14 ARALIK 2019 CUMARTESİ

Bülent Acun

BİZİM YERİMİZE ONLAR KONUŞUYOR

Bülent Acun

Güzel bir pazar sabahıydı...

Bir taraftan kahvaltı sofrasının gelmesini beklerken diğer taraftan da günün gündemine muttali olmak istiyordum. Haber alma hakkını dinleyerek kullanma niyetiyle küçük kızım Hatice Dilara'ya seslendim. Bu sesleniş neticesinde aramıza geçen konuşmalar okumakta olduğumuz yazıyı husule getirdi. Hatice Dilara ile aramızda geçen mühim konuşma şöyle;

  • Kızım radyomu getirir misin?
  • Hayır, maalesef getiremem babacığım.
  • Peki, ama neden kızım?
  • Getirmek istemediğim için babacığım.
  • Peki, neden radyomu getirmek istemiyorsun kızım?
  • Babacığım, ablamla ben kahvaltı sofrasında ailece sohbet etmek istiyoruz. Sen televizyon izlerken yahut radyo dinlerken biz sohbet edemiyoruz.
  • Ne münasebet kızım! Televizyon izlerken, radyo dinlerken neden sohbet edemeyelim ki?

Bu soruya Hatice Dilara öyle bir cevap verdi ki bu cevap üzerine değil bir yazı bir kitap yazılsa yeridir. “Çocuktan al haberi!” diyenler ne kadarda doğru söylemişler. Evet, kitle iletişim ve sosyal medya araçlarının bugün bize getirdiği noktayı 6. Sınıf öğrencisi Hatice Dilara tek cümle ile bakın nasıl haber veriyor:

  • Babacığım, lütfen ailece yemek yerken televizyon ve radyodan uzak durun. Bizimle konuşun. Ailece yemek yerken televizyon ve radyo açık olduğu zaman bizim yerimize onlar konuşuyor.

Bu mühim cümlenin üzerinde hatırı sayılır bir süre durdum. Daha senin yaşın kaç? Her şeye burnunu sokma. Büyüklerin işine karışma nerde ne yapacağımı sana mı soracağım? Kafanın girmediği yere gövdeni niye sokuyorsun? Otur, sus, haddini bil, sen dersini çalış demedim, diyemedim. Küçük Hatice'yi bu büyük sözünden dolayı ödüllendirdim.

Kitle iletişim ve sosyal medya araçları hayatımızın neresinde sorusunun tek kelimelik üzücü cevabı şu: “Merkezinde...”

Onlar hayatın merkezinde olunca biz hayatın kıyısına köşesine düşüyoruz. Hâlbuki hayatın merkezinde biz olmalıyız. Onlar sadece birer araç. Araç olması gerekenler amaç haline gelince biz onları kullanacakken onlar bizi kullanıyor.

Bugün Türkiye'de ortalama bir ailenin akşam fotoğrafı üç aşağı beş yukarı şöyle; evin başköşesinde büyük bir televizyon ailenin bütün fertlerinin elinde birer akıllı telefon. Herkes son derece durgun ve yorgun. Kimsenin kimseye baktığı ve kimsenin kimseyle konuştuğu yok. Her evde herkes kendi başına bir âlem.

Büyüklerin ibret dolu, hikmet dolu, hakikat dolu konuşmalarını küçüklerin büyük ilgi ve dikkatle dinledikleri o günler nerde.

Ailedeki bütün fertlerin gün boyu yaşadıklarını birbirlerine aktararak geçirdikleri o hoş vakitler nerde.

Akşamın ilk saatlerinde başlayıp gecenin geç saatlerine kadar devam eden evleri ve yürekleri ısıtan o sıcacık hoş sohbetler nerde.

Evet, Hatice Dilara çok haklı. Kitle iletişim ve sosyal medya araçları bizim yerimize düşünüyor, konuşuyor, alıyor, veriyor böylece bizi kendisine adeta esir ediyor. Onlar adeta hayatın öznesi biz nesnesi olmuşuz. Bu durumun birçok acı sonucu var. İşte onlardan bir kaçı.

Su gibi akıp giden zaman, zamanı berhava olan insan... Bir hiç uğruna yorulan gözler ve gönüller. Statik, sentetik ve mekanik hayatlar özenle korunan ekranlar ve yüzüne bakılmayan akranlar. Akıllı insanların yerine göz diken akıllı cihazlar.

Gelişen teknolojiye gelişmediği için buhar olan servetler. Bir tık ile yıkılan devletler yok olmaya yüz tutan milletler. Hayatı kolaylaştırayım, derken yaşamayı zorlaştıran aygıtlar...

Dünyayı küçültürken insanlığın problemlerini büyüten maymun iştahlı vahşi kapitalistler. Dağılan dikkatler, zayıflayan hafızalar, uyuşturulan beyinler…

Hal böyleyse ne yapmalı sualini şu şekilde cevaplayarak yazıyı noktalayalım.

Kitle iletişim ve sosyal medya araçlarına gelişen teknolojiye yer verelim fakat asla yerimizi vermeyelim. Çünkü bu durum korkunç bir yersizliktir.

 

BÜLENT ACUN - TERCÜMEİHÂL

BÜLENT ACUN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  524047

-