30 MAYIS 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

CHP İKTİDARI TARAFINDAN DİNİ KİTAPLARIN YASAKLANMASI                                                          

Hüseyin Yağmur

Bundan 75 yıl önce 25 Kasım 1944 tarihinde CHP iktidarı tarafından dini kitaplar yasaklanmıştı.Milli Şef İsmet İnönü tarafından  ‘Reisicumhur' imzalı belgede, ‘Tam Mevlid-i Şerif' ve ‘54 Farzlı Büyük ve Tam Namaz Hocası' isimli kitapların 25 Kasım 1944 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandığı ilan edilmişti.

Milli Şef Devri Türkiye'sinin hatıralarda ve kayıtlarda kalan en bariz vasıflarından biri de rejimin dine ve dinî değerlere karşı yürüttüğü amansız mücadeledir. ‘Halkın din ile irtibatının kesilmesi' şeklinde verilmiş bir kararın tatbikini ihtiva eden bu uygulamalar daha düne kadar hilafetle yönetilen ülke insanlarını Ankara rejiminden kalbî ve hissî olarak uzak mesafelere itmekten başka işe yaramıyordu..

 Tek Parti rejimi tarafından sistemli bir şekilde uygulanan proje gereği dini yapılar yok ediliyor, yahut işgal edilerek başka maksatlara tahsis ediliyordu. Bu devirde gerek İstanbul'da ve gerekse tüm yurtta bir çok mabed, mabed olmaktan çıkmış başka ellere geçmişti.

 Bazı camiler ise resmen satılmıştı. Mesela Edirne'deki Balaban Paşa Camii 30 liraya, Esmehan Sultan Camii 70 liraya, İbrahim Paşa Camii 450 liraya Keresteci Mişon'a satılmıştı. Milli Şef rejimi bazı dinî binaları da kendisi kullanmayı uygun görmüştü. Bu mânâda İstanbul Küçüksu Camii CHP Ocak Merkezi, Simkeşhane Dersanesi Bayezid Ocak Merkezi, Süleymaniye Kütüphanesi ise CHP Ocak Merkezi haline getirilmişti.Arvas'ın ifadesiyle; “Milli Şef devri bürokratları dinî değerleri üzerinde deneyler yapılabilecek malzemeler olarak görüyorlardı.” (Arvas,1946:79)    

 Muğla Müftülüğü'nde bulunan, 9 Nisan 1931 tarihli resmi yazıya göre dönemin tek parti yönetimi, camilere askeri ihtiyaç bahanesiyle el koymuştu. Açık kalan camilerde de sala okunmasını yasaklamıştı. Bunun yanısıra camilere yapılan baskınlarda, Kelime-i Şehadet yazılı havlu, mum ve süpürgenin "ele geçen doküman" olarak gösterilmişti.Zaman içersinde dinî değerleri topyekün bir imha süreci ortaya çıkmıştı.“Polis ve Jandarma baskısından bunalan halk ellerinde bulunan dini kitap ve yayınları zahire ambarlarına, odun depolarına, hatta toprağa gömmeye başlamıştı.” (Akandere,1998:238)    

 Halk kendisini adeta yabancı işgali altında hissediyordu. “Şapka giymeyen erkeklerin başına jandarma katran sürüyor, kadınların çarşaflarını makaslıyordu.” (Mısıroğlu,1995:26)    

 Evlerde küçük çocuklara elifba okutmak dahi casaret işi idi. Böyle evler küçük bir ihbar üzerine basılıyordu.” (Mısıroğlu,1995:30)    

 Halk bu baskılar altında o kadar eziliyordu ki, şuur altında travmatik sonuçlar ortaya çıkıyor, ateşli bir hastalığa yakalanan çocuklar “Jandarmalar geliyor, başlarınızdaki takkeleri çıkarın' şeklinde sayıklıyorlardı.” (Kara,2000:175)    

 Süregelen baskılardan dolayı halk içtimaî ve dinî mânâda kabuğuna çekilmişti. “İstanbul'un meşhur Ortaköy Camii'nde Cuma Namazı ancak 5-6 kişiyle kılınıyordu.” (Tunagür,2003)     

 Dinini bilen cemiyet kadar, din adamı konumundaki şahıslar da ortadan kaybolmuştu. “Berberler imam tayin ediliyor, Fatiha suresini doğru okuyan şahıs namaz kıldırmak üzere mihraba geçiriliyordu.” (Heyet,1995:26)    

