Hüseyin Yağmur

CHP BUNU HEP YAPIYOR

Hüseyin Yağmur

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce geçen hafta Eyüp Sultan türbesini ziyaret etti ve türbenin avlusunda vatandaştan oy istedi.

(Vatandaş İnce'ye “Yahu partin seni beğenip de kendine başkan seçmedi. Millet niçin beğenip de kendisine başkan seçsin diye inceden inceye alay edip duruyor. Adam farkında bile değil)

Seçim sathı mailine girildiğinden beri Muharrem İnce “Ben muhafazakar bir ailenin çocuğuyum. Annemin başı  örtülüdür, dedem bani hafız yapacaktı” diye dolaşıyor, dualı ve Kuran'lı açılışlara katılıyor.

Yılmaz Erdoğan'ın dediği gibi “Çok güzel hareketler bunlar.” Beş altı bölümlük çok güzel bir tiyatro ve parodi çıkar İnce'nin seçim çalışmalarından.

……………….

CHP bu din istismarını ilk defa yapmıyor. CHP'nin tarihini okursanız bu örneklere çokça rastlarsınız. CHP iktidarda da iken din ve dini değerleri yok etmek üzere harekete geçen bir canavar, muhalefette halktan oy istediği günlerde kuzu postuna bürünmüş bir kuttan ibarettir.

Rahmetli Hasan Celal Güzel anlatmıştı. CHP, tüm türbeler gibi Eyüp Sultan Türbesini de kapatmıştı. Aradan yıllar geçince türbenin çatısı duvarları, camı çerçevesi, sandukası ve içindeki eşyalar çürümeye başlamışlar. Rahmetli Menderes'in yaklaşık 30 yıl sonra yaptığı müdahale ile Eyüp Sultan türbesi çürümekten kurtarılmıştı.

Eyüp Sultan Türbesini çürütenler şimdi türbenin önünde utanmadan oy dileniyorlar. Sözün bittiği yer.

(Eyüp Sultan Türbesini çürütmüş CHP ile “Bize oy vermeyenler patates dinindendir” diyerek dindarları küçümseyen SP, kol kola girmiş durumda. Sözün bittiği bir başka yer.)

………………

Şimdi biraz geçmişe gidelim ve CHP'nin din ve dini değerler ile olan ilişkilerine kısaca göz atalım.

Önce yabancı bilim adamlarının konu ile ilgili tesbitlerine bakalım. Feroz Ahmad yaşananları şöyle özetliyor: “Bilhassa 1924-1926 yıllarını kapsayan devirde cemiyetin yüzlerce yıllık gelenek ve göreneklerine, inançlarına ters düşen kararlar alınmıştı.” (Ahmad,1999:64)

Paul Gentizon da  şu tesbiti yapıyor:“Seçkinler Türk halkının o güne kadar saygı duyduğu, yüce saydığı bir çok şeye hücum etmişti.” (Gentizon,1983:108)

Başlatılan bu hücumlu tasfiye süreci ile birlikte Ankara'daki İlahiyat fakültesine ilgi gittikçe azalarak, öğrenci sayısı 284'den 20'ye düşmüş, imam hatip okullarıyla birlikte 1932'de kapanmıştır.1932 yılından itibaren Arapça ezan okuma yasağı getirilmiş, 1939 yılından itibaren de bu kanuna uymayanlara para ve hapis cezası getirilmişti. İlahiyat Mektebi 1941 yılında tamamen kapatılmıştı. Yine 1924 yılında sayıları 29 olan İmam Hatip Okulları'nın sayısı 2'ye düşürülmüştü.”  (Özdemir,1995:127)

Yaşanan süreci  eski milletvekili M.Bahattin Cebeci şöyle anlatır: İstanbul'daki İlahiyat Fakültesi talebe bulunamadığı gerekçesiyle kapatıldı. Fakülte'nin kapatılma hadisesini, o zaman fakültede müderris olan ikinci Diyanet İsleri Başkanı Şerafettin Yaltkaya Mustafa Asım Köksal Hocamız'a şöyle naklediyor: 1933-1934 ders yılının başında Fakülteye gittim. Kapı kapalıydı. Kapıya yapıştırılan ilan dikkatimi çekti. ‘Müdavim talebe bulunamadığı için, Fakülte kapatılmıştır' ifadesi yazılıydı. Halbuki o tarihte fakülteye devam etmekte olan 230 talebemiz vardı. Ağlayarak evime döndüm. (Cebeci,2014:25)

