25 MAYIS 2020 PAZARTESİ

Hüseyin Yağmur

CHP DÖNEMİNDE BİR DEMOKRASİ TİYATROSU: 21 TEMMUZ 1946 SEÇİMLERİ

Hüseyin Yağmur

Bugün; bundan 71 yıl önce Dönemin CHP iktidarı tarafından ‘açık oy-gizli sayım' şeklinde icra edilen 21 Temmuz 1946 seçimlerini sizlerle paylaşmaya çalışacağız.

Dönemin Siyasi Yapısı

21 Temmuz 1946 Seçimleri Türk Demokrasisinin sancılı günlerini gösteren anlamlı bir örnektir. Dış tesirlerin baskısı altında ülkemizde çok partili hayata kerhen de olsa adım atan CHP yöneticileri, mevcut atmosfer kendi aleyhlerine dönmeden bir oldu bittiyle ilk seçimi yapmaya çalışmışlardı.

Bernard Lewis, Tek Parti'nin ve yöneticisi Milli Şef İnönü'nün kendisiyle çelişkiye düştüğü bu sürece işaret ederken, Prof. Dr. Kemal Karpat da erken seçimin CHP'deki bir endişe ve panikten doğduğuna şöyle dikkat çeker: “Cumhurbaşkanı İnönü, Kasım söylevinde, gelecek seçimlerin Meclis'in mevcut döneminin tamamlanması üzerine 1947'de yapılacağını söylemişti. Fakat 1946 Nisan'ında Halk Partisi Kurultayı, belli bir şekilde yeni parti seçime hazır olmadan önce davranmak amacıyla, seçim tarihini öne almaya karar verdi. Genel seçimler 21 Temmuz 1946'da, belediye seçimleri de hemen yapılacaktı.” (Karpat,1996:305)

Esasen CHP İktidarı tarafından önce yerel seçimler öne alınmış,7 Ocak 1946'da kuruluşunu henüz gerçekleştirmiş Demokrat Parti ve eş zamanlı kurulmuş diğer partiler bu seçimi protesto ederek bu haksız yarışa katılmamışlardı

CHP Yöneticileri bu kez 1947 yılında yapılması gereken genel seçimleri öne alan kanunu kabul ederek ve mevcut Meclis'i feshederek ülke demokrasisini yeni bir oldu bittiyle karşı karşıya bırakmışlardı.

Karpat bu gelişmeden şöyle bahsediyor:(...) “Kuruluşundan altı ay sonra Demokrat Parti bu derece kuvvetlenince Halk Partisi Hükümeti, ilk düşündüğü gibi 1947'de değil, 21 Temmuz 1946'da genel seçimlere gitmek kararı aldı. Demokratlara göre hükümet bunu, dört yıl daha iktidarda kalmayı sağlamak için yapmıştı. Halk Partililer, Demokratlar'ın daha ziyade şehirde temerküz eden ufak bir teşekkül olarak kalacağını ve uysal bir muhalefet rolü oynayacağını düşünmüşlerdi.Fakat Demokrat Parti'nin süratle gelişmesi endişe uyandırmıştı. (Karpat,1996:325)

Bu karar henüz ülke çapında örgütlenmesini tamamlayamamış DP dahil birçok parti için yeni bir sarsıntı sebebi olmuş, seçimlere katılıp katılmama hususunda partilerin üstdüzey yöneticileri uzun süren tartışmalar gerçekleştirmişlerdi. Tek Parti idaresinin kesif sansür uygulamalarından iyice yılmış basın da 'seçimlere girilmemesi' şeklinde bir yayın başlatmıştı.

Yapılan uzun tartışmaların ardından DP yöneticileri ‘demokrasi içinde varolmanın ve meşru kalmanın bir vesilesi olur' kanaatiyle 21 Temmuz seçimlerine girme kararı almışlardır. Bu karara rağmen, muhalefet cephesinin lideri konumunda bulunan DP'nin 16 ilde seçimlere girememesi, muhalefet partilerinin bu seçime ne kadar hazırlıksız yakalandığını gösteren çarpıcı bir örnektir.

