20 AĞUSTOS 2019 SALI

Altan Çetin

BİTMEYEN GEÇMİŞ GEÇMEYEN MAZİ

Altan Çetin

S-400-Patirot, Suriye Meselesindeki dengeler, Doğu Akdeniz'deki gelişmeler arasında İstanbul seçimleri ile meşgul kafalarımızı maziye çevirdiğimizde yakın geçmişin bazı olgu ve gelişmelerinin günü ve geleceğimizi ipotek altına almaya çalışan karabasana karşı dikkatlerimizi çuvaldızladığını fark edebiliriz. Zamanın şartlarına uyum sağlamak ile bekamız arasında gerilimler içinde yorulan akıllarımız, tarihte bir gezinti ile kıyısında bulunduğumuzun manasını aşikâr edebilir. Lakin bu yazı ezberler ateşine odun atmak ya da “bak bak görüyor musun şu Batıyı hep böyle işte” demenin azıcık ilerisinde tarih kültürüyle düşünme alışkanlığımıza naçiz bir katkı sağlamayı hedefliyor. Zira ezberlerimize kafamızı vurmak problemlerimizi çözmekten ziyade karanlığımızı koyulaştırıyor.

Son dönem tarihimiz, bir yönüyle değerlendirme, kavrama ve yorumlama hataları tarihidir denilse yanlış olmayacaktır. Nevzat Kösoğlu tabiriyle kültür soğumuş ve sosyal gerilim düşmüştür. Tarih bize geriye bakıp önümüzü görme faydasını sağlayacak tespit ve farkındalıkları oluşturmadığında hayata değer katma imkânını büyük ölçüde kaybeder.

Batılılaşmakla Batıya karşı olmak gerilimi. Yenileşme tarihimiz, bugünde olduğu üzere, muasır medeniyeti temessül ederken kendi kalmak ile daha ötesinde varoluşsal rakibimiz ve hatta düşmanız gördüğümüzden hayatiyet devşirme gerilimini aşma çabalarıyla doludur. Şark Meselesinden beri Türk'ü bir kategoriye koymuş, oryantalist ve hatta Haçlı kompleksleriyle yendiğine bakan bir dünyaya karşı hep tetikte kalıp hem de muasırlık devşirmek çabası zor ve yorucu bir tecrübe olarak hala ikileminde kıvrandığımız bir çıkmaz olarak duruyor. “Şark Meselesi denilen, İmparatorluğun parçalanıp paylaşılması meselesi, ıslahatlarımızla iç içe girer ve Batılılaşma hareketlerini yönlendiren, hızlandıran çok ciddi bir faktör olur. Özellikle Tanzimat dönemi ıslahatçılığı, Osmanlı yöneticilerinin Devlet-i Aliyye'nin tamamiyeti uğruna, başkasını bulamadıkları için peşine takıldıkları umuttur. Hristiyan devletler için ise Şark Meselesi'nin bir vasıtasıdır; bunun en dinamik unsuru da Osmanlı'nın çeşitli mezheplerdeki Hristiyan reayasıdır. Bu yüzden ıslahatlarla azınlık meseleleri hep iç içe girmiştir. Nevzat Kösoğlu, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, c.4, İstanbul, 2015, s. 208” ”Hristiyan devletler Osmanlı'nın ıslahat gayretlerine, esas itibariyle kendi aralarındaki siyasi dengeler ve Şark Meselesi'ndeki beklentiler açısından bakmışlardır. s.228” Kösoğlu'nun bu tespitlerini göz önüne aldığımızda tarihten ilk tespitimizi yaparak hali tenkit yani doğru yanlış ayrımı(temyiz) ve olanın esasını fark etme (tefrik) noktasında tarih kültürüyle yol almaya başlayabiliriz. Batıdan Doğudan Türkiye'ye bakan her göz yine ve hâlâ meselelerimize kendi büyük siyasetleri çerçevesinde bakarken bizi de cambazlarla oyalayarak işlerini kotarmanın derdine düşüyorlar. Türkiye'nin AB'ye girmesi meselesi ile PKK meselesinin gibi pek çok konuyla iç içeliğine herhalde bu şartlarda çok da şaşmamak gerekiyor artık. 

ABD ile Rusya arasında son dönem yaşadığımız hal eskimeyen bir yeniden ibaret: Denge politikası. “Osmanlı'nın düşkünlüğünü derinden duymuş olan Tanzimat ricali Avrupa'nın gelişmesi karşısında eziktir. Devlet-i Aliyye'nin ayakta durabilmesinin tek yolunun, düvel-i muazzamanın ihtiras ve kuvvetlerini birbirlerine karşı kullanmak olduğunu düşünmektedirler. Hristiyan devletler, Osmanlı üzerinde denetimlerini kurmak için istedikleri gayrimüslim tebea lehine ıslahatlar konusunda sıkıştırmaktadır. s.211” Düvel-i muazzama terör başta olmak üzere pek çok meselede bizde düzenlemeler, falan kriterlere göre yenilemeler yapmamız konusunda bizi sıkıştırırken ve hala AB başta olmak üzere eleştiriler üzerimize yağarken denge ipi üzerinde yol alma gayretindeyiz.

Bu gayret sürerken bizi içerden kanatan yaramız ise Kaht-ı ricali. Kösoğlu'nun bu noktadaki tespitlerine bakalım; “Enderun'un da silinip gitmesiyle, Osmanlı'da geleneğe sahip eski idareci ve hariciyeciler de yavaş yavaş çekilmiş, sefaret kalemlerinden yetişme, yabancı dil bilen, Avrupa usulünde ve Avrupa politikasını az çok bilen ve aynı zamanda Avrupa'nın etkisinde daha kolay kalabilen hariciyeci ekiplerin yönetimindeki ağırlığı artmaya başlamıştır. s.213”… “Tanzimat yöneticilerinin, Avrupa'da oluşturulan politikalarının Osmanlı'daki uygulayıcıları durumuna düşmelerinde, ikbal ve iktidar yolunun yabancı sefaretlerden geçer hale gelişi etkili olmuştur. s.217” İşte tüm karamsar tabloda işin içine birde bu mankurt tipolojisi girince son dönem tarihimizin meselelerinin neden içinden çıkılmaz hale geldiğini izaha lüzum kalmayacaktır. Kendi ağacının kurdu olan yerli mayasızlar meselesi diğerleri kadar hayati bir konudur.

Bu farkındalıklarla baktığımızda hal-i hazırdaki durumda kimse aklımızla alay edemeyecektir. Devletimiz ve tarihimizin büyüklüğü yanında mevcudu doğru kavrayıp yorumlamak en azından avuntulardan sıyrılıp müstakbele gerçeklerle bakabilmek bekamızı ve geleceğimizi güçlü kılacaktır. Batı kavramını bu manada vülgarize etmeden kullanırken, dengeleri mazinin derslerini unutmadan düşünmek nihayet ricalimize mutasallıt olanlara dikkat etmek bu bitmeyen geçmişin nihayetine doğru bize yol açabilir. Popülizmin ve uyurgezerliğin bedelini ise tarih bize fısıldamaya devam ediyor.

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  551928

-