O günlerde Refik Ahmet (Sevengil) 15 Ağustos 1929 tarihli ‘Uyanış'ta şunları  söylüyordu: “Allah'ı sultanla birlikte tahtından indirdik. Bizim mabetlerimiz fabrikalardır.” (Kabaklı,1989:214)

Bu cümleden olarak “Rüşdü Saraçoğlu, Adliye Vekili olarak Kuran-ı Kerim'den çöl kanunu olarak bahsediyor,”(Arvas,1946:78)Milletlerarası bir fuara katılan bürokratlar Hazreti Adem ve Havva'yı çırılçıplak tasvir eden tablolarla”  (Tör,1999:20) sergide kendilerine yer açıyordu.

2. Ordu Komutanı Fahreddin Altay , Konya'nın simgesi Alaeddin Camii'ni buğday deposu haline getirmişti. Sultanahmet Camii'nin dev bir resim galerisine çevrilmesi teklifi, Mimar Kemalettin'in çabalarıyla son anda önlenmişti.” (Tunçay:2004)

Hedefteki camilerden biri de İstanbul'un Fethinin sembolü Ayasofya Camii idi. Ayasofya, 1935 yılı başlarında kamuoyu bilgilendirilmeden verilen tartışmalı bir karar sonunda sessiz sedasız müzeye çevrilmişti.

O günlerde dine ve dini değerlere karşı  yürütülen baskıcı ve düşmanca çalışmalar dozunu iyice artırmıştı. Tayyar Altıkulaç ezan konusunda yaşananları şöyle anlatır: O tarihlerde hâfızlık belgesi veya diploması diye bir şey olmadığı gibi Kur'an kursları da kapalı idi. (Altıkulaç,2011:44)

O yıllarda çocuk olan 82 yaşındaki araştırmacı yazar Mehmet İhsan Gençcan, CHP döneminde, özellikle ibadet yerlerine karşı bir savaş başlatıldığından bahseder.

Gençcan, Çanakkale'de bulunan bir caminin askerler için konaklama, bir diğerinin de tamirhane yaptırıldığını şöyle anlatır: Çanakkale Savaşı sırasında hasar gören ve tadilatı yapılmayan Dizdar Camii, tek parti döneminde ahır olarak kullanıldı. Minaresi sağlam olan caminin yeri, 1946 yılında satıldı. En enterasan olay ise o dönemde, bugünkü Değirmenlik Sokak dediğimiz yerde çıkan büyük bir yangındı. Sokağın hemen köşesinde Molla Yakup Camii vardı. Yangında bu caminin küçük bir kısmında hasar oldu. Bunun üzerine cami kapatıldı. Bir süre sonrada o camiyi, matematik öğretmeni Gülseren hanıma sattılar. Biz Kur'an öğrenmek için camiye gidiyorduk. Daha sonra din dersi almak yasaklandı ve bizi dağıttılar.  Aynı yıl eğitime son verdikleri Fatih Camii'ni, 2. Cihan Harbi'nde bol miktarda asker geldiği için konaklama yeri olarak kullanmaya başladılar. Öyle kullanış ki her türlü melanet, pislik yapılıyordu. Mesela cami içinde ateş yakılıp ayakkabılarla giriliyordu. "  (Habervaktim,2011) 

CHP tarafından İlahiyat Fakültesinin öncülüğünde, İslam dininde reform ve modernleşme sorununu incelemek ve üniversite kanalıyla MEB'na tekliflerde bulunmak üzere bir komisyonun kurulması kararlaştırılır. Komisyon tarihçi, ilahiyatçı, psikoloji ve mantık profesörlerinden oluşmuştur. Komisyon çalışmalarını tamamlar ve şu tavsiyelerde bulunur:

1- Oturacak sıraları, gardropları olan temiz, düzenli camilere ihtiyaç vardır. Halk buralara temiz ayakkabıları ile girecek.