CHP'nin Tarihi Seçim Tiyatrosu:

Seçim sathı mailine girildiği andan itibaren, Türk seçmeninin muhalif kanadı ağır bir baskı bombardımanına tabi tutulmuş, muhalif olmanın bedelini ağır ödemiştir. Birçok ilde meydana gelen sövme, dövme, darp, gözaltı gibi uygulamalar her kademeden devlet görevlisi tarafından muhalif vatandaşlara uygulanmıştı.

CHP görevlilerinin vatandaşlara uyguladığı fiili ve psikolojik şiddet, ayrıntılarıyla birçok kaynakta kayıtlıdır. Bunlardan bazılarını dönemin atmosferini kavramak bakımından zikretmekte fayda var:

Bir dönem Hürriyet Gazetesi'nin Ankara Temsilciliği görevinde bulunan Emin Karakuş o günleri şöyle anlatıyor:(...) Seçim günü yaklaştıkça, ülkedeki siyasal tansiyon da artmaya başladı. Özellikle Ege Bölgesi'nde çok şiddetli bir seçim kampanyası egemendi. Gazeteler, İzmir'de eli bıçaklı tanınmış sabıkalıların CHP hesabına çalışmak üzere görev aldıklarını haber veriyorlardı. Buna karşılık CHP çevrelerinin halk üzerindeki baskısı gün geçtikçe artmaya başladı. Ankara'nın köylerinde kanlı olaylar meydana geldi. Çubuk Kaymakamı, yanında Jandarma Komutanı olmak üzere köyleri dolaşıyor, halkı dövüp ölümle korkutuyordu. Yüzü gözü kan içinde kalan köylüler, “Yetişir artık çektiklerimiz, Particilik bu mudur?” diye haykırıyorlardı. Bu haberi İzmir'den gelen bir başkası izliyor, elleri zincirlenerek, gözleri kapalı tutularak yurttaşların karakollarda sabaha kadar dayak yedikleri ileri sürülüyordu. (Karakuş,1977:122)

Yazar, İsmet Bozdağ ise Bursa civarında yaşananları şöyle anlatıyor: “Bütün Türkiye sathında Demokrat Parti teşkilatı büyük bir baskı altındaydı. Bazı vilayetlerde Demokrat Parti'nin kapanacağı günler bekleniyor, valiler ve bu arada Bursa Valisi, Demokrat Parti ileri gelenleri için birer sahte 'zabıt dosyası' hazırlatıyor ve bu kimselerin asılmalarını sağlayacak suçlar icat ediyordu.” (Bozdağ,1993:52)

Bir dönem CHP'nin önemli kurmaylarından biri olan CHP Milletvekili Sırrı Atalay da o günlere şu cümlelerle tanıklık ediyor: 1946 yılıydı. Seçimlerden birkaç gün önce Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığım Lice'de ilginç bir olay yaşadım. Karahasan Mahallesi'nde oturan Ahmet Erdoğan isimli vatandaş Lice'de DP örgütünü kurmak istediğini ancak, resmi makamların buna engel olduğunu bildiriyordu. Araştırdım, Lice'de muhalefet partisinin kurulmasının istenmediği yanıtını aldım. Ben Ahmet Erdoğan'a olumlu yanıt verdim. Ertesi gün Lice'ye Diyarbakır İl Müdürlerinden biri geldi. Yemekte Lice'de DP örgütünün kurulmasına Valilik, genel müfettişlik ve CHP yöneticilerinin iyi karşılamadığını, öfke içinde olduklarını söyledi. (Atalay,1986:77-78)

Atalay şöyle devam ediyor:(...) Vali,iktidarın eleştirilmesine dayanamıyordu. Sert eleştirilerde bulunan DP'lilerin derhal salondan atılmasını ve haklarında işlem yapılmasını emretti. Görevli jandarmalar gözlerimin önünde DP'lileri çok sert bir şekilde hırpalamaya başladılar. (Atalay,1986:80)

