır.” (s.5)

 

“Kemalizm: Çok meşhur meçhul!”

İcazlı, yâni en kısa ifade ile Kemalizm'in millet değerlerinden kopukluğunu tasvir eden ara bir başlıktır bu. Okuyalım:

“Atatürk ve Atatürkçülük üzerine düşünmenin değilse bile-çünkü düşündüğünüz dışa vurmazsanız olur biter!- konuşmanın ve yazmanın güçlüklerini uzun uzun izaha ihtiyaç yoktur sanırım. Türünde yeryüzünde yegâne olduğunu tahmin ettiğimiz ‘Koruma kanunu' bir tarafa, uzun süre resmî ideoloji olmuş veya resmî ideoloji muamelesi görmüş, hâlen de resmî ideoloji olmadığı hususunda açık ve kesin bir tavır belirtilmemiş, siyasî folkloru yarım asırdan fazla zamandır etkilemiş, yöneticilere meşruiyet zemini oluşturmuş bir konuda, eski tabirle imal-i fikir etmenin ‘güçlük'le nitelenemeyecek karşılıkları vardır. Öte yandan Atatürk ve Atatürkçülük üzerine yazılıp çizilmiş, ortaya konulmuş bunca materyale bakarak, Türkiye'de en çok da bu konuda yazıldığını, konuşulduğunu söylemek mümkündür.  3.Baskısı 1981 yılında ve üç cilt (her biri bin sayfanın üzerinde) olarak yapılmış olan ‘Atatürk ve devrimleri tarihi bibliyografyası'nın 1.cildinde ‘3096 türkçe, 140 almanca, 11 arapça, 3 çekçe, 5 çince, 3 farsça, 307 fransızca, 27 hind dilleri, 229 ingilizce, 5 isveççe, 20 italyanca, 5 japonca, 3 macarca, 5 romence, 24 rumca, 53 rusca, 12 sırpça, 11 diğer dillerde olmak üzere 3959 eser ve ayrıca 3171 makale ve şiir yer almaktadır.' 2.cildin de bundan geri kalır yanı yoktur: ‘1848 türkçe, 61 almanca, 7 arapca, 26 arnavutca, 3 bulgarca, 6 çekçe, 5 çince, 3 farsca, 207 fransızca, 21 hind dillerinde, 11 ibranice, 747 ingilizce, 32 italyanca, 13 isveççe, 7 lehçe, 29 macarca, 4 norveçce, 286 rusca, 50 sırpca, 91 yunanca, 21 diğer dillerde olmak üzere 3473 eser ve ayrıca 2019 makale ve 788 şiir yer almaktadır.”  (s. 27-28)                  Yukarıdaki satırlar bize, Kemalist cumhuriyet oligarklarının ve muhiblerinin Kemalizm'i nasıl ve ne şekilde ideolojik bir ikon hâline getirildiğini dehşete düşerek öğretiyor.

Kemalizm'in necip millet değerlerini ve medeniyetini “reddi-i miras” ettiğine inananlar, Kemalizm'le kirlenmiş idrakimizi temizleyen faydalı kitaptan uzun iktibaslarımızı okumalıdırlar:

“Mustafa Kemal'in 100. Doğum yılı münasebetiyle yayımlanan bu bibliyografyada tabiatıyla, 1981'den önce yapılan yayınlara yer verilmiştir. 100. Yıl ve 12 Eylül dolayısıyla literatüre çok sayıda kitap veya yayının katıldığı tahmin edilebilir. Atatürk, Atatürkçülükle ilgili, resmî tezleri doğrulayan yayınların özel teşviklere muhatab olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Bu sahada yapılan yayınların en büyük alıcısı devlettir, devlet kurumlarıdır. Devletin kitap satın almaya ayırdığı tahsisattan arslan payını her devirde Atatürk'le ve Atatürkçülükle ilgili kitaplar almıştır. İsminde Atatürk ve Atatürkçülük geçen kitaplar karşı konulmaz bir etki uyandırmış ve devlet kütüphanelerini doldurmuştur. Eğitim ve iletişim sisteminin teşvikleri de bu sahadaki yayınları çoğaltmaktadır.  Ayrıca, konuyla ilgili yayın yaparak resmî ideoloji ve zinde güçler nezdinde kariyer kazanmak arzusu da bu tür yayınları artırmıştır. İlkokuldan üniversiteye kadar okutulan, eskiden cumhuriyet tarihi, devrim tarihi, daha sonra inkılâp tarihi ve Atatürkçülük derslerinin geniş bir edebiyat literatür oluşturduğu tahmin edilebilir. (…) Türkiye'de her tahsil kademesinde inkılâp tarihi dersleri mecburidir. Dünyanın hiçbir yerinde 15-20 yıllık bir dönemin ilkokuldan başlanıp yükseköğretim sonuna kadar çevrilip döndürülerek tekrar tekrar öğretildiğini sanmıyoruz. Böyle uygulamalar, diktatörlük idarelerinde olabilir ve bu derslerde de diktatörün hayatı ve yaptıkları anlatılır.” (s. 27-28)

