31 MAYIS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

BÜLENT ECEVİT

Hüseyin Yağmur

(‘Halkın Çocukluğundan Devletin Çocukluğuna' Bir Yolculuğun Kısa Belgeseli )

5 Kasım 2018 günü eski Başbakanlardan Bülent Ecevit'in ölümünün 12 . sene-i devriyesi olmuş oluyor.1970'li yıllardan itibaren Türkiye'nin en önemli politik figürlerinden olan Ecevit ile ilgili bu günlerde televizyonlarda klasik belgeseller yayınlanıyor.

Biz bugün klasik bilgilerin dışına çıkalım ve Bülent Ecevit'i kamuoyunda pek bilinmeyen yönleriyle kaleme alalım istedik. Klasik bir belgeselin dışında Ecevit belgeseli yapılmak istenilirse bu bilgiler ona lazım olabilir.

1960'lı yıllarda Ulus Gazetesi yazarı ve CHP'li Fahri Ecevit'in ABD'de bursla eğitim gören oğlu Bülent Ecevit CHP içinde yükselen değer olmaya başlamıştı.

CHP Kastamonu milletvekili Prof. Dr. Fahri Ecevit'in oğlu olan Bülent Ecevit, Robert Kolej'den 1944 yılında mezun olduktan sonra  Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nde çevirmenlik olarak görev yapan Ecevit,1946-1950 yılları arasında Londra Elçiliğinin Basın Ataşeliği'nde kâtip olarak çalıştıktan sonra 1950 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nin yayın organı olan Ulus Gazetesi'nde işe başlar.

1955 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin Kuzey Karolina eyaletinin Winston-Salem şehrinde, The Journal and Sentinel'de konuk gazeteci olarak çalıştıktan sonra 1957'de Rockefeller Foundation Fellowship Bursu ile yeniden Amerika Birleşik Devletleri'ne gider ve Harvard Üniversitesi'nde sekiz ay sosyal psikoloji ve Orta Doğu tarihi üzerine incelemeler yapar.

Ecevit, 1957 seçimlerinde milletvekili olarak parlamentoya,1961 yılında da CHP Merkez komitesine girmişti.1961 seçimlerinin ardından kurulan kabinede de Çalışma Bakanı olarak yer almıştı.Dönemin en solcu, en demokrat aktörü gözüken Ecevit, Darbecilerin Darbeden sonra süngü zoruyla kurduğu hükümette bakan olarak yer almakta bir sakınca görmemişti.

Namık Zeki Aral'ın damadı olması vesilesiyle CHP'nin gazetesi Ulus'ta yazı yazdırılan, öz Türkçeyi fazla abarttığından zaman zaman yazıları gazeteye konulmayan genç Bülent, CHP'nin karizmatik Genel Sekreteri Kamil Kırıkoğlu ile tanıştıktan sonra hayatının seyri değişmişti.

Kırıkoğlu sonraki yıllarda bu tanışma anını şöyle anlatır:‘İçeriye ürkek, üzüntülü, gözlerinde yaşlar genç bir adam girdi. ‘Ben Bülent' der demez tanıdım, oturttum. Ağlaması daha şiddetlendi. Elinde bir yazı tutuyordu. Hemen durumu anladım. Gazeteye yine yazısını koymamışlardı. Yazıyı elinden aldım. Hemen altını imzaladım ve yazı işlerine götürüp “Bu yazıyı hemen koyun” dedim. “Yazılarınız gazetede çıkacak. Bundan sonra yazılarınızı bana getirin' dedim.” (Kırıkoğlu,1997:71)

Yakın bir zaman sonra Türk siyasetinin en önemli aktörlerinden biri olacak Ecevit yolun başında işte bu konumda, yazıları gazetede çıkmayınca ağlayacak tipten bir şahıstır. Darbeci binbaşı Orhan Erkanlı da Ecevit'in bu naif yönünü kendine has ifadelerle anlatır:

“Ecevit, aslında bir halk çocuğu değildir. Doktor bir profesörün oğludur. Tahsilini kolejlerde ve İngiltere'de yapmış, halkı otobüste giderken Ulus Meydanı'nda, köyü ise Kadıköy'de görmüş ve tanımıştır.” (Erkanlı,1972:322)

Kırıkoğlu yıllar sonra Bülent Ecevit'i üzeri çizilen Fahri Belen Paşa'nın yerine Ankara listesine yazdırarak siyaseten önünü açmıştı.

Ecevit, CHP içinde politikaya atılınca, Türkiye'yi yakından takip eden ABD'lilerin de dikkatini çekmiş, onunla ilgili raporlar tertip etmişlerdi. Amerikalıların raporlarında “37 yaşındaki genç Ecevit; ileride CHP'nin en önemli liderlerinden biri olacak” (Kemal,1974:111) ifadesiyle yer alıyordu.

Ecevit için “CIA da bir rapor hazırlamış bu raporda   Ecevit'ten sosyalizme yakın görüşlerinden dolayı ‘Kripto Kominist' şeklinde bahsedilmişti.” (Arcayürek,1989:193)

Gerçekten de Bülent Ecevit, 1960'lı yılların başından itibaren bazı farklı fikirleriyle temayüz etmeye başlamıştı.