Bir başka CHP kurmayı CHP'li Turan Güneş'in tanıklığı ise bir başka bölgeden: “Olaylı bir seçim yaşanmış Kandıra'da o yıl... Seçimde oylar değiştirilmiş. Kandıra Savcısı, 'Ben böyle bir hükümete hizmet etmem' diyerek görevinden istifa etmiş.” (Barlas,2000:171)

DP Milletvekili Gıyasettin Emre 21 Temmuz seçimlerinde yaşananların canlı şahitlerinden: “O zaman köyümdeydim. 125 seçmenimiz vardı. Hepsi oyunu açık açık Demokrat parti'ye verdi. Akşam üzeri bir yüzbaşı geldi. Oyları tasnif etmeye başladı. 125 oy da CHP'ye çıktı. Yüzbaşıya dedim ki “125 kişi açık açık DP'ye oy verdi. Nasıl oldu da bu oylar CHP'ye çıktı?”

Ben öyle der demez karga tulumba tuttular. Vazifesi başında yüzbaşıya hakaret etmişim. Bir ay hapis cezası verip, Bulanık Hapishanesi'ne koydular.” (Apuhan,1993:41)

O günlerin önemli şahitlerinden biri olan Müzehher Va Nu Bir Döneme Tanıklığını şu cümlelerle yapıyor:Biz seçimi izlemeye Bursa'ya gittiğimizde madalyonun öteki yüzünü gördük. Bursa köylerinin birinden bir çiftlik ağası pabuçlu, pabuçsuz, üstü başı dökülen tüm işçileri sandık başına sıralamış avuçladığı Halk Partisi oy pusulalarını onların eline birer birer tutuşturuyordu. Bursa'nın ünlü Zehra Hocası da bir sandık başındaydı. Onca gazetecinin önünde hiç umursamadan Halk Partisi oy kağıtlarını sandık başına gelenlerin önüne sürüyordu.Geçtiğimiz başka bölgelerde, örneğin Balıkesir'de, örneğin Bolu'da durum bundan farklı değildi. Cumhurbaşkanı ve tek partinin başkanı İnönü'ye durumu bildirdiklerinde Çankaya'da yüzünü pencereden yana döndürdüğünü ve bir cümle söylediğini anlatıyorlardı: Seçimi Halk Partisi kazandı, o kadar! (Vanu,109)

Dönemin önemli şahitlerinden gazeteci yazar Nimet Arzık da o günkü gelişmeleri şu cümlelerle ifade eder: CHP için hırçınlık ve falsolar devri başladı. Seçim hilelerinden hurdalarından bahsedilmesini istemiyordu CHP. Etmeme kararı alındı partice. Nedeni? İnönü, denetiminden birçok şey kaçtığını taştığını görmüştü. Örtbas etmekten başka çaresi kalmamıştı. Gürültü büyüyecekti aksi takdirde.Bostancı'da, İstanbul'un göbeğinde gördüğüm kadar pervasızca davrandılarsa Anadolu'yu tahmin etmek kolay…(Arzık,1984:44,45)

Demokrat Parti'li bir bakanın oğlu olan Mehmet Dülger, o günleri şöyle anlatıyor:1946'da, yeni ilkelerle seçim yapıldı. Ne yazık ki, ‘açık rey, gizli tasnif' prensibini benimseyen ve yeni kurulan Demokrat Parti'yi hazırlıksız yakalamak için tarihi erkene alınan bu seçim, çok partili hayatımızın yegâne şâibeli seçimi olmuştur. Seçimlere hile karıştı, sandık sonuçları hemen ilân edilmeye başlandı. DP'nin pusulalarının seçim mahallerine sokulması yasaklandı. Pek çok yerde şiddetli itirazlar oldu. Mersin'in Aslanköy'ünde silme CHP oyu çıktığı ilân edilince, köy kadınları, sandıkları jandarmaya teslim etmeyip zabıt tutturmak istediler. Hayli hırpalanıp tutuklandılar. Mersin'e ve Konya'ya sevk edildiler. “Devlete karşı gelmekten” 3.5 yıl süren bir davada yargılandılar. (Dülger,2004)