2- Bütün dua ve hutbeler Arapça değil, ulusal dilde (Türkçe) olmalıdır. Camilerin iyi yetişmiş müzisyen ve müzik aletlerine ihtiyacı vardır. Modern ve kutsal enstrümantal müzik ihtiyacı acildir.

3- Basılı hutbe dizileri yerine, felsefe eğitimli vaizlerin yetkisinde dini rehberliğe geçilmelidir. (Kabaklı,1989:227)

Müteakiben Kur'an ve ezana ilk müdahaleler başlar. Bir ses sanatkârı Dolmabahçe'de saz takımı eşliğinde ilk Türkçe Kur'anı ahenkle nasıl okuduklarını ve M. Kemal'in de buna nasıl katıldığını anlatıyordu.  (Kabaklı,1989:226)

“Kemalizm, aslında büyük ve esaslı bir din reformudur.” diyen Falih Rfkı Atay da o günlerde şu görüşleri savunmaktadır: İslâmda bütün şer'i meseleler iki büyük bölüme ayrılmıştır:Birinci bölüm, ahreti ilgilendirir ki ibadetlerdir: Oruç, namaz, hac, zekât! İkinci bölüm, dünyayı ilgilendirir ki bunlar da nikâh ve aileye ait hükümlerle muamelât denen mal, borç, dava ilişkileri ve ukubat denen ceza hükümleridir. Kemalizm, ibadetler dışındaki bütün ayet hükümlerini kaldırmıştır.Kaldı ki insan aklı nesih hakkını farzlar üzerine de götürebilir; zekât, kazanış ve gelir vergilerinin bulunmadığı bir devrin mirasıdır. Hac, Kabe'den faydalanan Mekkelilerin müslümanlığını sağlamak için konmuştur ve bu döviz çağında Hicaz dışındaki hiç bir yabancı Müslüman halkı buna zorlanamaz. Namaz şekli de iskemle olmayan entareli bir halkın yaşayışına uygundur. Pantolon, etek ve hele başkasının ayağı değen yere yüz değdirmeyi yasak eden hijyen devrinde yürüyemez.(Atay,1998:393)

Baskılarla geçen 30 yıldan sonra çok partili hayata geçme mecburiyeti hasıl olunca bu kez başka bir CHP yönetimi sahne alır. Çünkü CHP'nin artık dindar Türk insanının oylarına ihtiyacı vardır. Şimdi sahnede kuzu postuna bürünmüş bir kurt yer almakta ve tatlı tatlı meleyerek oy istemektedir.

Milli Şef İnönü ve partisi CHP, çok partili hayata geçerken kendilerince bir çok tedbir almayı da ihmal etmezler. Alınan ilk tedbirler, partinin halka daha şirin gözükmesi için yapılan çalışmalardır.CHP ilk olarak el koyduğu haklardan bir kısmını millete iade etmek gereğini duydu.

Bu cümleden olmak üzere; 1- Yaklaşık 25 yıldır süren Hac yasağı kaldırıldı 2- Had safhaya varan din görevlisi ihtiyacının karşılanabilmesi için geçici kurslar açıldı.3-Ankara Üniversitesi'ne bağlı olarak İlahiyat Fakültesi açıldı. Eski miletvekili Cemal Cebeci bu değişimi şöyle anlatır: l947 yılında hacca gitmenin serbest bırakılması üzerine, babamla Eyüp ağabeyim, kara yolundan Hacca gittiler. Şam'a vardıklarında Suriyelilerin "Türkler tanassur etmişti bunlar da nereden çıktı? dercesine bakışlarıyla karşılaşmışlardı.(Cebeci,2014:64)  

CHP'nin 1947'deki yedinci kurultayında, devletin din politikası da  değiştirilir. Milli Eğitim Bakanlığının onayı ile Türk büyüklerinin türbeleri açılır.CHP, Demokrat Parti'ye karşı pozisyonunu korumak için din dersini getirdi. Hacca gideceklere ilk kez döviz tahsis edildi, ilk ilahiyat fakültesi kuruldu, imam-hatip kursları açıldı, Kur'an kurslarına başlandı. 1949'a dek bu ülkede hiçbir şekilde din dersi yoktu (Gözaydın,2010)

İzleyen iki yıl içinde dinde liberalleşmeyle ilgili yasal adımlar da atıldı ve Ankara'da bir İlahiyat Fakültesi kurulması kabul edildi.

