15 AĞUSTOS 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

BÜROKRATİK OLİGARŞİ VE AVLANMA TEKNİKLERİ

Hüseyin Yağmur

Her ne kadar Kant'tan Weber'e, Weber'den Parkinson'a bir çok müellif bürokrasiye ve bürokratik oligarşiye çeşitli tanımlar getirmişse de ben de bürokratik oligarşiyi ve onun ortaya çıkışını kısaca şöyle izah edeyim: Belli bir büyüklüğe ulaşan devletler, yerleşik düzenin simgesi olan saraylarda, ‘devlet işleri daha düzenli olarak takip edilsin' diye ‘katipler' kullanmaya başladılar. Zaman içerisinde saraylarda sürekli aynı şeyleri yaparak ihtisas kazanan yeni bir sınıf ortaya çıktı. Günümüzde ‘bürokrasi' dediğimiz saray kâtiplerinden oluşan bu elit sınıf, zaman içerisinde bir değişime uğradılar.

Değişimin birinci evresinde krallar ya da sarayın sahipleri tarafından kendilerine söylenen emirleri, talimatları, mektupları beğenmemeye, söylenilenlere dudak bükmeye başladılar. İkinci evrede daha ileri giderek beğenmedikleri bu talep ve talimatları değiştirerek yazmaya başladılar. Dolayısıyla Kral veya Sultan'ın söylediğiyle saraydaki katibin yazdıkları faklı olmaya başladı. Üçüncü evrede Kral veya Sultan ne derse desin saraydaki katipler ‘Bu işin doğrusu öyle değil, böyledir' diyerek kendi kafalarında bildikleri doğruları yazmaya ve bunları muhataplara göndermeye başladılar. Böylece sahibinden kopuk, kendi kafasına göre hareket eden, Bürokratik oligarşik sınıf ortaya çıkmış oldu

Kim ne derse desin! Türkiye'de bürokratik oligarşi gücünü ve hakimiyetini artırarak sürdürmeye devam ediyor. Benim gözlemime göre;2010 yılında AK Parti bürokratik oligarşiyi tasfiye edecek güce kavuşmuştu. Siyasi irade  tam bu kararlılıkla bürokratik oligarşiyi yok etmek üzere  son hamleyi yapacaktı ki, birileri son anda devreye girerek Başbakanın niyetini değiştiriverdiler.

Kurban Bayramında tıpkı  yedi hissedarın bir araya gelip, azgın boğayı güçlükle zaptederek, sağından solundan tutarak, zor bela yere yatırıp kurban etmeleri gibi,

AK Parti adına milletten vekalet almış Başbakan, zincirlerle bağlanmış azgın boğa konumundaki bürokratik oligarşiye Allah adına tam bıçağı vuracaktı ki,  

Hissedarlar arsına sızmış kripto bir bürokrat “Efendim bu kadar güçlü olan bir boğayı kurban etmeyelim. Memlekette kurbanlık mı yok? Bu boğa nasılsa elimize düştü. Onun bu azgın gücünden biz istifade edelim”  dediler.

Elinde bıçak, Allah adına azgın boğayı tam kurban etmek üzere olan Başbakanın niyeti birden bozuluverdi. Önünde diz çükmüş gözüken bu azgın boğanın gücünden istifade etme fikri ona cazip geldi. “Bir dakika arkadaşlar! Biz kendimize başka kurbanlık bulalım” deme gaflet anından faydalanan bürokrasi boğası ani bir silkinişle kalktı ve hızlı bir depar atarak çarşıya daldı.

Kurban Bayramı akşamlarında Reha Muhtar'ın anlata anlata bitiremediği ‘kaçan kurbanlık boğanın estirdiği terör' haberleri gibi,O gün bugün bürokratik oligarşi ‘son anda kaçmış bir azgın boğa misali' çarşıda-pazarda, devlet dairesinde-hastanede  önüne çıkan millet fertlerini tepelemeye, kovalamaya, boynuzlamaya devam ediyor.

Başbakan, niyetini bozarak tarihi bir hata yaptı. “Bu boğa nasılsa elimize düştü. Onun bu azgın gücünden biz istifade edelim” tuzağına düşmeyecekti.

Artık bundan sonra boğayı tutup yakalamak mümkün de değil…Güç tekrar onun eline geçti…

………….