 

“Kemalizm ‘muhdes' mi?”

Şimdi de adı geçen kitaptan Kemalizm'i yahut Atatürkçülüğü kimler niçin oluşturdu? Kemalizm, içinde bulunduğu toplumdan tabiî olarak çıkmış bir ideoloji midir? Yoksa M. Kemal ve kadrosu tarafından oluşturulan bir “izm” midir? Bu sorunun cevabını kitabın “Kemalizm ‘muhdes' mi?”  ara başlığında bulacağız. Kirletilen idrakimizi temizlemek için okumaya devam edelim:       “Kemalizm'in ilk bahsi, ister istemez bu ‘izm'in daha sonra mı, Atatürk'ün sağlığında mı ortaya çıktığı olmaktadır. Gerçi, Atatürk'e muhabbet arz eden bir kesim, Atatürkçülüğü ondan ayırmak ve bütün şimşekleri onun adını taşıyan ideolojiye yöneltmek için sonradan yakıştırma, muhdes (ihdas edilmiş, meydana getirilmiş) bir ideolojiden söz etmekten yanadırlar. Be teze göre, Atatürk bir ideolog değildir ve sağlığında bir ideoloji ortaya koymaktan kaçınmıştır. Ölümünden sonra iktidarlarını ismini kullanarak sağlamlaştırmak isteyenler onun adına ideoloji icat etmişlerdir. Şüphesiz, kemalizmin tedvini ve politik zemine uygun olarak uyarlanması konusunda 1938'de sonrasının payını ihmal etmemek lâzımdır. Bununla birlikte, adı konularak veya konulmayarak bir Kemalist ideolojinin 1920'ler ve 1930'larda uygulandığı, eğitim ve iletişim sistemlerinin bu ideolojiye uygun olarak ‘tevhid-i tedrisat' (öğretim birliği-tekeli) ve ‘tevhid-i neşriyat' (yayın birliği-tekeli) düzenlendiği gözden uzak tutulmamalıdır. Daha bu yıllarda ‘kemalizm' deyimi ideoloji isnad edilerek veya edilmeyerek, resmî-gayri resmî telaffuz edilmeye başlanmış, Kemalist Türkiye/ La Turguie Kemalist türünden resmî yayınlar yapılmış, ‘Kemalizm' adlı kitaplar yayımlanmıştır. Kâzım Karabekir, daha 1920'lerde ‘kemalizm' deyiminin telaffuz edildiğini, bundan Kemal Paşa'nın da hoşnut olduğunu belirtiyor. Bazı Atatürkçü tarihçiler, bizzat kendisinin, 1930'larda ‘kemalizm' deyimini kullandığını belirtmektedirler. (R. Kaynar, 1932'de, M. Kemal'in ‘Kemalizm demek ‘söcialisme d'etat' demektir' dediğini naklediyor, bkz. Y. Nabi, Atatürkçülük nedir?, sf.188)” (s.32-33)

