26 KASIM 2020 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

CAMİ ADÂBI VE ÇOCUKLAR

Hüseyin Yağmur

Camiye yakın bir evde oturuyoruz. Cemaatle namaza devam etmeye çalışıyoruz. Uzman bir cemaat mensubu olarak camilerde çocuklar için bir planlama olmadığına şahit oluyoruz.

Sağ olsun Diyanet her yıl çocukların camiye getirilmesi konusunda güzel temenniler yayınlıyor, afişler bastırıyor. Ancak gelen çocukların ne yapılacağı ve bu çocuklara nasıl muamele edileceği konusunda kimsenin bilgisi olmadığı açıkça gözüküyor.

 Bu yüzden ben hayatımın çeşitli tanışıklıklarında hep şu tiplere rastlamışımdır: Çocukken camiye gelmiştim. İmamdan ya da (bir hacı amcadan) dayak yediğim için artık camiye gitmiyorum.

 Türk toplumunun muhafazakâr erkeklerinin çocukluk travmalarından biri maalesef camiden kovulmak…

 Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hatayı görüp bu konuyu çözmesinin vakti çoktan geldi de geçiyor bile…

 Sorunun birinci boyutu camiye çocuk getiren babadan kaynaklanıyor. Bu türden babalar iki gruba ait. Cahiller ve küstahlar…

 Cahil baba, hoş bir duyguyla, çocuğunu camiye getirmiş olmasını yeterli görüyor. O namaz kılarken çocuğu Veli Efendi Hipodromunda koşar gibi camide, namaz kılanların önünde arkasında koşturuyor. Namaz kılanların huzurunu kaçırıyor. Çocuğun çıkardığı gürültüyle kılınan namazın ardından sanki hiçbir şey olmamış gibi çocuğunu alıp camiden çıkıyor.

 Çocuğun camiye getirilmesi güzel! Ama camide huşu ile namaz kılmak isteyen cemaatin hukukunu kim koruyacak?

 Çocuk ayağıyla tesbihleri toplayıp havaya savuruyor. Biraz sonra onun ayak parmaklarıyla havaya savurduğu tesbihlere cami cemaatinin el parmakları değecek.

 Çocukların camiye gelmesi güzel! Ancak cami cemaatinin hukukunu kim koruyacak?

 İkinci gruba giren babalar ise küstah tipler. Hazreti Hasan ve Hüseyin'in Peygamber Efendimiz namaz kılarken sırtına çıktığı olayını bir kez duymuşlar. Bunu camilerde farz gibi uygulamaya çalışıyorlar.

 Yarı dindar ve küstah bu babaları çocuğundan dolayı uyardığınız zaman kaşlarını çatıp size bu olayı hatırlatıyorlar.

 Dindar baba, bir değil, iki çocuğunu camiye getirmiş, iki çocuk namaz boyunca camiyi Veli Efendi'ye çevirdiler. Sonra da kendi aralarında kavga ettiler. Yarı dindar baba büyük bir huşu içinde namazını kıldı, hiçbir şey olmamış gibi gidiyor. Bütün cemaatin huzurunu kaçıran babaya bir şey söylense kaşlarını çatıp Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin meselesini anlatıyor.

 Özellikle Ramazanlar gelip teravih namazları başlayınca olayın boyutu genişliyor.Cami İmamlarının çocuklar ile ilgili hiçbir sözü, uyarısı ve planı yok. Namaz başlayınca caminin üst katını mesken tutan haşarı çocukların oyunları başlıyor.

 Kıldığınız namazın tadı kaçıyor. Sinirler geriliyor. Lakin muhataplarınız çocuk.. Mekan cami..Dövsen dövülmez, sövsen sövülmez. Sonuçta hepsi çocuk…Ama bu eziyete katlanmak için de görünür bir sebep yok.

 Bu işi Diyanet ciddiye almalı. İmam ve müezzinlere psikolog ve sosyologlardan aldıkları yöntem bilgisini iletmeli. Camiler cahil ve küstah babaların, masum çocukların kafalarına göre kullandıkları bir mekân olmamalı.

 Aksi halde öfkesine sahip olamayan bir imam, keyfi kaçmış bir hacı amca bir çocuğun gönlünü bir an kırıyor da o çocuk bir ömür camiye uğramıyor.

…………………

 Bu yıl da Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yaz münasebetiyle başlattığı bir güzel kampanya var. Camiler çocuk dolsun, ahlakları Kur'an olsun!

 Genel olarak bakıldığında bu güzel bir kampanya. Ancak bu kampanyanın içi Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından iyice doldurulması lazım. Yoksa ahlakları Kur'an olması gereken çocuklar bu kampanyadan dine, diyanete, cemaate ve camiye düşman olarak ayrılabilir.

