2 HAZİRAN 2020 SALI

Nurettin Taşkesen

ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ

Nurettin Taşkesen

Bir tarafta 20. Yüzyılın en modern toplarıyla ve silahlarıyla donatılmış çelik zırhlılar, diğer tarafta bataryalara mermi taşıyan iki tekerlekli öküz arabaları. Mehmetçik 105 yıl önce, imanından aldığı kuvvetle çelik zırhlara karşı göğsünü siper etmiş ve sırtlanlar sürüsünü geri püskürtmüştü.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,

Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.

Tarih boyunca din, vatan ve millet uğruna tereddüt etmeden canını feda eden Türk milleti, bunun en büyük örneğini Birinci Dünya Savaşında vermişti. Süveyş Kanalından Sarıkamış'a, Basra'dan Balkanlar'a, Yemen'den Suriye'ye ve Kudüs'ten Çanakkale'ye kadar geniş bir coğrafyada etrafını saran düşmana karşı büyük cihadı göğsündeki kat kat imanla yapmıştı.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat îman?

Çanakkale gibi nice cephelerde kimi çöl sıcağında, kimi dondurucu soğukta, aç susuz, cephanesiz ağır şartlarda Mehmetçiğin yaptığı büyük mücahadenin tam manasıyla farkında olmadığımızı düşünüyorum. Birinci Dünya Savaşı'nın hakkıyla bilinmediği ve ibret alınmadığı kanaatindeyim. Hatta Ortadoğu'daki son olayları göz önüne alarak, her zaman savunduğum tezimi tekrarlıyorum: Birinci Dünya Savaşı henüz bitmedi!

***

28 Haziran 1914 günü Avusturya-Macaristan veliahdı Arşidük Ferdinand'ın Saraybosna'da bir Sırplı tarafından öldürülmesi sadece bir kıvılcımdı. Avusturya'nın Sırbistan'a saldırması, buna karşılık Rusya'nın Sırbistan'ın yanında yer alması ve Almanya'nın da Avusturya ile ittifak yapmasıyla, bir hafta içinde büyük bir savaş patlak verdi. Her ne kadar savaş Avrupa'da başlamışsa da asıl çatışma alanı Osmanlı topraklarıydı. Çünkü sömürgeciler petrol başta olmak üzere zengin kaynakların Müslümanlara bırakılmaması konusunda anlaşmışlardı. Osmanlı Devleti tek tercih olan Almanya ile ittifaka mecbur kalmıştı.

Çanakkale Boğazı'na deniz saldırısı 13 Şubat'ta başlamıştı. Yaklaşık bir ay boyunca sahildeki istihkamlara binlerce mermi yağdıran zırhlıların, buralarda ne kadar tahribat yaptığı bilinmiyordu. İngiltere Bahriye Nazırı Churchill, çok güvendiği Amiral Carden ile bu harekatın başarılı olamayacağına kanaat getirmiş ve 17 Mart günü onun yerine Amiral Robeck'i tayin etmişti.

18 Mart sabahı 3 deniz filosundan meydana gelen güçlü armada, Çanakkale Boğazı'nın girişinde görülmüştü. Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson adlı gemilerin bulunduğu 1. filoya bizzat Amiral Robeck kumanda etmekteydi. 1913 yılında denize indirilmiş olan İngiliz zırhlısı Queen Elizabeth, 65 topuyla 27.500 tonluk bir yüzer kale gibiydi.

Büyük bir gururla boğazın serin sularına giren İngiliz ve Fransız gemilerini önemli sürprizler bekliyordu. Öğlen saatlerinde hiç ummadıkları bataryalardan atılan top mermileriyle isabet alan gemiler, manevra yaparken bir gece önce Nusrat mayın gemisinin dökmüş olduğu mayınlara çarptılar. Öğleden sonra da benzer olaylar yaşanınca akşama doğru bütün gemilere çekilme emri verildi.

Günün sonunda 18 büyük savaş gemisinden 7'si artık savaşacak durumda değildi. Ocean, Bouvet ve Irresistible sulara gömülmüş, Agamemnon, Infelxible, Gaulois ve Suffren büyük hasar alarak savaş dışı kalmıştı. Toplam 800 denizci asker ise boğularak ölmüştü.

Bu büyük zaferde Seyit Onbaşı gibi 215 kiloluk top mermisini tek başına kaldırıp düşman gemilerine isabetli atış yapan kahramanlar yer aldığı gibi, her türlü tehlikeyi göze alarak gece karanlığında boğazın sularına mayınları döşeyen Yüzbaşı Hakkı Bey'in de payı büyüktür. Ama bu cihan harbini yıllarca önceden tahmin edip boğaza müstahkem mevkiler yaptıran, büyük top bataryalarıyla savunmayı güçlendiren Sultan Abdülhamid Han'ı unutmamak lazımdır.