Anlaşıldığı üzere, Kemalizm millet değerlerinden oluşmuş tabiî bir hareket değil, “ihdas edilmiş”, yâni Batılı, pozitivist seküler anlayışın totaliter şema içinde bir taklidi. Bunun böyle olduğunu yine adı geçen kitaptan öğreniyoruz:    “Kemalizm adını taşıyan tesbit edebildiğimiz ilk kitap, 1936'da yayımlanmış olan Tekinalp'in kitabıdır. Bugünün okuyucusu türkçülüğün ideoloğu Ziya Gökalp'i bile unutmuştur. Bu yüzden aynı türden bir isim taşıyan ‘Tekinalp'i hatırlamayabilir. Bu öztürkçe ismin sahibi, 1883'de Selanik'de doğmuştur. Asıl adı Mohise Cohen / Moiz Kohen idi. Yahudi asıllı Moiz Kohen'in türkçülük akımı içinde yer alması, Tekinalp adını takınması üzerinde durulması gereken konulardır. Onun Kemalizm adlı kitabı 1936'da İstanbul'da yayımlanmıştır. Otuz bölümlük kitapta, Kemalizm inkılâbı, Kemalizm doktrini ve ideolojisi, kemalizmin inşaı, kemalizmin âtisi gibi başlıklara rastlanmaktadır. Tekinalp, başlangıç kısmında, CHP'nim 1935 umumî kongresiyle Kemalist inkılâbın esaslarının bütünüyle gerçekleştiğini görerek böyle bir kitap yazmayı gerekli bulduğunu belirtmektedir. Kendisinin açıkladığına göre, Avrupa'da Kemalizm üzerine konferanslar vermiştir. Kitap, Mustafa Kemal'in sağlığında yayınlanmıştır. Bu dönemde bütün yayınların sıkı bir denetime tabi tutulduğu bilinmektedir. Eğer, Mustafa Kemal'ce ve yönetimce uygun bulunmasaydı, yayınına izin verilmez ve yayınlandıktan sonra gereği kolayca yapılabilirdi. Kitabın Türkçe baskısının yapılmasında bir yıl sonra(1937) Fransızca ve iki yıl sonra da(1938) çekçe baskıları Paris ve Prag'da yapılmıştır. Muhtemelen her iki baskı yapıldığında da Atatürk sağdı. Nitekim, basılmış olan ‘Atatürk'ün özel kütüphanesinin kataloğu'nda (1973), Türkçe baskının müellifçe imzalanmış nüshasının bulunduğu kaydedilmektedir.” (s.33)

Resmî ideoloji olarak doksan yıldır dört neslin idrakine yerleşen Kemalizm'in zararlarına ciddî olarak inananlar, bu sahada yazılmış birçok kitap gibi bu kitabı mutlaka okumalıdır. Biz, alâka uyandırmak için kitabın mündericatından bâzı bölüm ve başlık adlarını vermek istiyoruz.

“Kemalizm'in kaynakları” başlığı, (s.34-35 arası) Millî Mücadele'de ve hemen sonrasında Kâzım Karabekir gibi değerli ve tesirli paşaların görüşleri var ki, okunması gerek.

Meselenin en açıklayıcı bölümü olan “Mustafa Kemal ve Kemalizm: Bir Şahsın Tarihinden Çıkarılan Devlet ve İdeoloji” başlığı altında yazılanlar (sayfa 39'dan 50 arası ), Kemalist Cumhuriyet ilkeleriyle idraki kirlenenleri ayıktırıcı hususiyetler taşıyor.

“Cumhuriyet Projesi” başlığında(sayfa 51'den 72 arası) M. Kemal ve kadrosunun, başta İngilizler olmak üzere dış tesirlerle yeni kurulacak devletin İnkılâpçı Kemalist devlete dönüştürmeleri üzerine çarpıcı bilgiler veriliyor. “Kemalizm'in Siyasî Sistemi” (sayfa 75'den 85 arası)  başlığı altında yazılanlar okunmadan bugün dahi yaşanılan Atatürkçü devlet ve cumhuriyet sisteminin niçin kurulduğunu ve ârızalarını anlayamayız.

“Kemalizm'in niteliği ve geleceği” (sayfa 89-125 arası) bölümünde Kemalist sistemin darbelerle gelen uzantıları ve her dönem aldığı şekiller anlatılıyor. “İnkılâp(tarihi) dersleri” sayfa 127-140 arası) bölümü Kemalizm'in gayesini anlamak ve eğitim ve öğretim hayatımızda bıraktığı enkazları, verdiği hasarları öğrenmek için son derece önemli bir metin. Kitabın sonunda hem titiz okuyucular, hem de bu sahada çalışmak isteyenler için hayli geniş “Kitabiyat” yer almaktadır.

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: ilbeyali@hotmail.com

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  391730

-