21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

CHP GENEL BAŞKANI, PARTİLİ CUMHURBAŞKANI M.KEMAL PAŞA

Hasret Yıldırım

Kemalist vesayetin sona ereceği, “Türk Tipi Başkanlık” referandumuna ramak kala, “Partili Cumhurbaşkanı” meşgul ediyor gündemimizi… Mevzuun kalbinde bulunan ana muhalefet partisi “hayır” çığırtkanlığı yaparken, başkanlık sistemi aleyhinde menfî propaganda ile gündem belirlemeye çalışıyor. Hâlbuki Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsız olması gerektiğini müdâfaa eden CHP, Partili Cumhurbaşkanı sisteminin mucididir. Eski Türkiye'nin anayasal(?) sisteminde, Cumhurbaşkanı, “partili” olmasının yanında; hem değişmez genel başkan, hem de milletvekili idi. Hattâ diğer milletvekili adaylarını da bizzat tespit ettiği gibi; parti kurar, parti kapatır idi.

FethiOkyarMKamalinHuzurundaElPenceDivan
Fethi Okyar M.Kemal'in huzurunda el pençe divan

CHP'nin Değişmez Başkanları M.Kemal ve İ.İnönü

Mucid CHP'nin her vakit seçim malzemesi olarak kullandığı, M.Kemal ve İ.İnönü paşaların “taşıdığı vasıfların” teferruatı, şu şekilde tarihlendirilebilir: ‘Tek Adam' M.Kemal, Cumhurbaşkanı seçildiği 29 Ekim 1923'ten, öldüğü 10 Kasım 1938'e kadar CHF/CHP mensubu bir Cumhurbaşkanı olarak vazife yapmıştır. ‘İkinci Adam' İ.İnönü de, 11 Kasım 1938'den, Celal Bayar'ın seçildiği 22 Mayıs 1950'ye kadar, CHP mensubu bir Cumhurbaşkanı olarak vazife yapmıştır. Hatta, 15 Ekim 1927'de tertip edilen CHF/CHP II.Kurultay'ında; fırkanın/partinin ‘Değişmez Umumi Reisi'nin, M.Kemal Paşa olduğu yazılmıştır. 26 Aralık 1938 tarihli CHP I.Olağanüstü Kurultay'ında da; İ.İnönü, partinin ‘Değişmez Genel Başkanı' seçilmiştir. Anlaşılacağı üzere, “Chp Tek Parti, Genel Başkanları da ‘Cumhurbaşkanı sıfatıyla' partilerinin mensubu ise” sorun yoktur.

Partili Cumhurbaşkanı, Sıfatlarına “Sıfat” Katıyor

Kemalist mantığın “Bizim Türk milleti olarak, iki kitap okumamız lazım; biri Kur'an, biri Nutuk” [1] diyerek yücelttiği Nutuk; 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde toplanan, CHF/CHP'nin II. Kurultayı'nda, bizzat M.Kemal tarafından, 6 gün boyunca, 36 saatte belli aralıklarla okunmuştur. M.Kemal, “Partili Cumhurbaşkanı” sıfatıyla iştirâk ettiği bu kurultayda, ayrıca “Fırkanın/Partinin Değişmez Umumî Reisi/Genel Başkanı” sıfatını da almıştır. Bu sıfatın asla değiştirilemeyeceği nizâmnâmede/tüzükte belirtilmiştir. Ayrıca aynı nizâmnâmede, Cumhurbaşkanı M.Kemal; büyük kongrenin, parti divanının, genel yönetim kurulunun ve meclis grubunun da tabii başkanı sayılmıştır. Yine bu nizâmnâmeye göre, partinin en üst yönetimi; değişmez genel başkan ile onun tarafından seçilen genel başkan vekili ve yine onun tarafından atanan genel sekreterin elinde toplanmıştır. [2]

M.Kemal, Kendi Kendine Satranç Oynuyordu

“Göstermelik” çok partili sistem denemelerinden biri olan Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) hâdisesi; belki de M.Kemal'in partili cumhurbaşkanlığının ve tek adamlığının, katmerli tasdiki oldu. 1929 dünya ekonomik bunalımının yurdumuza yansıması ve kemalizm'in yüzü dönük olduğu batının demokrasi talepleri, muhalif bir partinin kurulmasının, en büyük âmilleriydi. Ancak muhalefet vâzifesi, M.Kemal'in “çok güvendiği” birine verilmeliydi. Çünkü rejim sağladığı otoriteyi, hiçbir şekilde şansa bırakamazdı. Daha evvel başbakanlık yapan ve üst düzey vazifeler icrâ eden Ali Fethi Okyar'a, SCF kurduruldu.

