16 KASIM 2019 CUMARTESİ

Fahri Sarrafoğlu

BİR SOPAYLA “DARBEYİ ÖNLEYEN PAŞA !

Fahri Sarrafoğlu

Devletine bağlı, vatanını seven, dürüst Osmanlı Paşası 7-8 Hasan Paşa'nın en bilinen özelliği bir sopa ile darbenin önüne geçebilmesidir. Kendisi 2.Abdülhamit Han'a çok bağlı, dürüst bir Osmanlı Paşasıydı. Okuma-yazması zayıf olduğu ve imzası Arapça yedi (٧) ve sekiz (٨) rakamlarından oluştuğu için kendisine bu lakap verilmişti.  Kendisi Beşiktaş Karakol komutanı iken bir sopayla darbe girişimini önlediği için paşalık rütbesine kadar yükselmiştir.

DARBECİ ALİ SUAVİ'Yİ ETKİSİZ HALE GETİRİYOR

1. Abdülhamit'i devirmek için Çırağan baskınını gerçekleştiren Ali Suavi'yi bir sopayla kafasına vurarak öldüren Hasan Ağa'ya bu olaydan sonra paşalık (generallik) unvanı verildi. 93 Harbi'nde Kafkas cephesinde büyük yararlılıklar gösterdi. Hasan Paşa 1905'te vefat etti. Geride meşhur namıyla beraber, memleketi Çorum'da, 1894 yılında yaptırttığı 27,5 metre yüksekliğindeki saat kulesi kalmıştır. Torunları bugün Başıbüyük soyadıyla Çorum ilinde yaşamaktadırlar.

ÇIRAĞAN BASKININDA NELER OLDU?

Çırağanda yaşananlar Hasan Paşa'yı Müşir (mareşal) payesine ulaştıracaktır.Ali Suavi, İngilizlerden aldığı destekle Rumeli muhacirlerini etrafında toplar. Bunlar, 93 harbinde yurtlarından olmuş, zor günler geçirmiş cahil insanlardır. Bir gün Çırağan Sarayı'nı basıp II. Abdülhamid Han'ı tahttan indirmek isterler. Yerine geçirecekleri ise V. Murad Han‘dır. V. Murad'ın, kendi iktidarında Abdülaziz Han'ın şehit edilmesinde yaşanan olaylara yüreği dayanmadığı için psikolojisi bozulmuştur. Ali Suavi tarafından bir oldu bittiye getirilerek Çırağan'a denizden çıkarma yaparlar. Hasan Paşa o sıralarda henüz Beşiktaş Muhafızı değildir. Bu görevden zaman zaman ayrılıp, savaşlara iştirak etmiş, sonuncusunda başından aldığı şarapnel yarasıyla İstanbul'a dönmüştür. Olay anında Beşiktaş muvakkithanesinin (namaz vakitlerinin ayarlandığı yer) karşısındaki berberde tıraş olmaktadır. Çırağan'dan gelen silah seslerini duyunca tıraşını yarıda bırakarak saray girişine koşar.Ne yapacağını şaşırmış halde kapıyı tutan görevli Zeybek Mehmed'e neler oluyor diye sorduğunda şu cevabı alır; “İçeri gir de neler olduğunu görürsün.”

Üzerinde silahı olmadığından, az ilerde gözüne ilişen zaptiye erine peşinden gelmesini söyleyerek, ani bir kararla kapıcının elindeki sopayı kapmasıyla içeri dalması bir olur. Bu arada karakola haber verilmesini tembihler.

İçeri girdiğinde Çırağan Sarayı'nın harem kısmından gelen kadın çığlıkları, “Sultan Murad çok yaşa” naralarına karışıyordu. Giriştikleri tehlikenin sonucunu düşünmeyen zavallı kalabalık Murad Han'ı ortalarına almış bağrışıyorlardı. Grup tam önlerinden geçerken birdenbire doğrulur ve elindeki sopayı kaldırarak Murad Han'ı kolundan çekiştiren ve en çok bağıran seyrek sakallı adamın kafasına indirir. Öylesine vurmuştur ki zavallı gık diyemeden yüzüstü yıkılır. Bu şahıs baskın işini tertipleyen meşhur Ali Suavi‘dir.

