28 ŞUBAT 2020 CUMA

BU TERÖRİST BAŞI ‘DİN ÂLİMİ’ VEYA ‘HOCAEFENDİ’ OLARAK KABUL EDİLEMEZ

Gizli ve karanlık emellerine ulaşmak için her türlü yolu mübah gören, dini ve dinî duyguları istismar eden, gayr-i İslamî ve gayr-i ahlakî tutum ve davranışlarla fitne, fesat, yalan ve desiselerle kendine insan ve imkân devşiren Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY) dinî bir oluşum olarak nitelenemez.


BU TERÖRİST BAŞI ‘DİN ÂLİMİ’ VEYA ‘HOCAEFENDİ’ OLARAK KABUL EDİLEMEZ

ŞÛRA KARARLARI VE AÇIKLAMALAR
Dini istismar eden bir örgüt (FETÖ/PDY) tarafından 15 Temmuz 2016 gecesinde gerçekleştirilen kanlı darbe girişiminin ardından, ülke ve millet olarak içinden geçtiğimiz süreci değerlendirmek, bu ve benzeri yapıların ülkemize, milletimize ve dinimize verdiği zararları tespit etmek, dinî açıdan bu konularda istişarelerde bulunmak ve atılacak somut adımları belirlemek amacıyla Din Şûrası Tüzüğü'nün 5'inci maddesi gereğince Diyanet İşleri Başkanlığı, tek gündem maddesiyle 3-4 Ağustos 2016 tarihlerinde Din Şûrası'nı Ankara'da olağanüstü toplamıştır.

Hain ve kanlı darbe girişimi karşısındaki vakur, cesur ve âlicenap tutumuyla tüm dünyaya örnek olan; vatanına, milletine, millî iradeye ve hukuk düzenine sahip çıkan aziz milletimizin 15 Temmuz gecesindeki onurlu duruşu ve bu direnişte milletimizin maneviyatını canlı tu- tan bütün din gönüllüsü kardeşlerimiz nesiller boyu şükran ve minnetle anılacaktır. İstiklal mücadelesi günlerinde olduğu gibi, milletin kendi izzet ve haysiyetine sahip çıkma davetine derhâl icabet edip şehadet mertebesine kavuşan aziz şehitlerimize Cenâb-ı Hak'tan rahmet niyaz ediyor, yaralanan gazilerimize acil şifalar diliyoruz.

Halk iradesine dayanan meşru bir yönetimi, din kisvesi altında örgütlenip silah zoruyla devirmeye teşebbüs etmek, millî iradeyi hiçe saymak bir hak gasbıdır. Dinen meşru görü- lemez. Bu girişimi şiddet ve nefretle tel'in ediyoruz.

İki gün süren Şûra'da gündem, üye, katılımcı ve davetliler tarafından müzakere edilmiş, alınan kararlar ittifakla kabul edilmiş ve kamuoyu ile paylaşılması uygun görülmüştür:

FETÖ / PDY DİNÎ BİR YAPI OLARAK NİTELENDİRİLEMEZ
Gizli ve karanlık emellerine ulaşmak için her türlü yolu mübah gören, dini ve dinî duyguları istismar eden; milletimizin zekâtını, sadakasını, kurbanını çalan, evladını elinden alıp yanlış yönlendiren, dinimizin temel değerlerini, kavramlarını tahrif ve tahrip eden, gayr-i İslamî ve gayr-i ahlakî tutum ve davranışlarla fitne, fesat, yalan ve desiselerle kendine insan ve imkân devşiren, devletin tüm organlarına sızarak, milletin geleceğini ipotek altına almaya çalışan ve son darbe girişimiyle millet tarafından suçüstü yakalanan Fetullahçı Terör Ör- gütü (FETÖ/PDY) dinî bir oluşum olarak nitelenemez. Bu örgütün elebaşı “din âlimi” ya da “hocaefendi” olarak kabul edilemez.

Kendine özgü bir dil ve üslûpla altmışlı yıllardan itibaren yaptığı heyecanlı vaazlarıyla ilk mün- tesiplerini etrafında toplayan Fetullah Gülen, ardından Risale-i Nur zeminini kullanarak eğitim alanında yoğun bir çaba içine girmiş, okullar, dershaneler ve etüt merkezleri ile etkinliğini artırmıştır. Ancak zamanla bu eğitim faaliyetlerinin arkasında “Bağlıları aracılığıyla devletin en kritik kurumlarını ele geçirmek” gibi gizli bir gündemi olduğu anlaşılmıştır.

Bunun için seçilen ve kendilerine “altın nesil”, “ikinci kutsîler” adı verilen genç dimağlar, “abi” ve “abla” denilen elemanlar aracılığıyla oldukça sığ ama bir o kadar duygusal telkinlerle beyinleri yıkanarak tek tipleştirilmiştir. Böylece bağlılarını birer adanmış militan gibi yetiştirerek kurumların içine yerleştirmiş, uzun yıllar kendilerini gizlemelerinin yollarını onlara öğretmiş ve vakti geldiğinde emri ile harekete geçmeleri için onları programlamıştır.

