22 OCAK 2020 ÇARŞAMBA

BİTMEYEN SOYKIRIM

İsrail’in Filistin’de yarım yüzyılı aşkın bir süredir sürdürdüğü açık soykırım yalnızca insanları katletmek suretiyle gerçekleşmiyor. İsrail Devleti, sürdürdüğü sistematik politikaları ile Filistin’de insan hayatı için gerekli olan zaruri faaliyetleri baltalayarak bütün bir ülkeyi adeta topyekûn yok etmeyi hedefliyor.


BİTMEYEN SOYKIRIM

Bu kapsamda Filistin halkının ticaret yapması engelleniyor, arazilerine el konuluyor, altyapıları, su, elektrik ve telefon kanalları tahrip ediliyor, silahlı İsrail askerleri ile günlük yaşam sürdürülemez hale getiriliyor, hemen her gün Filistinli masum insanlar genç-yaşlı, kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın gözaltına alınıyor, çocukların eğitim hayatlarını sağlıklı bir şekilde sürdürmesi engelleniyor. Bütün bunlar bir açıkhava hapishanesine çevrilen Filistin'de ve dünya kamuoyunun gözü önünde gerçekleştirilmeye devam ediyor.

Öte yandan Yahudi yerleşimciler sorunu da bugün Filistin açısından son derece hayati bir tehlike arzediyor. Her geçen yıl sayıları katlanarak artan ve büyük çoğunluğu Filistin halkından gaspedilen topraklar üzerinde yükselen işgalci yerleşimlerde bulunan İsraillilerin sayısı milyonlara ulaşmış bulunuyor. Adım adım sürdürülen bu işgal programı Filistin halkını kendi vatanlarında azınlık durumuna düşürmeyi amaçlıyor.

Müslümanlar için kutsal kabul edilen Mescid-i Aksa da, Yahudilerin her geçen gün artan dozdaki provokasyonları ile adım adım yok olmanın eşiğine sürükleniyor. Önce Mescid-i Aksa'nın altında tüneller açan İsrail Devleti, son dönemde de Siyonist Yahudi saldırgan gruplar eliyle Müslümanların kutsal mekânlarından Mescid-i Aksa'ya girerek saldırılar düzenliyor. Uluslararası camianın sessiz kaldığı, hiçbir hukuki ve siyasi girişimin sözkonusu olmadığı bu saldırılara maalesef İslam dünyası da seyirci kalıyor.

ABD'DEKİ İSRAİL LOBİSİ

7 milyona yaklaşan sayılarıyla ABD nüfusunun yaklaşık %3'ünü oluşturan Yahudiler; gerek ekonomik varlıkları, gerek diplomatik güçleri ile ülke siyâsetinde önemli rol oynuyorlar. Özellikle seçim süreçlerinde Yahudilerin desteğine büyük ihtiyaç duyan siyasîler Yahudi nüfusun taleplerine büyük önem veriyor. Zira seçimlere katılımın %50-60'lar seviyesinde olduğu ABD'de, Yahudi seçmenin katılım oranı %90'lara ulaşıyor. Bu da, zaten aralarında ciddi bir oy farkı bulunmayan Demokratlar ve Cumhuriyetçiler için hayâtî bir anlam ifade ediyor. Belli şartlar karşılığında Yahudi seçmenin desteğini alan adayların, seçilmeleri durumunda İsrail'in özellikle Ortadoğu politikalarına gözyumucu bir siyâset izledikleri görülüyor.

Yahudi lobisinin ABD siyâsetindeki etki gücü, seçim süreçlerinde destekledikleri adaylara yaptıkları yüklü yardımlarla daha da artıyor. Adaylar daha iyi bir seçim kampanyası yürütebilmek için gereken ekonomik desteğin yanısıra, büyük kısmı Yahudi sermayesinin elinde bulunan medya desteğini de arkalarına almış oluyorlar.

ABD'deki Yahudi oylarına, bir de Yahudi olmayan İsrail yanlısı seçmen sayısı eklenince, ABD seçmeninin en büyük seçmen gurubu teşekkül etmiş oluyor. Bu durum, Yahudilerin ABD'deki nüfuslarına orantısız bir siyasî nüfuz elde etmelerinde önemli bir rol oynuyor.

Roger Garaudy'nin İsrail Mitler ve Terör adlı eserinde zikrettiği ve bizzat ABD'li ve İsrailli yöneticilerin ağzından yapılan açıklamalar, Yahudi lobisinin, dolayısıyla İsrail'in, ABD siyâsetinde ne kadar etkili olduğunu gözler önüne seriyor:

ABD Eski Başkanı Harry S. Truman 1946'da bir grup diplomat önünde şu açıklamayı yaptı: “Üzgünüm beyler! Fakat Siyonizm'in zaferini bekleyen yüzbinlerce insanı tatmin etmek zorundayım. Benim seçmenlerim arasında binlerce Arap yok!”

Britanya Eski Başbakanı Clement Atlee ise şunları söylüyordu: “Amerika Birleşik Devletleri'nin Filistin politikası, Yahudi oyu ve birçok Yahudi firmasının mâlî destekleriyle şekillenmişti.”

1961 yılında, ABD Eski Başkanı John F. Kennedy'nin ilk buluşmalarında İsrail Başbakanı David Ben-Gurion'a şöyle söylediği nakledilir: “Amerikan Yahudilerinin oyları sayesinde seçildiğimi biliyorum. Seçilmemi onlara borçluyum. Yahudi halkı için ne yapabileceğimi bana söyleyin.”

1976'da ABD Eski Başkanı Jimmy Carter, Yahudi oylarının %68'ini almış, daha sonra Mısır'a F15 ve Suudi Arabistan'a Awacs uçakları sattığı için (bu uçakların İsrail'e karşı kullanılmayacağı güvencesi verilmesine rağmen), 1980'de oyların ancak %45'ini elde ederek rakibi Ronald Reagan'a karşı seçimi kaybetmiştir.

ABD Eski Başkan Adayı Adlai Stevenson ise şöyle yazmıştır: “İsrail hükümetince anında bilinmeden, İsrail'i ilgilendiren hiçbir karar fiîlen alınamaz veya icra organı düzeyinde tartışması dahî yapılamaz.” Stevenson ayrıca şu acı tesbiti yapar: “İsrail Başbakanı, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu ile ilgili dış politikasında, kendi ülkesinde sahip olduğundan çok daha fazla nüfuza sahiptir.”

ABD Eski Başkanı Bill Clinton, AIPAC (Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi)'in yıllık toplantısında yaptığı konuşmasında şunları söylemiştir: “Amerika Birleşik Devletleri vaadlerini tutmuştur: İsrail'in askerî gücü bugün her zamankinden daha etkilidir. İkmal yapmadan uzun süre uçabilen dünyanın en iyi uçakları olan F15 Is'lerin satışına olurumuzu verdik. Körfez Savaşı'nın ardından başlayan, 20 uçak ve savaş helikopterlerinin teslimini sürdürdük. İsrail'i her türlü yeni füze saldırısına karşı koruyacak olan Arrow'un üretimine 350 milyon Dolar'lık katkıda bulunmaya söz verdik. Ayrıca İsrail'e çok sayıda füze atıcı ultra-modern bir sistemi de teslim ettik… İleri teknoloji kapasitesini arttırmak için İsrail'e süper bilgisayarlar verdik ve uzaya araç gönderme piyasamıza girmesini de sağladık ki bu, Amerika Birleşik Devletleri tarafından sunulmuş ve daha önce benzeri olmayan bir imkândır.”

Yorum Yaz

  862276

-