ABDÜLHAMİTHAN'IN TAKDİRİNİ KAZANIYOR

Gerçekleşseydi Türkiye'yi batağa sokacak olan bu olay hakkında Hasan Paşa'dan bilgi alan Sultan Abdülhamid Han, bu önemli hizmetini gayet basit bir işmiş gibi anlatmasından çok hoşlanır. Hasan Paşa artık müşir rütbesi ile Beşiktaş Karakol komutanı olmuştur. Devrin şairleri adet olduğu üzre veciz bir beyitle tarih düşürürler.

Hasan Paşa, Ali Suavi'yi kendine getiren sopasına Mehdi adını verip Beşiktaş karakolunun duvarına asar. Karşısına getirilen bir suçluyu konuşturmak için sopanın kabiliyetlerini anlatırdı.

2.ABDÜLHAMİT'LE İLGİNÇ KARŞILAŞMASI

1.Abdülhamid Han arasında aralarında tatlı bir olay yaşanmıştır. Geleceğin padişahı Şehzade Abdülhamid ki, kimse o günlerde onun padişah olacağını aklına bile getirmemektedir. Zira ikinci veliahttır. Genellikle Hacı Osman Bayırı'ndaki Kudrettepe Köşkü'nde oturmaktadır. Bir gün Balmumcu Çiftliğine at üzerinde giderken yolunun üzerine muhafız neferlerden biri çıkar;

– Yassah hemşerim!..

Veliaht Abdülhamid sert bir tavırla; “Tanımadın mı beni? Ben, ikinci veliahtım” diye çıkışınca, aldığı cevap ilginçtir;

– Veliaht, meliaht dinlemem. Ben, padişahın adamıyım bir tek onu tanırım!..

Sultan Abdülhamid tahta geçtiğinde, padişahına bu derece bağlı adamı unutmayarak aratıp buldurur. Önce subay sınıfına geçirir. Savaş alanlarındaki başarıları sebebiyle rütbesi artar. Sonra bizzat padişahın isteği ile Ferik (korgeneral) rütbesiyle önemli bir mevki olan Beşiktaş Muhafızlığı'na getirilir.Beşiktaş, padişahın oturduğu Yıldız Sarayı ile Dolmabahçe, Çırağan ve Feriyye saraylarını da içine alan hareketli bir yerdi. Bu sebeple, Beşiktaş Zaptiye Karakolu Kumandanlığı öyle her babayiğidin harcı değildi. Bu görevi ifa edecek olanın her şeyden önce padişahına mideden değil yürekten bağlı olması gerekirdi. İşte Hasan Paşa da bağlılığı cesareti ve cüssesi ile bu makam için biçilmiş kaftandır.

ZEHİRLENEREK Mİ ÖLDÜRÜLDÜ?

Hasan Paşa bir gün görev başındayken hastalanır. Gelen doktor lavman yapılmasında ısrar eder. Hasan Paşa neden rahatsızlandığını çok iyi bildiğinden ayak diretirse de zorla yapılır.

Hemen sonra fenalaşarak, baş ucunda bekleyen eşine “Gülnaz, beni zehirlediler. Hasan'ın gidiyor artık” dedikten on beş dakika sonra hayata gözlerini yumduğunda 80 yaşındadır. (1905) Çok sevdiği ve güvendiği bir insanın ölüm sebebini kimse anlayamaz. Ancak Sultan Abdülhamid Han anlamıştır.Hasan Paşa muhteşem bir cenaze töreniyle Beşiktaş'taki karakolun yanında, Barbaros türbesinin cadde tarafının önüne defnedilir. Kabrin üzerine etrafı açık bir kubbe yapılır.