Bürokratik oligarşinin bin bir çeşit avlanma tekniği mevcuttur. Önce kendi gücüyle siyasi iradeyi hizaya sokmak ister. Uzun süre bilek güreşi devam eder. Eğer çok güçlü bir rakibi çıkıp da yenileceğini anlayınca bu kez ‘güçlü rakibinin emrine girme, ondan gözükme' tuzağını devreye sokar. Bu tuzak bürokratik oligarşiyi önünde diz çökmüş bir vaziyette gören siyasi iradenin aklını başından alır.

“Bu boğa nasılsa elimize düştü. Onun bu azgın gücünden biz istifade edelim” tuzağı, aslında ‘ölümcül bir illüzyondur.'

Önceki günlerde televizyonda bir belgesel vardı. Belgeselde bir kuş cinsinin avlanma tekniğinden bahsediliyordu. Belgeseldeki kuş, denizin üzerinde çok usta bir şekilde bir ‘nilüfer çiçeği' görüntüsü verecek şekilde vaziyet alıyordu. Bu görüntüsü ile balıklara ustaca tuzak kuruyor, belgeseldeki tabirle ‘nilüfer gölgesine bayılan balıklar' bu büyük pusuya düşüyorlardı. Belgesel “İllüzyon ölümdür” seslendirmesi ile sona eriyordu. Belgeseldeki balıkların illüzyonu onların ölümüne sebep oldu.

Ak Parti İktidarına karşı önce bir süre direnen Bürokratik Oligarşi, avını gücüyle tuzağına düşüremeyince bu kez ‘nilüfer çiçeği' taklidi yaptı ve o taklide kanan binlerce balık onun kurbanı oldular.

………………

Benim bir gözlemim de şu: Türkiye'de bürokratik oligarşi Firavunlar döneminde yapılmış 9 katlı bir piramide benziyor. Bu piramidin 8 katı daima resmi ideolojisinin tapınak şövalyesi konumundaki bürokratların elinde bulunuyor.Demokrasi oyununun gereği piramidin 9.katının sakinleri yapılan seçimlerle değişiyor. ‘Ölümcül illüzyon' burada başlıyor.9 katta yaşayan seçilmiş iktidarlar kendilerini piramidin tamamının sahibi zannediyorlar.

Halbuki bürokratik oligarşi, bir bukalemun gibi 9. kata seçilmiş iktidara göre bir ışık ve renk veriyor. Tıpkı Beyazıt'taki Beyazıt Kulesi'nin ucuna hava durumunu gösteren çeşitli renklerde ışıkların verilmesi gibi….

Solcular 9.kata geldiği zaman kırmızı, dindarlar geldiği zaman yeşil ışıklı görüntü…  

Dışarıdan bakanlar piramidin tamamı kendilerine ait zannediyorlar. Seçilmiş iktidarın masum temsilcisi, piramidin son katında kendi rengi yanıyor gözüktüğü için piramidin tamamı kendine ait zannediyor.

Halbuki illüzyon ölümdür……

Piramidin 8. katı daima bürokratik oligarşinin kontrolünde bulunuyor.8.katta 24 saat çalışan bir nöbetçi oda, seçilecek yeni iktidarlara göre 9.kata ilgili rengini vermek üzere ‘bir nilüfer gölgesi' halinde bekliyor.

Mısır'da Darbeci General Sisi'nin, Rahmetli Mursi'nin renginden gözükerek O'nu nasıl  kandırdığını okumuştum darbe günlerinde.

General Çevik Bir'in  terfi almak için Rahmetli Hasan Celal Güzel referansıyla Rahmetli Özal'a ulaştığını, Savcı Vural Savaş'ın partisini kapattığı Rahmetli Erbakan'ın referansıyla terfi aldığını da duymuş idim.

İslam ülkelerinin başkentleri bu tür adamlarla dolu…

…………..

Önceden bürokratik oligarşi, Ankara'da karşımıza ‘Menemen Tertibi'nde öldürülen ‘Kubilay şapkası' ile çıkardı. Bugünlerde kisve değişti. Bürokratik Oligarşi, artık karşımıza ‘namaz takkesi' ile çıkıyor.

Ancak piramit düzeninde değişen bir şey yok. Halk adına değil ‘ulu manitu' adına işler görülmeye devam ediyor.

………………….

Bürokratik oligarşinin avlanma teknikleri ile ilgili bir kitap yazılsa yeridir.

İyi de kitabı kim okuyacak? Nargile keyfini kim bozacak?

Herkes, her şeyi çok iyi bilmiyor mu zaten İslam Ülkelerinin başkentlerinde?

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  979580

-