Fetullahçı Terör Örgütü/ Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY), böylece hem toplumu, hem de siyaseti ele geçirme stratejisini yıllar boyu ısrarla sürdürmüştür. Bu uzun vadeli siyasi stratejinin 1986'dan itibaren dış güçlerin müdahalesine açık olarak şekillendiği tahmin edilmektedir. Nitekim Gülen, internete düşen sözüm ona mahrem bir sohbetinde bu stratejinin ana felsefesini açıkça dile getirmiştir:

“… Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın. Bu açıdan, bir taraftan bu kanun ve kuralları kullanma, biraz önce anlattığım esneklik içinde, diğer taraftan bir kanun ve kural adamı olma ima- jını uyarmak, yani harfiyen riayet ediyor bunlar denmeli, denmeli ki muntazam terfilerin arkasında bir ölçüde bu vardır. Ve sizin ileriki dönemde daha hayati, daha önemli yerlere gelmenizin arkasında da bu vardır. Yani sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitmek, işte, bu iki müessesede olduğu gibi hayati dinamik bir kısım müesseselerde söz konusudur. Ta ilerilere gitme, böyle can damarları içinde dolaşma ve eğer dönülüp gelinecekse yara alınmadan, hissettirmeden dönüp geriye gelme meselesi geleceğimiz adına çok esaslı hususlardır. İstikbale yürümek için sistemin püf noktalarını keşfedin.

…Bir diğer yanı da ister adliyede, ister mülkiyede arkadaşlarımızın gittikleri yerlerde daha rahat iş yapmaları, tutulmaları, kaymakam iseler vali olmaları, sıradan bir hâkim iseler takdir olunan bir hâkim olmaları…

…Kuvvet dengesi yoksa kuvvete başvurmayın. Çok iyi planlayacak, ona göre yürüyeceksiniz. Dı- şarıdan bizi korkaklıkla itham edeceklerdir. Allah bizim çaremize bakacak.

Fuzuli kahramanlık yerine ele geçirmeyi tercih ederim.
Çok tedbirli, çok temkinli ve tedbirli hareket etme mecburiyeti var. Bu hizmetin içinde bulunanlar, bu hizmete göre hizmet vermek isteyenler, her birisi dünyayı idare edebilecek bir diplomat gibi hareket etmeli, kendi planındaki meseleleri çözdükten sonra ülkesinde de çözmeye çalışmalı bu şekilde.

Böyle bir dönemde tam özümüzü bulacağımız, kıvama geleceğimiz âna kadar, dünyayı sırtımıza alıp taşıyabilecek güce ulaşacağımız âna kadar, o kuvveti temsil edeceğimiz şeyler elimizde olacağı âna kadar, Türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne göre, bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz âna kadar her adım erken sayılır.

Bu evler doldurma boşaltma yerleridir. İnsanlar burada dolar, sonra gider boşluklara boşalırlar… Hu- susiyle her şeyin kapatıldığı, bütün kapılara kilit vurulduğu bir dönemde bu evler geçmişte olan mis- yonlarından daha büyük misyon yüklenirler. Çünkü geçmişte bu evlerin yaptığı vazifelerden bazılarını medrese yapar. Bazılarını mektep yapar. Bazılarını tekke yapar. Bazılarını zaviye yapar. Gel gör ki bu evlerin temeline harç atıldığı zaman, dünyanın o dönem itibariyle en şereflilerinden birisinin kutlu eliyle harç atıldığı zaman artık medrese yoktur; mektep misyonlarından uzaklaştırılmıştır. Tekkenin kapısına kilit vurulmuştur, zaviyenin kapısının arkasına sürgü sürülmüştür. O kapıları açmak, o kapılardan içeri girmek mümkün değildir. Bütün bu büyük misyonu, bu çok ağır vazife ve mükellefiyetleri bu evler görecekti. Allah bu evlere izin verdi. İzni Allah verdi.

Acı mesela, fakat bütün bunlarda karşı tarafı tahrik etmemek, bu okuduğumuz şeyleri daha yumuşak bir üslûp ile anlatmak çok önemlidir. Bunu aştıktan sonra da, acaba bu mevzuda dünyanın tavrı nedir, onu hesaba katmalı, ayrı ayrı platformlarda karşısına çıkabilecek planların hepsinde başarılı olmadan son adımı atmamalıdır. Bir yanlışlık bize falso yaşatır ve yanlışlıktan yediğimiz mağlubiyeti sonra telafi edemeyiz. Yanlışlık olur, telafi edemeyiz. Bu sefer onlar bizi kıskıvrak derdest ederler. Bir daha da be- limizi doğrultmaya fırsat vermezler...

Devamı yarın...

  1. Boynunda başkalarının yuları olan hiç kimse din adına konuşamaz.onları tanımak için Kuran'ı Kerim'de yazılanlarla ve sünnetle test ederek anlayabiliriz..

Yorum Yaz

  858924

-