TÜRBESİ YIKTIRILIYOR ÇÜNKÜ…

Hasan Paşa, vefatında Muhafızlık yaptığı Beşiktaş'ta, Barbaros Hayreddin Paşa türbesi sahasında defn edilmiş, üzerine Mimar Kemaleddin tarafından bir cesim türbe inşa edilmiştir. Türbe, yine Mimar Kemaleddin yapısı olan Fatih Camii haziresindeki Gazi Osman Paşa türbesi ile aynı tarzda inşa edilmişti. Yıkılan türbe,  1937 yılında, Hükümet kararnamesi ile Belediyece istimlak edilip yıkılmış, 7-8 Paşa'nın cenazesi buradan Yahya Efendi Dergahı mezarlığına nakledilip defnedilmiştir. Peki, türbe niye yıkıldı derseniz. O sırada İngiltere'den misafir olarak ülkemize gelen Prens Edward'ın Beşiktaş'daki “Barbaros Hayrettin Paşa “ türbesini görmek istemesi üzerine ,bu türbenin daha ihtişamlı durduğu nedeniyle   bu türbe yıktırılmıştır. Yerine de bugünkü Barbaros Hayrettin Paşa anıtı yapılmıştır .

FAHRİ SARRAFOĞLU - TERCÜMEİHÂL

Gazeteci, Yazar, Manevi Şahsiyet Eğitim Uzmanı1966 yılında Aksaray’da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Aksaray’da tamamladı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Bir yıl Londra’da dil eğitimi aldı. Daha sonra Anadolu Üniversitesi İlahiyat Fakültesini de bitirdi ve “Din Psikolojisi” alanında çalışmalar yaptı. Bu alanda İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öncelikli olmak üzere birçok psikolojik eğitimlere katılarak Psikologlar ve Psikiyatristler Derneği’nin sertifkalarını aldı.Gazeteciliğe 1990 yılında İhlas Holding’de “Turkey” İngilizce ekonomi gazetesinde başladı. Aynı yayın grubu ile bir de dergi çalışmalarını yürüttü. İstanbul Kuyumcular Odası ile birlikte Gold News kuyumcu dergisini çıkardı. İHA’da Ekonomi Müdürü olarak çalışmaya devam etti. Çeşitli radyolarda haftalık programlar yaptı. Gazetecilik ve yazarlık mesleğine ara vermeden MÜSİAD basın danışmanlığı ve Basın ve Halkla İlişkiler Koordinatörlüğü görevini yürüttü. Aynı zamanda Akit Gazetesinde ekonomi yazıları yazdı ve röportajlar yaptı. 1998 yılından 2013 yılına kadar ise Yeni Şafak gazetesi ekonomi servisinde çalışmalarını sürdürdü.Bu süre içerisinde çeşitli internet sitelerinde sanat,iş, ekonomi ve akademik çevrelerle özel röportajlar yapmıştır. Aynı zamanda farklı dergilerde kişisel gelişim, İstanbul gibi konular başta olmak üzere çeşitli yazı ve röportajları yayınlanmıştır.Sarrafoğlu aynı zamanda İSTANBUL’un SIRLARI adıyla İstanbul’u tanıtan ve sevdiren sunumlar yapmakta, İstanbul’u farklı bir gözle gezmekte ve gezdirmektedir.Yine kişisel gelişim konusunda D.K.D (Düşün Konuş Dinle) eğitim seminerleri- Basın ve Halkla İlişkiler Semineri –Morİnek(Farkındalık) adıyla çeşitli eğitim seminerleri de vermektedir. Sarrafoğlu, evli ve dört çocuk babasıdır.Röportaj dalında MÜSİAD ödülü sahibidir.

FAHRİ SARRAFOĞLU DİĞER YAZILARI

  1. bünyamin akbaba

    1937 ve Prens Edward'ın htırına yıkım......zulüm....tarihe ne sahip çıkılmış.

  2. Bu Prens edvardın göz zevkini okşamak için dahi tarihi talan etmek millete ne büyük !!! bi hizmet !!!olmuş vaktiyle...bir prense güzel manzara uğruna tarihi talan etmek mi? Olmaz böyle birşey diyebilmek isterdim ama malisef olmuş.....ilginç çok ilginç olmuş türbenin yıkılma sebebi.....

Yorum Yaz

  625964

-