Lütfi Bergen

CELAL NURİ İLERİ VE KADINLARIMIZ II

Lütfi Bergen

Celal Nuri İleri, günümüz İslâmî feminist akımlarının aksine ‘aile' mefhumunu öne çıkarmaktadır. Bilindiği üzere başörtüsü mücadelesinden kadın hakları sorununa dönerek teorik çerçeveyi belirlemeye çalışan yazarlar ‘aile'den çok ‘özne-kadının kimliği' meselesine yoğunlaşmıştır. Bir hukukçu olarak Celal Nuri İleri kadın kimliğinin görünürleştiği en somut alanın ‘sözleşme' olduğu gerçeğinden hareket etmektedir. Celal Nuri'ye göre İslâm'ın emrettiği nikâh, resmî şekilde yapılmalı ve bazı şartları haiz olmalıdır: “Her Osmanlı, akd-i nikâh edilen şehirde hâzır ise, bilâ-vekâlet nüfus memuru huzurunda ve şuhûd-ı resmiyye muvacehesinde, mehirinin ve şurûtun tayini ile resmen evlenmelidir ki, bu şer'in emrettiği tarz-ı izdivaçtır.” (İleri, 2017: 164).

Celal Nuri İleri'nin nikâhı yukarıda zikredilen üç-dört unsura bağlayarak tanımlaması Osmanlı toplumunun kültürel-örfî şartlarıyla doğrudan ilişkili ise de günümüzdeki ve gelecekteki bütün Müslüman toplumlara uygulanabilecek hukuk ilkeleri getirmektedir. Bu ilkeleri şöyle tasnif edebiliriz:

Karı koca birbirini tanımalı ve vekâletle değil bizzat evlenme akdini yapmalıdır: Osmanlı toplumunda evliliklerin görücü usulü yapıldığını, damat ile gelinin ancak nikah merasimi sırasında birbirini gördüğünü anlatan İleri'ye göre “Evlenme büyük bir tetkik ve tefahhusun (araştırmanın) neticesi olmalıdır.” (İleri, 2017: 162). Hatta yazara göre sadece tarafların birbirini görmesi yetmez: “Karı kocayı, koca karıyı ananesiyle (geleneğiyle) bilmeli, tanımalı, tetkik etmeli, anlamalı, imtihan etmelidir (…) Her şeyimiz gibi evlenmemiz de körü körünedir. Bundan butûn-ı âtiye (gelecek kuşaklar, bâtınlar, soylar) fevkalâde müteessir oluyor (…) Tarafeyn birbirini azıcık bilmek kifâyet etmez. Fikrimce her iki tarafın aileleri birbirini bilmeli, hiç olmazsa müstakbel zevce, müstakbel zevci gizli gizli imtihana kudret-yâb olacak (gücü yetecek) derecede vakit geçirmelidir. Bu da, el-hâk, cemiyet hayatının sıkı, namus-kârâne, muvâfık-ı vekâr ve haysiyet bir surette müceddiden yeniden tanzim edilmesine bakar.” (İleri, 2017: 162-163). Celal Nuri evlenecek kişilerin nikâh sırasında bizzat bulunmasını istemekte, böyle bir aktin vekâletle yapılmasını reddetmektedir.

Evlilik akti nüfus memurunun huzurunda yapılmalıdır: Celal Nuri İleri resmî memur önünde kıyılmayan nikâhlara şiddetle karşı çıkmaktadır. Bugün TCK'nın 230. maddesinin 5. ve 6. fıkralarında yer alan düzenlemenin Anayasa Mahkemesi'nin 10.6.2015 tarih ve 29382 sayılı R.G.'de yayımlanan, 27.5.2015 T., 2014/36 E. ve 2015/51 K. sayılı kararıyla iptal edilmesiyle Celal Nuri İleri'nin teklifinde yer alan düşünceden sarf-ı nazar edilmiştir (vazgeçilmiştir). 1970'lerden beri İslâmcı gençler arasında TCK 230. maddenin  mülga 5 ve 6. fıkralarının düzenlediği türden nikâhlar gerçekleştirilmiş ve kadınlar açısından pek çok mağduriyetler ortaya çıkmıştır. Müellif, nikâh merasiminin kayıt altına alınması gerekliliğini ifade etmektedir. Biz buna ek olarak nikahın icası mümkün bir sözleşmeye bağlanmasını da gerekli görüyoruz. Müellife göre “Yirmi, otuz ve belki daha ziyade sene izdivaçtani meydana evlâd ü ahfâd geldikten sonra bile, bilâ lüzum, bilâ sebep vukû bulan talâklarda zevc-i gaddar, zevce-i mağduresinin eline bir iki guruş ve bunun nısfı derecesinde nafaka verip işten sıyrılıyor (…) Kayd-ı resmi her şeye kifâyet eder. Halbuki mefruz-ı dava zımnında ispat-ı nesep kadar muzır suistimale şiddetle müsait bir usul yoktur. Bu usul dine mugayirdir.” (İleri, 2017: 164-165).