Prof.Dr. Mete Tunçay, bu yeni denemeyi şu şekilde hulâsa ediyor: “İnönü'nün satranç meraklısı olmasına karşılık, Atatürk'ün bu oyunla ilgisini bilmiyorum. Fakat SCF deneyinde, onun kendi kendisiyle satranç oynar gibi bir durumda olduğu duygusuna kapıldım: ‘Karşı takımın adını koyuyor, taşlarını bir bir seçiyor, kimin nerede oynayacağını belirliyor, programını denetliyor, ilgili yazışmaları (kendisine yazılanları bile) dikte ediyor, parasını veriyor vb…' Fakat bütün bunları rastgele yakıştırmalarla yaptığını düşünmek doğru olmaz. Hükümete karşı kimlerin neler düşündüğünü bilmektedir. Yaptığı, onları, kendisinin istediği bir biçimde örgütlemekten, böylece de bütün ülke çapında ortaya çıkan ya da gizli duran karşıt eğilimleri bu odakta toplayarak denetleyebilmekten ibarettir.” [3]

SCF'nın İzmir Mitinginde, “Kahrolsun M.Kemal” Sesleri

İktidarın karşısında, “ılımlı muhalefet” yapması için “kurdurulan” parti; kısa zamanda halk tarafından büyük bir teveccüh ile karşılanınca, sonun başlangıcı için düğmeye basılmış oldu. Ali Fethi beyin 7 Eylül 1930 tarihinde, İzmir'de tertip ettiği mitinge şahitlik eden kaynaklar; katılanların sayısı hakkında, 50.000 ile 150.000 arasında rakamlar verdiler. Konuşmalar esnasında, kalabalık öyle galeyana geldi ki; Serbest Cumhuriyet Fırkası aleyhinde bulunan CHF/CHP'nin, il idare binası ile Anadolu matbaasının önünde yapılan gösteriler karşısında, polisler silahla önlem almaya çalıştılar. Halka ateş açılması sonucu, çocuk yaşta bir talebe vurularak öldürüldü. Hatta Dr. Rıza Nur, bu nümâyiş esnasında vatandaşın “Kahrolsun Mustafa Kemâl” dediğini nakleder. [4]

M.Kemal'in en yakınında bulunanlardan, (Celal Bayar'ın nakliyle), Kılıç Ali, İzmir hâdiselerini şöyle anlatıyor: “Başvekil içeriye geldi. İsmet Paşa pek müteessir gözüküyordu. Yüzü gözü birbirine karışmış, berbat bir halde idi. Teessürünü saklayamayarak, Atatürk'e hitaben: “Aziz Paşam, şeref haysiyetim mevzu bahistir. İzmir'de fotoğraflarıma tabanca atıyorlar. Şerefimi kurtarın, yoksa Fethi Bey'i tevkif etmek mecburiyetinde kalacağım, dehalet ediyorum. (merhametinize sığınıyorum)” dedi.

Atatürk bana hafifçe, “Çok yüklü, çok ıstıraplı geldi” diyerek ona dönüp işiteceği yüksek sesle “Otur, otur, üzülme!. Her şey hallolunur” dedi. Ve bana da: “İzmir valisini telgraf başına çağırarak, vaziyet hakkında izah iste” diye emir verdi. Saray telgrafhanesine gittim, İzmir'i buldum. Fakat malumat alabilecek, sahib-i salahiyet bir muhatap bulmak imkânı yoktu. Çünkü hepsi bir tarafa gizlenmek mecburiyetinde kalmışlardı. Nihayet, o da bin müşkülatla Halk Fırkası binasında bulunan Vali Kâzım Paşa'yı, telgraf başına getirtmek kabil oldu. Hadise hakkında işittiklerimizi bütün tafsilatıyla anlattı, not ettim ve notlarımı Atatürk'e arz ettim. Atatürk, Halk Fırkası'nın taşlanmış olmasına çok müteessir olmuşlardı.

M.Kemal'in Kendi Kendine Mektup Oyunu

1_73
Cumhuriyet'in ilhili manşeti

Akşam sofraya Yunus Nadi Bey'i de davet etmişlerdi. Yemek esnasında mütemadiyen bu İzmir hadisesi etrafında mütalaalar yürütülüyordu. Bir aralık Yunus Nadi'ye “Bir kâğıt kalem al da yaz” diyerek güya Yunus Nadi tarafından kendilerine sorulmuş bir sual suretini not ettirdiler. Sual şu idi; Bu hadise karşısında Atatürk'ün ne tarafta olduğu soruluyordu. Atatürk buna gayet kati ve kesin olarak bir iki kelime ile cevap verdi: “Ben, bir tarafım ve unutulmamalıdır ki Halk Partisi'nin reisiyim. ”

Atatürk bu sual ve cevapla Halk Fırkası'na açılan zamana, siyasete ve siyasi olgunluğa uymayan taşkınlıklar ve hücumlar üzerine Fethi Bey'in nazarı dikkatini celb etmek istiyordu.