Radikal Gazetesi yazarı Türker Alkan da 1946 seçimlerine ait hatırasını şu çarpıcı cümlelerle anlatıyor:Oyların açık atılıp gizli gizli sayıldığı, kaymakamların CHP İlçe Başkanı, valilerin il başkanı olduğu tek parti döneminde yapılan seçimlerden birinde babamla dayım oy vermek için yola çıkmışlar.Babam “Sandıkların bulunduğu okulun kapısında polisler duruyordu. Bizi görünce, 'Haydi gidin. Sizin oyunuza ihtiyacımız yok!” dediler diyor.(Alkan,2002)

Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez de aynı günün tanıklarından: Akşam oldu sandıklar açıldı. Bir onbaşı, bir polis, bir de muhtar oy sandığını alıp, okulun bir sınıfına kapandılar. Biraz sonra partilerin ne kadar oy aldıklarını açıkladılar. Sandıktan 104 geçerli oy çıkmıştı. CHP'ye 102 oy, DP'ye de sadece 2 oy vermişlerdi. Rahmetli Osman dayım DP'nin Ocak Başkanı'ydı. Bu sonucu öğrenince çılgına döndü. “Bizim bu sokakta 102 kayıtlı üyemiz var. Partimize sadece 2 oy çıktı. Onların da biri benim, öbürü de karımın... Öbür üyelerimizin oyları nereye gitti?” diye bar bar bağırıyordu. DP'li komşularımız, dayıma hak veriyordu. “Haklısın Osman dayı haklısın” diyorlardı. Bu oyun Türkiye'nin her tarafında oynanmıştı. DP'nin oyları CHP'ye, CHP'ninkiler de DP'ye aktarılmıştı. İşte mesele bu kadar basitti. (Üzmez,2002)

Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı Doğan Nadi de 1946 Seçimlerini şu ironik dil ile eleştiriyordu: Meşhur hokkabaz Zati Sungur İzmir'den gitmiş.Ayol ne oldu? Güzel güzel temsiller verirken neden birdenbire kaçtı? Merak ettik.Telgraf çektik. Şu cevap geldi. Rey sandıklarının başında yapılan numaraları gördükten sonra İzmir'de bana iş kalmadı.(Dilipak,1990:107)

Tarihi Seçim Tiyatrosunun Ardından

İşte bu şartlarda gerçekleşen 21 Temmuz seçimlerinin ardından basın ve kamuoyu infial içinde ayağa kalkar. CHP, demokrasi konusunda ilk sınavını verememiş, sınıfta kalmıştır.

Seçim yapıldıktan sonra hile, baskı tartışmaları daha da arttı. Çünkü mevcut seçim yasasına göre oylar açıkta atılıyor, yani seçmenin hangi partiye oy verdiği belli oluyor, fakat tasnif ise kapalı kapılar arkasında gerçekleştiriliyordu. Hiç bir art niyet olmasa bile seçimdeki bu işleyiş biçimi sonuçlara gölge düşürmekte, seçmenin özgürce oy kullanması ve oyunun güvence altında bulunması gibi ilkeleri zedelemekteydi. Yasanın bu açıkları yerel yöneticilerin baskılarına da temel teşkil etti. Sonuçlar üzerindeki meclis tartışmaları da 46 seçimlerindeki oyların boyutunu gösterir. Fakat DP hiçbir zaman bu sayıları kabul etmemiştir. Onun iddiasına göre seçimi 279 DP ve 186 CHP milletvekili kazanmıştır.

O günkü atmosferi ve seçim sonuçlarını günün gazetelerinden izleyelim:

“Seçim yapıldı. Seçimlerin özellikle illerde, CHP'li devlet görevlilerinin büyük baskısı altında yapıldığı söylentisi çıktı.  DP'liler şikayetlerini basın yoluyla yansıttı. “Demokrat Parti hemen bütün memlekette tazyikin birdenbire artıp son haddini bulduğunu iddia ediyor.” (Cumhuriyet,  22.07.1947). -İstanbul'da, İzmir'de, Aydın'da, Manisa'da, Konya'da ve diğer bazı yerlerde heyecanlı bir hava içinde şüpheler ileri sürülüyor, Demokratlar seçim mazbatalarının değiştirildiğini söyleyerek durumu protesto ediyorlar. (Cum., 23.07.1946). -DP seçimin feshedilmesini isteyecek. -Partinin milletvekili seçilen üyelerinin hep birden istifa etmeleri de muhtemel görülüyor. (Cum., 24.06.1946). (Ahmad,1976: 23)