Mehir ve şart tayini: Celal Nuri'ye göre “Nikâh usûlümüz de istibdâdkâranedir. Nikâh için şer'an caiz olan kuyûd (kayıt) ve şurut (şart) bizde örfen unutuluyor. Şart ile nikâh bizde asla âdete dahil olmamıştır. Halbuki bu nevi münâkehat (nikâh, nafaka, boşanma) İmam- Âzam kavline göre sahihtir. Mehir asla düşünülmeden takdir ediliyor.” (İleri, 2017: 164). Müellifin nikâh yapılırken ileri sürülmesini talep ettiği ‘şart' hukukta kadına kocasından gelebilecek her türlü tehdidi (talâk, taaddüd-ü zevcât, evi terk, nefakanın tedarik edilmemesi, vs) bertaraf edecek tedbir kapsamında değerlendirilmelidir. Örneğin kocanın (zevc) ikinci bir evlilik yapma riskine karşı tedbir anlamında zevce (kadın), nikâh akdinin kurulması sırasında ‘tevfîz-i talâk' yetkisinin kendisine verilmesini ‘şart' olarak ileri sürebilir. Nikâh bu şartla akdedilirse kadın şartlar oluştuğunda evliliğini haklı fesih yoluyla sona erdirebilir. ‘Tevfîz-i talâk' yetkisi başka şartları da ihtiva edebilir. Bu tür şartlar ‘sözleşme özgürlüğü' kapsamındadır. Kadının (zevcenin) nikâh ‘şartı' dışında, ‘mehir' talebi de İslâm tarafından ona tanınmıştır. Bu iki kurum günümüz hukuk sisteminde de tarafeyn arasında ‘evlilik sözleşmesi'yle hayata döndürülebilir (ve döndürülmelidir).

Celal Nuri'nin teklifinin özeti şudur: 1) Evlenecek eşler birbirini ve ailelerini tanımalıdır, 2) Evlilik resmî şekilde yapılmalıdır, 3) Evlenirken sözleşme tesis edilerek kadının evlilik şartları ve mehir talebi kayda geçirilmelidir. Mezkur ilkeler müellifin ‘aile' kavramına verdiği önemden neşet etmektedir. Müellife göre “Hükümet millete, millet, aileye, aile de izdivaca istinad eder. İzdivac gülünç ve muzır bir sûrette tanzim edilirse hükümet de esasât-ı ciddiyye'ye istinât edemez. Tekâmül en küçük meselelerden, harîm-i aileden karı koca münasebetinden başlamalıdır. Devletçe, hükümetçe ne kadar kavî olursak olalım, bünyân-ı içtimaîmiz (içtimaî bünye, yapı) rasîn olmazsa (sağlam, dayanıklı) er geç çökeriz.” (İleri, 2017: 166).

Celal Nuri toplum inşasına aileden başlamaktadır. Bu kapsamda feminist teoriyi de, 1789 İhtilali'nin ilkelerini de İslâm'a uyum içinde görür: “Biz, tekâmülümüz için, aile esasının daha ziyade yerleşmesine muhtacız. Daha birkaç asır, biz, aile hükûmeti altında terakkî etmek mecburiyetindeyiz (…) Kadının ehem vezâifi ailedir (…) Her şeyden evvel valideye, zevceye, mürebbiyeye, insâl-i âtiyeyi (gelecek nesilleri) yetiştirecek olan kadınlara muhtacız.” (İleri, 2017: 112); “Analığın bir memuriyet-i ictimâiye olduğu güzelce anlaşılmalıdır.” (İleri, 2017: 102); “Bir devletin esası millet, onun da temeli ailedir.” (İleri, 2017: 141). “İslâmiyet feministtir.” (İleri, 2017: 145). Böylece kadını hukukla güçlendirir, aile içinde eritir.

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  401225

-