Bülent Ecevit, Atatürk devrimlerini gençlere yaptığı konuşmada şöyle açıklamaktaydı:  “Şapka Devrimi köylü kitlesine ne getirmiştir? "Ekonomik olarak, sosyal olarak ne getirmiştir? Aslında köylünün ne festen yana, ne de şapkadan yana olması mümkündür. Köylü başına ne serpuş bulabilirse, kendi hayatıyla, işiyle iyi uyuşan nasıl bir serpuş bulabilirse sadece onu giyiyordu. O zamana kadar yapılan devrimlerden, kendi hayatına bir şey gelmediğini gören, aksine tek partili rejim içinde eşrafın, mütegallibenin ve bürokrasinin baskısını üzerinde sürekli hisseden köylü; kendisini bu baskılardan, bu sömürüden, yoksulluktan kurtaracak bir düzen değişikliğinin özlemi içinde idi.”(Aktaran:Altan M, 2001:32-33)

Karpat'ın naklettiğine göre Ecevit  o günlerde laikliğe karşı da eleştiriler getiren bir şahıstı: Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve ülkenin durumunu konuşuyorduk çokça. O zaman Bülent Bey bana laiklik konusunda partinin gidişatından huzursuz olduğunu söylemişti. (Karpat,2008:363)

Karpat şöyle devam ediyor: Bülent Bey, partinin özellikle laiklik konusunda değişmesi gerektiğini söylemişti. (Karpat,2008:366)

Karpat, Ecevit'in başka özelliklerini de şöyle nakleder: Demokrat olmasına rağmen başkalarının fikirlerini almaktan pek hoşlanmıyordu Hatta şöyle demişti bana: "Kemal Bey, biz yanlış meslekleri seçmişiz... Siz siyasetçi olmalı, ben ise ilim adamı, edebiyatçı olarak kalmalıymışım."derdi.Siyaset alanında mutlaka gerekli olan o gerçekçilikten mahrumdu.Halkçılık iddiasına rağmen sıkı bir devletçiydi.(Karpat,2008:364-367)

Ecevit,  biçimsel reformlara karşı olduğunu, ezanın Türkçe okutulmasının anlamsız bir öneri olduğunu” (Kayra,1995:303) söyleyerek “Demokrasiye karşı en büyük tehlike sadece tahammülsüz tutucular değil, halk yararına gelişmeleri her ne pahasına olursa olsun önlemek isteyen kitledir” (Özdemir,1995:299) diyerek CHP'nin geleneksel Kemalist çizgisine; oligarşik, devletçi çizgisine aykırı şeyler söylüyordu.

Onun bu yaklaşımları bazı partilileri “Yahu bu Ecevit gelse Türkiye'yi Arnavutluk'tan beter eder”(Kırıkoğlu,1997:82)  şeklinde endişe ile karşılanıyordu.

Öte yandan bir kısım CHP'liler ise Ecevit'teki bu söylemin içi boş bir yaklaşım olduğunu, Ecevit'in hiçbir zaman gerçek solcu olmadığını savunuyorlardı.

Ecevit, “CHP'nin İş Bankası'ndaki sermaye artışının kabul edilmesi talebine karşılık olarak, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kuruluşuna destek vereceğini açıklıyordu.”(Kırıkoğlu,1997:173)

14 Mayıs 1972 günü yapılan CHP'nin Tarihi Kongresinde  Ecevit CHP'nin yeni Genel Başkanı olmuştu.

12 Eylül Darbesi sonrası bütün partiler gibi CHP de kapatılmıştı. Siyaset yasağı kalkınca CHP eski genel başkanı Bülent Ecevit, Demokratik Sol Parti adı altında bir parti kurdurdu. Kendisi yasaklı olduğu için bu partinin başına eşi Rahşan Ecevit'i geçirdi. Bir süre sonra SHP'den seçilen 25 milletvekili DSP'ye geçerek bu partinin Meclis'te grup kurmasını sağladı.

11 Ocak 1999 günü Ecevit, 20 yıl aradan sonra yeniden Başbakanlık koltuğuna oturdu. MHP ve ANAP, Hükümet oluşumuna destek vermiş, Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz Başbakan Yardımcısı olmuşlardı.

1999 yılının Nisan ayında yapılan seçimler birçok parti bakımından sürpriz sonuçlara vesile oldu. DSP %22, MHP %18, ANAP %13, DYP %12, CHP %9 oy alırken üzerinden 28 Şubat Darbesi geçmiş Fazilet Partisi %15 oy alarak sadece 111 milletvekili çıkarabildi. Bir önceki seçimde RP olarak %22 ile birinci olan Erbakan'ın hareketi bu kez Fazilet olarak %15 ile üçüncü parti olmuştu.

Fazilet Partisi'nin düşük yoğunluklu siyaset yapma çabasına rağmen Kemalist elitler adım adım markaja devam ediyorlardı. Bu kez yıldırımlar Fazilet Partisi İstanbul Milletvekili olarak Meclis'e giren başörtülü vekil Merve Kavakçı üzerine yağmıştı.

Meclis Genel Kurulu'na yemin etmek üzere gelen Merve Kavakçı için DSP'li Bülent Ecevit ‘Burası devlete meydan okuma yeri değildir. Bu hanımı dışarı çıkartın' demiş, DSP milletvekilleri de hep bir ağızdan ‘Dışarı, dışarı' diye tempo tutmuşlardı.

Başbakan Bülent Ecevit kürsüye gelip, yüzü öfkeden kararmış bir vaziyette ‘‘Burası devlete meydan okunacak yer değil. Bu kadına haddini bildirin'' demişti.Ecevit daha sonra Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu ve Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk ile kürsüye giderek oturumu yöneten Geçici Başkan Ali Rıza Septioğlu'ndan Kavakçı'yı dışarı çıkarmasını istediler. Ancak Septioğlu, Bakan Türk'ün, ‘‘Laik Cumhuriyete yakışmıyor'' uyarısına ‘‘Laiklik Cumhuriyetle ne alakası var'' diyerek Kavakçı'nın dışarı çıkarılmasına direnmişti.(Hürriyet,1999)

Bir zamanlar ‘Halk çocuğu' olarak nam salan Ecevit, artık ‘devlet çocuğu' olarak kayıtlarda yerini almıştı.

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  719281

-