Bu sualler ve cevaplar ertesi günü Cumhuriyet gazetesinde şişirilerek neşrolundu. Bu neşriyat taşkın ruhlu ve heyecana kapılmış kimseleri ikaz edebilecek mahiyette idi. Maatteessüf bu yazılar Fethi ve arkadaşları üzerinde bir tesir yapamadı ki, Fethi Bey'i bunun üzerine, İzmir'den Balıkesir'e hareket etmiş gördük.

Baytar Basri namında birisi gelmiş Fethi Bey'i Balıkesir'e davet etmiş, o da bu davete uyarak Balıkesir'e gitmiş. Fethi Bey Balıkesir'de aynı coşkun tezahüratla, tekkelerden çıkartılan bayraklarla ve şeyh, derviş ve sofuların ilahileriyle karşılanmış ve aynı zamanda Fethi Bey, Balıkesir'de bir tekkede misafir edilmiş.

Hükümetin bütün raporları Cumhuriyet riyasetine geliyor ve kâtib-i umumilikte toplanıyordu. Kâtib-i Umumi Hasan Rıza Bey bu raporları Atatürk'e takdim ettiği zaman ben de orada, Atatürk'ün huzurlarındaydım. Atatürk'ün canları çok sıkılmıştı ve şöyle demişti: “Fethi bu işi yapamadı, işi ayak takımına düşürdü. Mamafih olan olmuş, şimdi biz işimize bakalım.”

Hasan Rıza bu söz üzerine, “Paşam, bu vaziyet mühim ve tehlikeye gidiyor. Acaba ne yapılması lazım gelecektir?” demişti. Atatürk: “Tehlike tebellür ederse (belirirse) ben derhal fırkanın başına geçeceğim, evvela karşımızda canlanmış bulunan irticayı bertaraf etmeye çalışacağım ve mücadele edeceğim” cevabını verdi. Hasan Rıza Bey tekrar söze başlayarak: “Ya onlar mevki-i iktidarı ele alırlarsa?” deyince kaşlarını çatarak “İşte o zaman (bizleri göstererek) sen, ben, o ve inkılap taraftarları gider, onların kulaklarından tutar, iskât ederiz. (aşağı atarız) ” cevabını vermişti.

Artık iş işten geçmişti. Atatürk İsmet Paşa'yı tekrar tutmaya ve takviye etmeye mecbur idi. Fethi Bey için, ancak onunla mücadele etmek yolu kalmıştı. Fethi Bey bunu yapamazdı ve yapamayacağını itiraf etti. Bunun üzerine Atatürk kendisine: “Mademki öyledir, bu vebali üstüne alma, fırkanı şimdi feshet” emrini verdi.” [5] (Hasan Rıza Soyak'ın hatırlarında da mevzu, benzer cümleler ile nakledilmektedir.) [6]

M.Kemal: Ben, 'Cumhuriyet Halk Fırkası (CHP)'nın Umumî Reisiyim

Kılıç Ali ve Hasan Rıza Soyak'ın naklettiği, kendi kendine mektup yazan Cumhurbaşkanı M.Kemal'in, bu mektupta; “Cumhurbaşkanlığı süresi dolduktan sonra, partinin başında tekrar fiilen çalışacağını” söylemesi de dikkate şayandır. M.Kemal'in “Ben, Cumhuriyet Halk Fırkasının Umumî Reisiyim” diyerek hülâsa ettiği bahse konu olan mektup; CHF/CHP tarafından afiş haline getirilerek, duvarlara asılmış ve propaganda çalışması yapılmıştır. [7]

Kasım ayında Trabzon'a seyahat eden Cumhurbaşkanı M.Kemal, CHF/CHP hakkında lâyezal (bitmeyecek) kanaatini şöyle teyit etmişlerdir: “Cumhuriyet Halk Fırkası ile bidayetten (başlangıçtan) beri beraber çalıştık, nihayete kadar hep beraber çalışacağız.” [8] Cumhurbaşkanı M.Kemal'in CHF/CHP Genel Başkanı olarak yaptığı bu açıklamalar, siyasî vaziyet ve M.Kemal'in istediklerini elde etmesi; kısa bir süre sonra (17 Kasım 1930), Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kapanmasına yol açmıştır. “Tek Adam”ın “ılımlı” da olsa, “tiyatro” da olsa, hiçbir muhalefete tahammülü olmadığı tasdiklenmiştir.

