Hüseyin Yağmur

BİR ŞEHRİN FETHİ Mİ YOKSA İMARI MI DAHA ZOR?

Hüseyin Yağmur

Sultan 2. Mehmet İstanbul'u fethettiğinde İstanbul virane bir şehirdi. Doğu Roma'nın yani Bizans'ın başkenti olan şehir, 1206 yılında 4. Haçlı Seferi için yola çıkmış Latinlerin istilasına uğramış, bu istilada Latinler Ayasofya da dahil olmak üzere şehri baştan sona feci bir şekilde yağmalamışlardı.

Zaman içerisinde şehir, iyice zayıflayan Doğu Roma'nın bir tükeniş sembolü haline gelmişti. İstanbul halkının ve buradaki devletin fakirliği şehrin bütün sokaklarına kadar sinmişti. İstanbul psikolojik ve sosyolojik anlamda tükenmiş bir şehirdi.

Halil İnalcık'ın naklettiğine göre Sultan Fatih, ilk cumanın ardından Ayasofya'nın kubbelerinin olduğu bölüme çıkmış, buradan şehri uzun süre incelemiş daha sonra hüzün içinde 'Kisra'nın sarayında örümcekler yuva yapmış' anlamında Farsça bir beyit okumuştu.

Fatih işte bu duygu ve düşünceler içerisinde “Bu şehri fethimiz küçük cihattı. Bu şehri imar ve ihya etmemiz bizim büyük cihadımız olacak” diyerek bir medeniyet müjdesi vermişti.

Bu müjdenin ardından İstanbul'un ihyasına girişilmiş, Anadolu'dan çeşitli şehirlerden halk iskan için İstanbul'a davet edilmişti.

Ancak o günlerde köhne ve viran bir şehir olan İstanbul'a gelip de yerleşmek isteyen çıkmamıştı. Bunun üzerine Fatih bir emirname çıkararak Anadolu'nun çeşitli vilayetlerinden halkı İstanbul'a getirerek iskan etmiş, onlardan ev ve arsa ücreti alınmayacağını vaat etmişti.

İstanbul'da bugün cari olan Aksaray, Çarşamba gibi semt isimleri o günlerden kalma bir hatıradır. Bu semtlerin halkı oralardan getirilmişti çünkü...

Ne var ki bir şehri yönetmenin fethetmekten daha zor olduğu zaman içerisinde ortaya çıkmıştı.

Bedava ev ve bahçe haberi yayılıp, Anadolu'dan göçlerin sayısı artınca Sadrazam Rumi Mehmet Paşa, yeni gelenlere evleri satmaya, eskiden zorla getirilenlere ise kiralamaya kalkmıştı.

Bu mali politika Anadolu'dan gelip de İstanbul'a yerleşen Türkler arasında çok büyük bir öfke ile karşılanmış, Aşıkpaşazade'nin naklettiğine göre Rum kökenli sadrazam Mehmet Paşa'nın Türklerden intikam peşinde olduğu şeklinde yorumlanmıştı.

Öfke ve dedikodu o kadar büyümüştü ki Üsküdar'a İstanbul'un ilk Türk camisini inşa ettiren Sadrazam Rumi Mehmet Paşa dedikoduların ve öfkelerin önünü kesmek kaygısıyla idam edilmişti.

Koca Sadrazam savaşta vermediği başını barış zamanında koruyamamıştı.

………………

Bizim yaşadığımız şehirlere de beş yıl yönetmek üzere şehreminileri seçiliyor. Ama bilmek lazım ki bir şehri yönetmek bir şehrin başkanlığını kazanmaktan çok daha zordur.

Nitekim son iki ayda yaşanan bazı gelişmeler ve bazı Belediye başkanlarının başına gelenler bunu bir kez daha doğruladı.

Bir kabile reisi Hz. Peygambere geldi ve “Ya Muhammed! 'Bana İslam'ı özetler misin?” dedi. Peygamberimiz de ona Zilzal Suresinin son ayetlerini okudu. “Kim zerre miktarı iyilik yaparsa onun karşılığını görecek. Kim zerre miktarı kötülük yaparsa onun karşılığını görecek.”

Ülkeleri ve şehirleri yöneten yöneticiler şu ayeti kerimeyi idrak ederek çalışsalar herhalde birçok şey daha güzel olur.

'Geçtiği Şehirleri Süsleyen Yolcu' isimli bir hikaye kitabı vardı. Şehirlerin yöneticilerinin bu başlıktaki gibi yönettiği şehirleri  geleceğe iz bırakan kültür ve medeniyet eserleriyle süslemeliler. ‘Devasa binalar' yerine ‘abide şahsiyetler' yetiştirilmesine katkı sağlamalılar.

 

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  365173

-