Çanakkale'nin denizden geçilemeyeceğini anlayan İtilaf devletleri 25 Nisan'da Gelibolu'ya karadan çıkartma yapmayı kararlaştırdılar. Böylece Kasım ayına kadar devam eden saldırılara karşı, 250 bin şehidimizin kanıyla ve canıyla yazılan Çanakkale destanı sonrasında, düşman geri çekilmek zorunda kaldı. Allah bütün şehitlerimize rahmet eylesin.

***

Şimdi gelelim günümüze. Maalesef haçlı siyonist zihniyetin Ortadoğu'yu paylaşma ve sömürme emelleri, aradan bir asır geçmesine rağmen devam ediyor. O zaman İngiltere'nin öncülüğünde gerçekleşen bu hain planlar, bugün ABD ve Rusya tarafından yürütülüyor. Ne yazık ki, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin çöküşüne seyirci kalıp kendi bağımsızlıklarını kazandıklarını zannedenler, bugün dahi bu sömürü ve işgal düzeninin oyununa gelmiş durumdalar. Zamanında batılı galip güçlerin masa başında cetvelle sınırlarını çizip devlet adını verdikleri aşiretler, hâlâ piyon rollerini sürdürmekteler.

Türkiye, yüz yıl boyunca kendi içinde maruz kaldığı ağır manevi yıkıma rağmen, yeniden toparlanarak İslam Âlemini ayağa kaldırmak için büyük gayret gösterirken; bu sözde devletçikler bırakın destek olmayı, karşımızda yer alarak düşmanla işbirliği yapıyorlar. Aynen; asırlarca önce bazı Müslüman Emirlerin Selahaddin Eyyubi'ye karşı savaşmak için Haçlı ordusundan yardım istemeleri gibi.

Suriye'de, Libya'da, Irak'ta olanları bu bakış açısıyla düşünürsek gerçek maksadı kolayca anlayabiliriz. ABD'nin Ortadoğu'daki çıbanbaşı İsrail'e verdiği desteği, Mısır'da rahmetli Mursi'nin darbe ile devrilip yerine kukla Sisi'nin getirilmesini, Suudi Arabistan'da muhalif prenslerin saf dışı bırakılarak Prens Selman'ın öne çıkarılmasını hep bu büyük oyunun parçaları olarak görmek gerekir.

Türkiye'nin yüz yıl önce olduğu gibi Çanakkale ruhuyla yeniden bütün süper güçlere karşı başlattığı bu haklı mücadele, İnşaallah İslam Birliği ile sonuçlanacaktır. Müslüman halkların baskıları sonunda bu kukla liderlerin yerine seçilmiş gerçek idareciler gelecek ve İslam Dünyası ayağa kalkacaktır. İşte ABD'nin, Avrupa'nın ve Rusya'nın korktuğu ve bütün gayretleriyle engellemeye çalıştıkları geleceğin süper gücü budur. İnsanlar ne yaparsa yapsın, neticede Allah'ın dediği olur!

 

NURETTİN TAŞKESEN - TERCÜMEİHÂL

1954 senesinin ilkbaharında Erzincan'da dedesi Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı'nın yaşadığı Başpınar köyünde doğdu. İlk, orta, lise eğitimini Erzincan'da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. Orjinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan 'Firdevsi'nin Şehname Tercümesi'nin bir bölümü üzerinde çalışarak mezuniyet tezini tamamladı. Ayrıca Tarih bölümünden 'Umumi Türk Tarihi' Sertifikası da alarak, 1975 yılında mezun oldu.Yedeksubay olarak vatan vazifesini yaptıktan sonra, dört sene Lise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Çocuk dergisi ve haftalık gazetelerde çalıştıktan sonra, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde vazife aldı. 1987'de ise Türkiye Gazetesi Yazı İşlerinde bir sene çalıştıktan sonra, basın yayın hayatına bir müddet ara verip, reklam pazarlama sektörüne geçti.Babasının yıllar boyunca parça parça anlattığı, dedesi Emir Musaoğlu Ahmet Onbaşı'nın harp ve esaret hatıralarını not alarak o dönemin tarihi olayları çerçevesinde 'ESARET 1916'yı ilk eseri olarak kaleme aldı.Diğer eserleri:Yüzyıllık Hasret KUDÜS 1917Osmanlı Coğrafyasında İSTİHBARAT Teşkilatları70 Yıllık Filistin Dramı NEKBE 1948Evli ve üç çocuk babasıdır.www.nurettintaskesen.com.tre-mail: [email protected] @nurettintsksnfacebook.com/nurettin.taskesen

NURETTİN TAŞKESEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  121498

-