İnönü işi o kadar ileri götürür ki yıllardır yasak olan Mevlana ihtifalleri bile yeniden başlatılmıştı.Sonraki yıllarda Demokrat Parti'yi dini istismarla suçlayacak olan CHP'nin bu konuda ne kadar öncü ve mahir olduğu kayıtlarda şöyle yer alır:17 Aralık 1949 Cumartesi günü Mevlânâ'yı anma programı gereğince saat 20:00'de toplanılır ve büyük Türk mütefekkiri Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî anılır. Herkesin serbestçe girebildiği bu törende şu program uygulanmıştır:1-Halkevi Başkanı tarafından açış.2-Mevlânâ'nın hayatı (Öğretmen Necati Elgin) 3-Mevlânâ'nın tasavvufu, tasavvuf ahlâkı, Mesnevî'den seçme hikâyeler ve bunların teşrihi (Belediye Başkanı M. Muhlis Koner) Söz konusu törenler için giriş kartları Belediye Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından dağıtılmıştır. (semazen.net,2012)

CHP Genel Başkanı İsmet Paşa, oportünist kişiliğiyle çok partili hayatın getirdiği değişimi hemen yakalamıştı. Daha önceden her türlü dini uygulamaya şiddetle karşı çıkarken bu kez gittiği yerlerde İmam Hatip Okulu sormaya başlamıştı.

Kurmay Albay Kenan Kocatürk Aşkale'de şahit olduğu olayı Hatıralarında şöyle anlatır: “Beyaz treniyle yaptığı yolculukta Erzurum Aşkale'ye adımını attığında Kaymakam'a ilk sözü ‘Buraya İmam Hatip okulu açılmadı mı?” sorusu olmuştu. (Kocatürk,1999:490)

CHP din istismarını o kadar ileri götürmüştü ki Orhan Veli Kanık, Behçet Kemal Çağlar gibi CHP'nin ağır topları daha fazla dayanamayıp CHP'den istifa etmişlerdi.

CHP'li bakan İsmail Hakkı Birler bu olayı hatıralarında şöyle anlatıyor:1946-50 arasında dinleyici locasında da olsa Büyük Millet Meclisi'nin neredeyse en devamlı üyesiydim. O çalkantılı dört yılı bütün ayrıntılarıyla izledim diyebilirim, ama beni en fazla etkileyen olay, Haşan Saka Kabinesi'nin güvenoyu görüşmeleri sırasında Behçet Kemal Çağlar'ın yaptığı konuşma ve Atatürk devrimlerinden ödün verildiği gerekçesiyle milletvekilliğinden istifasıdır. 24 Ocak 1949'da Meclis kürsüsünden Çağlar, “...En iyimseriniz, en taşkın savunucunuz olan ben, artık inancımı kaybetmiş bulunuyorum!” demişti. (Birler,2010:24)

Prof. Dr. Şerif Mardin, Halk Partisi'nin bu politikasının halk tarafından hiç inandırıcı bulunmadığını nakleder. Halk Partisi'nin 'bürokratik' merkezi, Demokrat Parti'nin ise 'demokrat' çevreyi temsil ettiğini ileri sürmeyi sağlayacak sağlam nedenler ortaya çıkmış oldu. Cumhuriyet Halk Partisi'nin çeşitli seçim programlarında belirttiği ilerici, demokratik ve halkçı siyasetlerine, sıradan insanlar da hiçbir biçimde inanmadılar. (Mardin,1990:73)

Halk, CHP'nin takkeli, takma sakallı, ‘Hisseli dindarlık kumpanyası'na dün inanmamıştı bugün niye inansın?

Kuranı yasaklayan, ezanı yasaklayan, başörtüsü başta olmak üzere dini değerlere acımasızca saldıran, Eyüp Sultan Türbesini çürüten adamlara neden oy versin?

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  897568

-