18 AĞUSTOS 2019 PAZAR

Hüseyin Yağmur

CHP İKTİDARI'NIN BİR DEMOKRASİ AYIBI: 21 TEMMUZ 1946 SEÇİMLERİ

Hüseyin Yağmur

Siyasi Tarihimizin Çok Partili Rejim anlamında ilk seçim faaliyeti sayılan 21 Temmuz 1946 Seçimleri Türk Demokrasisinin sancılı günlerini gösteren anlamlı bir örnektir. Dış tesirlerin baskısı altında ülkemizde çok partili hayata kerhen de olsa start veren Tek Parti Yöneticileri, mevcut konjonktür kendi aleyhlerine dönmeden bir oldu bittiyle ilk seçimi yapmaya çalışmışlardır.Tek Parti İdaresi tarafından önce yerel seçimler öne alınmış, ancak 7 Ocak 1946'da kuruluşunu henüz gerçekleştirmiş Demokrat Parti ve eş zamanlı kurulmuş diğer partiler bu seçimi protesto ederek bu haksız yarışa katılmamışlardır.

Tek Parti Yöneticileri bu kez 1947 yılında yapılması gereken genel seçimleri öne alan kanunu kabul ederek ve mevcut Meclis'i feshederek ülke demokrasisini yeni bir oldu bittiyle karşı karşıya bırakmışlardır.“Kuruluşundan altı ay sonra Demokrat Parti bu derece kuvvetlenince Halk Partisi Hükümeti, ilk düşündüğü gibi 1947'de değil, 21 Temmuz 1946'da genel seçimlere gitmek zorunda kaldı. Demokratlara göre hükümet bunu, dört yıl daha iktidarda kalmayı sağlamak için yapmıştı. Halk Partililer, Demokratlar'ın daha ziyade şehirde temerküz eden ufak bir teşekkül olarak kalacağını ve uysal bir muhalefet rolü oynayacağını düşünmüşlerdi, fakat Demokrat Parti'nin süratle gelişmesi endişe uyandırdı. (Karpat,1996:325)

Yapılan uzun tartışmaların ardından DP yöneticileri demokrasi içinde varolmanın ve meşru kalmanın bir vesilesi olur kanaatiyle 21 Temmuz seçimlerine girme kararı almışlardır. Bu karara rağmen, muhalefet cephesinin lideri konumunda bulunan DP'nin 16 ilde seçimlere girememesi, muhalefet partilerinin bu seçime ne kadar hazırlıksız yakalandığını gösteren çarpıcı bir örnektir.

Tek Parti Devleti görevlilerinin vatandaşlara uyguladığı fiili ve psikolojik şiddet, ayrıntılarıyla birçok kaynakta kayıtlıdır. Bunlardan bazılarını dönemin atmosferini kavramak bakımından zikretmekte fayda var:DP Milletvekili Gıyasettin Emre 21 Temmuz seçimlerinde yaşananların canlı şahitlerinden:O zaman köyümdeydim. 125 seçmenimiz vardı. Hepsi oyunu açık açık Demokrat parti'ye verdi. Akşam üzeri bir yüzbaşı geldi. Oyları tasnif etmeye başladı. 125 oy da CHP'ye çıktı. Yüzbaşıya dedim ki “125 kişi açık açık DP'ye oy verdi. Nasıl oldu da bu oylar CHP'ye çıktı?” Ben öyle der demez karga tulumba tuttular. Vazifesi başında yüzbaşıya hakaret etmişim. Bir ay hapis cezası verip, Bulanık Hapishanesi'ne koydular.” (Apuhan,1993:41)

O günlerin önemli şahitlerinden biri olan Muzehher Va Nu Bir Döneme Tanıklığını şu cümlelerle yapıyor:1946 yılı uğursuz bir yıldı. Kinci ve zalim bir partiydi o yılların Halk Partisi... Biz seçimi izlemeye Bursa'ya gittiğimizde madalyonun öteki yüzünü gördük. Bursa köylerinin birinden bir çiftlik ağası pabuçlu, pabuçsuz, üstü başı dökülen tüm işçileri sandık başına sıralamış avuçladığı Halk Partisi oy pusulalarını onların eline birer birer tutuşturuyordu. Bursa'nın ünlü Zehra Hocası da bir sandık başındaydı. Onca gazetecinin önünde hiç umursamadan Halk Partisi oy kağıtlarını sandık başına gelenlerin önüne sürüyordu.Geçtiğimiz başka bölgelerde, örneğin Balıkesir'de, örneğin Bolu'da durum bundan farklı değildi. Cumhurbaşkanı ve tek partinin başkanı İnönü'ye durumu bildirdiklerinde Çankaya'da yüzünü pencereden yana döndürdüğünü ve bir cümle söylediğini anlatıyorlardı: Seçimi Halk Partisi kazandı, o kadar! (Va Nu: 109)

Dönemin önemli şahitlerinden gazeteci yazar Nimet Arzık da o günkü gelişmeleri şu cümlelerle ifade eder: CHP için hırçınlık, falsolar devri başladı. Seçim hilelerinden hurdalarından bahsedilmesini istemiyordu CHP. Etmeme kararı alındı partice. Nedeni? İnönü, denetiminden birçok şey kaçtığını taştığını görmüştü. Örtbas etmekten başka çaresi kalmamıştı. Gürültü büyüyecekti çok aksi takdirde. Anadolu'yu tahmin etmek kolay, eğer Bostancı'da, İstanbul'un göbeğinde gördüğüm kadar pervasızca davranılabilirse... (Arzık,1984:44-45)