 Diyanet tarafından bu kampanyanın bir uygulama planı yapılması lazım. Kampanyanın paydaşları olan Cami görevlileri, cami cemaati ve camiye gelecek çocukları, birbirlerine nasıl davranması gerektiği ve camide nasıl davranılması gerektiği konusunda bilgilendirmek icap ediyor.

 Camideki görevlilere bu çocukları sevdirecek ve onlarla sağlıklı bir iletişim kurabilecek bazı plan ve yöntemlerin öğretilmesi önemli  bir ihtiyaç.

 Çocukların camiden nasıl davranması gerektiğine dair bilgiyi çocuklara Diyanet görevlilerinin öğretmesi lazım. Çünkü camide bulunmanın da  bir usul ve adabı var.

 Ayrıca caminin asıl sahibi olan cami cemaatinin psikolojisine dikkat etmek lazım. Ahlakları Kur'an olmak üzere camiye gelen bu çocukların cami cemaatini namaz kılma sırasında rahatsız ve taciz etmemeleri gerekiyor.

 Yaygın ve basit bir mantığa dayanan bir şehir efsanesi var. Çocuklar camiye gelmeli, özgürce davranmalı, sağa sola koşturmalı ve camiyi sevmeli. Doğrusu bu çok karakuşi bir yaklaşım. Çocukların askerliği sevmesi için Genelkurmaya ziyarete götürülüp koridorlarında koşturmalarını, çocukların Meclisi, demokrasiyi sevmesi için Meclis koridorlarında koşturulmasını beklememiz gibi bir şey bu yaklaşım…

 Çocukların bir mekanı sevebilmeleri için oranın sakinlerini rahatsız edecek şekilde koşturmaları, gürültü yapmaları gerekmiyor, bunun bilinmesi lazım.

 Hasbelkader bendeniz camiyi tanıtmak, sevdirmek ve cemaate alıştırmak için  üç çocuğumu da camiye götürdüm ve hiçbir cami cemaatini rahatsız etmedim elhamdülillah

 Çocuğumu yanıma alır, namaza duracağımız zaman eğer küçükse uygun bir köşede beklemesini söylerdim. Artık biraz büyüdüyse yanımda safa alırdım. Benim çocuklarım camide cemaatin önünde arkasında hiç koşturmadı elhamdülillah.

 Bir babanın çocuğuna bir parkta yapacağı faaliyetleri camide yaptırması, sağa sola koşturması, cemaatin önünden arkasından sağından solundan geçmesi gibi faaliyetler hoş şeyler değil.

 Münir Özkul'un ve Cem Karaca'nın sözleri meşhur… “Çocukluğumuzda camiden ayrıldık camiye  bir daha dönemedik” diyorlardı.

 Eğer taraflar camide nasıl davranılması gerektiğini bilmiyorlarsa; camide çocukların gürültü yapmasına tahammül edemeyen Cami cemaati çocukların gönüllerini kırabilir. Eğer böyle yaparlarsa bu da yeni bir travmaya sebep olabilir.

 Aslında yapılacak şeyler çok basit: Önce Cami görevlilerini bu program konusunda bilgilendirmek lazım. Sonra Cami cemaatini haberdar etmek lazım. Sonra da çocuklara Camide bulunma usul ve adabını öğretmek lazım.

 (Diyanet'in Risalet isimli bir radyosu var. Araçta sıkça onu dinliyor, çok beğeniyor ve çok şey öğreniyorum. Sürekli hadisi şeriflerden  ve diğer dini bilgilerden bahsediyor.Bu yayınlardan birinde şöyle bir şey dinledim: Hz Ömer Mescidi Nebevide otururken ön taraflarda bulunan 2 kişiyi yanına çağırıyor ve soruyor: Siz nerelisiniz? Diyor. Onlar da “Bizler Taifliyiz” diyorlar. Hz Ömer “Eğer siz Medine'li şahıslar olsaydınız sizin canınızı yakacaktım. Siz mescidde böyle yüksek sesle konuşulmayacağını bilmiyor musunuz? Diyor. Buradan da görüldüğü gibi camide bulunmanın bir usul ve adabı var. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hala yoksa bu anlamda bir kitap bastırıp camilere dağıtması, cami görevlerini ve cami cemaatini  bu kitaptaki bilgilerden haberdar etmesi lazım. Yoksa camiler sahipsiz kalıyor, camilerin hukukunu kimse korumuyor.)

 Çocuklar geleceğimiz tabi ki camiye gelsinler….Ama caminin, cami cemaatinin hukukuna ve adabına saygı göstererek…..

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  871417

-