Ahmad şöyle devam ediyor: Seçimlere karıştırılan şaibe o kadar büyük boyuttadır ki ülkenin en büyük vilayeti olan İstanbul'da bile sonuçlar 3 gün sonra açıklanır. Şehir oyları DP'nin, köy oylarının ezici çoğunluğu CHP lehine idi. İstanbul'da sonuçların seçim akşamı alınması beklenirken ancak üç gün sonra sonuçlar ilan edildi.Muhalefete göre, İstanbul'da seçim sonuçları gizli görüşmelerden sonra CHP lehine değiştirilmiş ve ancak Mareşal Fevzi Çakmak valiyi ziyaret edip oya saygı gösterilmesini bir vatandaş ve bir aday olarak talep ettikten sonradır ki sonuçlar ilan edilmişti. (Ahmad,1976:143)

1946 genel seçimleriyle ilgili kanaat ortaktır: Seçimlere iktidar partisi hile karıştırmış, devlet görevlisi ve jandarmanın açık oy baskısı altında yapılan seçimlere rağmen, halk DP'yi tercih etmiş, CHP'nin iktidardan olacağı anlaşılınca gizli sayım sırasında DP'nin oyları CHP'ye yazılmıştır.

Dönemle ilgili değerlendirmeler yapan yazarlar bu şaibeyi değişik cümlelerle izah ederler:

Karpat, kanaatini şöyle açıklar: “Daha önce de belirtildiği gibi, 1946 seçimleri demokratik olmaktan çok uzaktı. Seçim sonuçları ise halkoyunu kesinlikle aksettirmiyordu.” (Karpat,1996: 325)

Hikmet Özdemir de benzeri kanaattedir: “DP'nin katıldığı ilk siyasi yarış, 1946 seçimleri demokrasi adına bir rezalet olarak tarihe geçmiştir. Seçimlerde hileler yapıldığını Sosyal demokrat politikacılar da ifade etmektedir.” (Özdemir,1995:176)

Feroz Ahmad baskı ve korku ortamından şöyle  bahseder: “Seçimlerin bir baskı ve korku ortamında yapıldığına dair genel bir konsensus vardı ve bunun sonucu olarak iki parti arasındaki ilişkiler geleceğe dönük olarak zehirlendi.” (Ahmad,1999:130)

Tevfik Çavdar da gölgeli seçimleri şöyle anlatır:“1946 seçimleri II. Meşrutiyet döneminin ünlü 1912 seçimleri kadar çok tartışılan, dürüstlüğünden kuşku duyulan bir seçim olmuştur. Seçim yasasının istenilen güvenceleri sağlamaması, özellikle Anadolu'da iktidar partisinin birçok hileleri yapmasına yol açmıştır. Bunların boyutu ise, iktidarın bağnaz tutumunu sürdürmesinden ötürü ortaya çıkmamış, böylece 1946 seçimleri CHP açısından bir galebeden çok bir yenilginin ezikliğini getirmiştir.”(Çavdar,1999: 205)

(….) Fakat ne olursa olsun 1946 seçimleri gölge düşürülmüş bir seçimdir, bunun için de hiçbir zaman unutulmamıştır.” (Çavdar,1999:413)

Seçimlerin ardından yeni kabineyi kurmakla görevlendirilmiş Recep Peker 5 Ağustos 1946 akşamı Millet Meclisi Binası'nda iken, kendisinin ifadesine göre karşı kaldırımları dolduran ‘basit kılıklı' bir kalabalık “Yaşasın demokratlar” diye bağırarak hileli seçimleri protesto etmişlerdir.

 

Bunun üzerine atlı polisler kılıçlarını çekerek Meclis kapısında biriken kalabalığı dağıtmış, bu hareket Meclisin yalnız kapısına değil, manevi şahsiyetine karşı bir saldırı sayılmıştır.