Demokrat Parti'li bir bakanın oğlu olan Mehmet Dülger, o günleri şöyle anlatıyor:1946'da, yeni ilkelerle seçim yapıldı. Ne yazık ki, “açık rey, gizli tasnif” prensibini benimseyen ve yeni kurulan Demokrat Parti'yi hazırlıksız yakalamak için tarihi erkene alınan bu seçim, çok partili hayatımızın yegâne şâibeli seçimi olmuştur. Seçimlere hile karıştı, sandık sonuçları hemen ilân edilmeye başlandı. DP'nin pusulalarının seçim mahallerine sokulması yasaklandı. Pek çok yerde şiddetli itirazlar oldu. Mersin'in Aslanköy'ünde silme CHP oyu çıktığı ilân edilince, köy kadınları, sandıkları jandarmaya teslim etmeyip zabıt tutturmak istediler. Hayli hırpalanıp tutuklandılar. Mersin'e ve Konya'ya sevk edildiler. “Devlete karşı gelmekten” 3.5 yıl süren bir davada yargılandılar. (Dülger,14.05.2004)

Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez de aynı günün tanıklarından: Akşam oldu sandıklar açıldı. Bir onbaşı, bir polis, bir de muhtar oy sandığını alıp, okulun bir sınıfına kapandılar. Biraz sonra partilerin ne kadar oy aldıklarını açıkladılar. Sandıktan 104 geçerli oy çıkmıştı. CHP'ye 102 oy, DP'ye de sadece 2 oy vermişlerdi. Rahmetli Osman dayım DP'nin Ocak Başkanı'ydı. Bu sonucu öğrenince çılgına döndü. “Bizim bu sokakta 102 kayıtlı üyemiz var. Partimize sadece 2 oy çıktı. Onların da biri benim, öbürü de karımın... Öbür üyelerimizin oyları nereye gitti?” diye bar bar bağırıyordu. DP'li komşularımız, dayıma hak veriyordu. “Haklısın Osman dayı haklısın” diyorlardı. Bu oyun Türkiye'nin her tarafında oynanmıştı. DP'nin oyları CHP'ye, CHP'ninkiler de DP'ye aktarılmıştı. İşte mesele bu kadar basitti. (Üzmez, 03.08.2002)

İşte bu şartlarda gerçekleşen 21 Temmuz seçimlerinin ardından basın ve kamuoyu infial içinde ayağa kalkar. CHP, demokrasi konusunda ilk sınavını verememiş, sınıfta kalmıştır.

1946 genel seçimleriyle ilgili kanaat ortaktır: Seçimlere iktidar partisi hile karıştırmış, devlet görevlisi ve jandarmanın açık oy baskısı altında yapılan seçimlere rağmen, halk DP'yi tercih etmiş, CHP'nin iktidardan olacağı anlaşılınca gizli sayım sırasında DP'nin oyları CHP'ye yazılmıştır.

Dönemle ilgili değerlendirmeler yapan yazarlar bu şaibeyi değişik cümlelerle izah ederler:Daha önce de belirtildiği gibi, 1946 seçimleri demokratik olmaktan çok uzaktı. Seçim sonuçları ise halkoyunu kesinlikle aksettirmiyordu.” (Karpat, 1996:325)“DP'nin katıldığı ilk siyasi yarış, 1946 seçimleri demokrasi adına bir rezalet olarak tarihe geçmiştir. Seçimlerde hileler yapıldığını Sosyal demokrat politikacılar da ifade etmektedir.” (Özdemir,1995:176)

Seçim yapıldıktan sonra hile, baskı tartışmaları daha da arttı. Çünkü mevcut seçim yasasına göre oylar açıkta atılıyor, yani seçmenin hangi partiye oy verdiği belli oluyor, fakat tasnif ise kapalı kapılar arkasında gerçekleştiriliyordu. Hiç bir art niyet olmasa bile seçimdeki bu işleyiş biçimi sonuçlara gölge düşürmekte, seçmenin özgürce oy kullanması ve oyunun güvence altında bulunması gibi ilkeleri zedelemekteydi. Yasanın bu açıkları yerel yöneticilerin baskılarına da temel teşkil etti. Sonuçlar üzerindeki meclis tartışmaları da 46 seçimlerindeki oyların boyutunu gösterir. Fakat DP hiçbir zaman bu sayıları kabul etmemiştir. Onun iddiasına göre seçimi 279 DP ve 186 CHP milletvekili kazanmıştır.

“1946 seçimleri II. Meşrutiyet döneminin ünlü 1912 seçimleri kadar çok tartışılan, dürüstlüğünden kuşku duyulan bir seçim olmuştur. Seçim yasasının istenilen güvenceleri sağlamaması, özellikle Anadolu'da iktidar partisinin birçok hileleri yapmasına yol açmıştır. Bunların boyutu ise, iktidarın bağnaz tutumunu sürdürmesinden ötürü ortaya çıkmamış, böylece 1946 seçimleri CHP açısından bir galebeden çok bir yenilginin ezikliğini getirmiştir. Demokrat Parti ise bu durumun yarattığı uygun koşullardan yararlanmasını bilmiştir.” (Çavdar,1999:205)

Seçimlerin ardından yeni kabineyi kurmakla görevlendirilmiş Recep Peker 5 Ağustos 1946 akşamı Millet Meclisi Binası'nda iken, kendisinin ifadesine göre karşı kaldırımları dolduran “basit kılıklı” bir kalabalık “Yaşasın demokratlar” diye bağırarak hileli seçimleri protesto etmişlerdir.

21 Temmuz 1946 seçimlerinde hile ile bastırılan toplumsal dip dalgası, 4 yıllık gecikmenin ardından siyaset tarihimize damgasını vurmuş, 14 Mayıs 1950 yılında yapılan seçimle Demokrat Parti, Tek Parti iktidarını silip süpürerek halkın iradesini iktidara taşımıştır.

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  696149

-