20 OCAK 2020 PAZARTESİ

Hüseyin Yağmur

ÇADIRIN ORTA DİREĞİ OLARAK ADALET

Hüseyin Yağmur

Her Cuma namazı öncesi hutbede imam efendilerin hem de Türkçe olarak müminlere ulaştırdığı şu ilahi mesaj ne kadar çok çarpıcıdır: Allah, Adaleti emrediyor! (Nahl:90)

Yeryüzündeki sünnetullah değerlerindeki hiyerarşiyi de gösteren bu ayeti kerimede Adaletin, iyilikten (ihsan) ve akrabaya yardımdan önce zikredilmesi manidardır.

Çünkü yeryüzündeki bütün dengeler adalet üzerine kurulu. Adı ne olursa olsun bir sistemi adalet üzere tesis ederseniz, sünnetullah sizden yana tecelli edecek demektir.

Belki de bu yüzden adaleti ile meşhur olmuş Sasani Kralı Nuşirevan'ın cesedinin çürümediği rivayet edilir.

Bir kutsi hadisi şerifte 'Allah'ın gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı günde', Allah'ın gölgesiyle gölgelenecek yedi sınıf insanın başında 'Adaletle hükmeden devlet başkanı' zikredilir.

Bir hadisi şerifte de 'Bir gün adaletle hükmetmenin 60 yıllık nafile ibadetten daha faziletli olduğu' belirtilir.

İslam tarihi işte bu buyruklar doğrultusunda icra edilen adalet örnekleriyle doludur.

Birkaç tanesini bu vesileyle paylaşalım: Bir Yahudi Peygamberimize gelerek 'Ya Muhammed bana borcun vardı ama vermedin!' diye çıkıştı. Yahudi'nin bu talebi ve söylemi Peygamberimizin çevresindeki sahabeleri rahatsız etti. Birkaç sahabe Yahudi'ye saldırır gibi olunca Peygamberimiz onlara müdahale ederek 'Hakkını istiyen, adamdan yana olan yok mu?' diyerek Yahudi'den yana oldu. Sonra da aslında birkaç gün önce istenmiş borcunu Yahudi'ye ödedi.

Peygamberimizin 'Muhammedül Emin' vasfıyla gençliğinde yaşadığı toplumda temayüz ettiğini biliyoruz.

Peygamberimizin gençliğinde 'Hılful fudul' isimli bir cemiyete kurucu olduğu bilinir de bunun ayrıntısı pek bilinmez. Olayın arka planı şöyledir:

Mekke'ye Yemen'den mal getirip satan bir tüccar alacağını bir türlü alamaz. Çünkü malını sattığı kişi Mekke'nin ileri gelenlerinden biridir. Ve Yemenli tüccarı bir aydır 'Alacağını yarın vereceğim' diye oyalamaktadır.

Yemenli tüccar artık her şeyden ümidini kesince bir gün Kabe'de 'Haksızlığa uğramış adama yok mu yardım edecek bir kişi?' diye nida eder. Artık canına tak demiştir.

İşte bu olaya şahit olan ve adalet duygusu incinen Peygamberimiz 'Mekke'deki bu gibi haksızlıkları önlemek, mazlumlara ve mağdurlara yardım etmek üzere 'Hılful fudul' cemiyetini kurdurur.

Yıllar sonra o günleri şu şekilde anar: O günlerde yaşadığım hazzı, kırmızı develere sahip olmaya değişmem.

 Peygamberimiz adaleti savunmak üzere kurduğu bu cemiyeti, Arap yarımadasında çok değerli olan kırmızı develere sahip olmaktan daha sevimli görüyor.

İkinci Halife Hz. Ömer'in adalet menkıbesi çoktur. Bunlardan biri çok anlamlıdır. Hz. Ömer bir Şam ziyaretinde çok zor durumda olan yaşlı bir Hıristiyan ile karşılaşır. Adamın zımmi bir vatandaş olduğunu öğrendikten sonra 'Gençliğinde vergi aldığımız bir zımmi vatandaşımızı şimdi bu halde bırakmak bize yakışmaz' diyerek o şahsa maaş bağlanmasını emreder.

Asrı Saadetin adalet uygulamaları sonraki dönemlerde yeryüzüne yayılan İslam devletlerine de örnek olmuş, onlar da aynı duygunun tesiri altında yeni icraatlar sergilemişlerdir.

Nitekim Selçuklular, fethettikleri ve vergisini topladıkları Diyarbakır'ı terk etmek zorunda kalınca; 'Vergisini topladığımız ancak yönetemediğimiz sürenin bedeli bize helal değildir' diyerek vergilerini şehrin halkına iade etmişlerdir.

 Kanuni Sultan Süleyman'ın Budin kalesi üzerine koydurttuğu  şu kitabe çok meşhurdur: Gaziler mekennidir beyim, bunda gayr olmaz/ Bunda (burada) zulm eyleyenin âkibeti hayr olmaz (Halaçoğlu,1991:109)

Osmanlı Devleti döneminde bizzat kendisi de bazı fetihlere katılan, tarihçi ve devlet adamı Peçevi İbrahim Efendi ‘Peçevi Tarihi'nde bu anlamda şu nakilleri yapar: Yaşanan futuhatta rahmetli İbrahim Paşa'nın hoşgörülü yönetiminin de büyük bir payı vardır. Budin'den Belgrat'a kadar, o eşkıyanın dadanmasından yanmadık, yağma olmadık ve tutsak vermedik bir palanka ve kale kalmamış idi. İbrahim Paşa Kanije seferinde askeri öyle sıkı bir disiplin altında tuttu ki, kimse reayanın tarlasından bir başak bile koparamadı. Oysa harman mevsimi idi. Reaya askerin yolu üzerine arabalar dolusu koca koca Macar somunları ve çuval çuval arpalarıyla yemlerini getirip satarlardı. Herkes bedelini öder ve istediğini alırdı. Kimse bu ekinin içine davarını salamadı ve yol boyunca kimsenin tarlasına girilemedi. (Peçevi,1982:216)

 Uzun yıllar İstanbul'da yaşamış, Osmanlı Tarihi ve musikisi üzerine eserler kaleme almış Eflak Voyvodası Dimitri Kantemir'in Osmanlı Tarihi isimli eserinde şöyle bir bölüm yer alır: Balkan topraklarında bir sefer sırasında bir Hıristiyan köyünün çok yoksul hali ordunun başındaki Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa'nın dikkatini çeker. Köydeki yaşlılardan birine sorunca şu cevabı alır: Köyümüzde eski bir kilise vardı. Bu kilise yıkıldı. Kilise olmayınca halk başka yerlere göç etti. Böyle olunca bizim köyümüz işte böyle sahipsiz ve garip kaldı.

Bu sözleri duyan Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa 'Osmanlı Devleti'nin vergi aldığı vatandaşının yıkılan kilisesini yaptırması boynunun borcudur' diyerek köye devlet bütçesinden bir kilise yapılmasını emreder.

Başlıkta da zikrettiğimiz gibi adalet hünkar otağının orta direği gibidir. O direk sağlam olur, korunursa toplum abad olur. O direk göçerse devlet de toplum da göçer.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  706748

-