 

Tek parti Döneminde CHP ile Devlet o kadar içiçe geçmişti ki  seçimlere hile karıştırıldığına dair idddialar Devletin hükmi şahsiyetine karşı yöneltilmiş suçlama sayılıyordu.CHP İzmir Milletvekili Murat Birsel, seçim sırasında yaşananlardan şikayet eden Fevzi Çakmak Paşayı; Valilere, kaymakamlara, jandarma komutanları savcı ve hakimlere karşı güvensizlik duymakla suçlamıştı.(Dilipak,1990:112)

 

Dr. Osman Akandere 21 Temmuz seçimleri ve sonrasını şöyle tahlil eder: Yeni parti halkta taban bulmuştu. DP'nin 1946 milletvekili seçimlerinde üç milyona yaklaşan bir oy tabanı olmuştu. Bu, kuruluşunun henüz 6. ayında olan ve birçok merkezde teşkilatlanamamış bir parti için büyük başarıydı. (Akandere,1998: 454)

 

21 Temmuz 1946 seçimlerinde hile ile bastırılan toplumsal dip dalgası, 4 yıllık gecikmenin ardından siyaset tarihimize damgasını vurmuş, 14 Mayıs 1950 yılında yapılan seçimle Demokrat Parti, Tek Parti iktidarını silip süpürerek halkın iradesini iktidara taşımıştır.

 

HAFTAYA: LOZAN ANLAŞMASI NE GETİRDİ NE GÖTÜRDÜ?

                                                                                                                                                                                                          KAYNAKLAR

Ahmad Feroz-Bedia,(1976),Türkiye'de Çok Partili Hayatın Açık. Kronolojisi,Ankara: Bilgi Yay.
Ahmad Feroz,(1999), Modern Türkiye'nin Oluşumu,İstanbul:Kaynak Yay
Akandere Osman, (1998),Milli Şef Devri, İstanbul:İz Yay
Alkan Türker,(2002),Radikal,09.06.2002
Apuhan Recep, (1993), Öteki Menderes,İstanbul:Timaş Yay
Arzık Nimet, (1984), Anılar 2,  İstanbul:Kaynak Yay
Atalay Sırrı, (1986), Bir Ömür Politika, İstanbul:Milliyet Yay
Barlas Mehmet,(2000), Darbeler ve Kavgalar Devri, İstanbul:Birey Yay
Bozdağ İsmet, (1993),Demokrasi Şafağı, İstanbul:Emre Yay
Çavdar Tevfik,(1999),Türkiye'nin Demokrasi Tãrihi Cilt:1-2, İstanbul: İmge Kitabevi
Dilipak Abdurrahman,(1990),Menderes Devri. İstanbul:Beyan Yayınları
Dülger Mehmet,(2004),Zaman,14.05.2004
Karakuş Emin, (1977), İşte Ankara,İstanbul:Hürriyet Yay
Karpat Kemal,(1996),Türk Demokrasi Tãrihi,İstanbul:Afa Yay.
Lewis Bernard, (2000), Modern Türkiye'nin Doğuşu,Ankara:Türk Tãrih Kurumu
Özdemir Hikmet, (1995),Türkiye Cumhuriyeti,İstanbul: İz Yay.
Üzmez Hüseyin,(2002),Vakit, 03.08.2002
Vâ-Nu Müzehher,(Tarihsiz), Bir Devrin Tanıklığı,İstanbul:Cem Yay.
 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

  1. Genel seçimleri 'açık oy,gizli tasnif' yöntemi ile yapıp sonuçları halkın gözü önünde ...gözünün içine baka baka kendi lehine çevirmek... halkı adam yerine koymamaktır, vatandaşı vatandaş olarak kabul etmek şöyle dursun hani 'Osmanlı tebasını kul olarak görür' diyen kılıçdaroğlunun kendi partisinin halkı kul olarak gördüğünün ' sen ne istersen iste benim istediğim olur' demesinin kanıtıdır..

Yorum Yaz

  343357

-