Sonuçta partili cumhurbaşkanlığı, bize hiç mi hiç uzak olmadığı gibi; CHP zihniyetinin ve Kemalist vesayetin kontrolünde değilse, Vatan-Millet için hayırlı sonuçlar doğuracağını hep beraber göreceğiz…

(GÜYÂ) YUNUS NADİ'NİN M.KEMAL'E YAZDIĞI MEKTUP

MKamal_CumhuriyetGazetesineGonderilenDuzmeceMektubunSonSayfasi
Cumhuriyet gazetesine gönderilen düzmece mektubun son sayfası

Reisicumhur Gazi M.Kemal Hz.'ne Açık Mektup:

İzmir'de bir matbaamıza taarruz edildiği ve C.H.Fırkası binamız taşa tutulduğu günden beri memlekette uhtemize tereddüp eden yeni vâzifelerin vücut ve ehemmiyetini takdir ediyoruz. Bu meyanda ezelî ve ebedî şefimiz olarak bildiğimiz zatı devletlerini, başka ve yeni fırkaların kendilerine mâletmeye çalıştıklarını görerek, öyle dahi olsa biz kendimizi yedi emanetimize tevdi olunan Cumhuriyetin muhafazası vazifesini kemal ile ifâya muktedir biliyoruz. Vazifemizin teshili hesabına değil, belki vaziyetin tavzihi namına hakikati halin lütfü ifadesini istirham etmeye mecbur olduk. Her hal ve ihtimalde Cumhuriyetin hüsnü muhafaza edileceğinden daima emin bulunarak lâyezal hürmetlerimizi lütfen kabul buyurun, aziz şefimiz… Yunus Nadi (Cumhuriyet Gazetesi-9 Eylül 1930)

(GÜYÂ) M.KEMAL'İN, YUNUS NADİ'YE YAZDIĞI CEVAP MEKTUBU

Cumhuriyet Gazetesi Başmuharriri Yunus Nadi Beyefendiye (9/9/930)

Cumhuriyet Gazetesi'nde, bana hitaben yazılan açık mektubu okudum. Bu mektupta, son günlerde İzmir'de vukua gelen hâdiseler işaret olunarak, beni Cumhuriyet Halk Fırkasından başka Fırkaların kendilerine mâletmeye çalıştıkları görüldüğünden, bahis ve vaziyetin tavzihi namına, hakikati halin ifadesi talep olunuyor. Bu nokta üzerinde diğer bazı gazetelerdeki yazıları da okudum. Her yerde halk arasında da, bu hususta şayialar ve tereddütler olduğunu İşitiyorum.

Hakikâti hâli, Fethi Beyefendiye yazdığım mektupta sarahaten ifade ettiğimi zannediyorum. Kendilerince hakikî vaziyetin tamamen bilinmekte olduğuna şüphe yoktur. Ancak umumiyetle sui tefehhümler ve sui talâkkiler olduğu anlaşılıyor. Hakikâti hâli, bir daha ifade ve tasrih edeyim: “Ben, Cumhuriyet Halk Fırkasının Umumî Reisiyim. Cumhuriyet Halk Fırkası, Anadolu'ya ilk ayak bastığım andan itibaren teşekkül edip benimle çalışan Anadolu ve Rumeli Müdâfaai Hukuk Cemiyeti'nin mevlûdidir. Bu teşekküle tarihen bağlıyım. Bu bağı çözmek için hiç bir sebep ve icap yoktur ve olamaz.

Resmî vazifemin hitâmında (bitiminde) Cumhuriyet Halk Fırkası'nın başında fiilen çalışacağım. Bu noktada tereddüde mahal yoktur. Benim bu esasî vaziyetim, bir sene nihayetinde hitam bulacak (sona erecek) olan bugünkü muvakkat (geçici) resmî vazifemin bana tahmîl ettiği bîtaraflığı (yüklediği tarafsızlığı) ihlâl edemez.” Gazi M.Kemal (Cumhuriyet Gazetesi-10 Eylül 1930)


[1] Yılmaz Özdil - 20 Mart 2014 Tarihli, Halk Arenası İsimli Program
[2] Cümhuriyet Halk Fırkası Nizâmnâmesi, TBMM Matbaası, Ankara-1927
[3] Mete Tunçay – Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek Parti Yönetimi'nin Kurulması, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul-2005, 4.Basım, Sayfa: 250-251
[4] Dr. Rıza Nur – Hayat ve Hatıratım, Sansürsüz-Tahşiyeli Basım, Nâşiri: Heidi Schmit, Frankfurt -1982, Cild: 3, Sayfa: 1613
[5] Emine Gürsoy Naskali – Celal Bayar Arşivinden Serbest Fırka Anıları, Doğan Kitap, İstanbul-2015, 1.Basım, Sayfa: 92-93
[6] Hasan Rıza Soyak – Atatürk'ten Hatıralar, Yapı ve Kredi Bankası Yayınları, İstanbul-1973, 1.Basım, Cild: 2, Sayfa: 431-433
[7] Cumhuriyet Gazetesi – 15 Eylül 1930
[8] Cumhuriyet Gazetesi – 29 Kasım 1930

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  166283

-