Kuranı Kerim ve Kitaplar:

 Doç. Dr. Emin Işık, verdiği bir konferansta Tek Parti döneminde Kur'ân-ı Kerim'in bile toplatıldığını şöyle anlatıyor:“Amme cüzünden Kur'ân-ı Kerim öğrenmek yasaklanmıştı. Jandarma ve polis, koruma kanunu adı altında çeşmelerin üstündeki eski yazıları kazımıştı. Eski yazılı hece taşları sökülmüş, Kur'ân-ı Kerim'ler toplatılmıştı. Arşivler dahi yakılmaya, ortadan kaldırılmaya çalışılmıştı.” (Nakleden, Kabaklı,1989:242)

 Eski Müftü Mustafa Efe de Kayseri'de yaşadığı manidar bir  olayı şöyle anlatır: İcazet töreninde fotoğraf çektirme işinden dolayı polisler tarafından sıkıştırıldık. Karakola çağrıldım ve sarıklı, cüppeli resim çektirip çektirmediğimizden sual edildim. (Efe,2013:70)

 Mustafa Efe, mahkemede duruşma sırasında “Evde Kuran okutuyordum” deyince hakimin kendisine “Peki sen bu memlekette Kur'an okutmanın suç olduğunu bilmiyor musun?” (Efe,2013:73) diye bağırdığını nakleder.

 Sonraki Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç da hatıralarında çeşitli ayrıntılara yer verir: Mazhar Bey Adıyaman'ın Samsat ilçesine bağlı Bağören köyündendir.Merhum babası Hasan Ağa'dan dinlediğine göre; ağabeyi, amcaları ve diğer köylüler, köyün hemen yanındaki vadide (bostan haymasında) imam Mahmut Atalay'dan Kur'an dersi alırlarmış. Ama bu derslerin selameti ve güvenliği açısından kursun yapıldığı yere yaklaşık 100-150 m uzaktaki tepeye nöbetçi koyarlarmış. Çünkü köye yaklaşık 1 km mesafeden geçen telefon-telgraf hattını onarmak üzere zaman zaman jandarmalar geçermiş. Nöbetçi kişi veya öğrenci jandarmayı gördüğü zaman ıslık çalarak kursiyerlerin dağılması gerektiğini bildirir, onlar da derhal dağılırlarmış. (Altıkulaç,2011:42)

 Prof. Dr. Ali Özek de bu anlamda bir hatırasını şöyle nakleder:Hafızlığımı yaptığım yıllar 1941-44 senelere denk geliyor. Tek parti rejimi vardı o zamanlar. Önceleri din eğitimi yasaktı, gizli yapılıyordu bu işler. (Özek-Yıldırım,2012:37)

 Kayseri eski milletvekillerinden Cemal Cebeci de o günlerin atmosferini şöyle özetler:Kur'an-ı Kerim suç aleti aleti haline gelmişti.Okuyanlar ve okutanlar sıkı takibe alındı. Yakalananlar acımasızca cezalandırıldı. Bu şiddetli yasağa rağmen Doğu Güneydoğu Anadoluda  bazı müderrisler  ve hafızlar tarafından kaçak olarak, yetiştirilen elemanlarla mihrapların imamsız, kürsülerin vaizsiz bırakılmamasına çalışıldı.Ama İhtiyaç karşılanamadı. Özellikle köylerde hizmetler durma  noktasına gelmişti.Bazı köylerde ölülerin techiz ve  tekfini dahi yapılamıyordu. Halk, bu durumdan şikayetçiydi. (Cebeci,2014:63)  

 Son Dönem Milli Eğitim Bakanlarından Orhan Oğuz da bu anlamda yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır: O yıllarda izinsiz cami dersleri yasaktı. Zaman zaman camiye polis baskınları olurdu. Biz pencereden atlar, kaçardık. Birkaç sefer baskına uğrayınca dersleri bıraktık. (Oğuz,2004:29) (….) Benim zamanımda okullarda din dersleri bulunmadığı gibi, bütün Kuran Kursları da kapalıydı. Daha önce bahsettiğim mahalle camimizin imamı Şifavermez Ahmet Hoca'nın dersleri ise sık sık polis baskınına uğradığından bir müddet sonra devam edemez olmuştur. (Oğuz,2004:50)

 Son Dönem Erzurum Ulemasından Mehmet Kırkıncı Hocaefendi de Erzurum'da yaşananları şöyle anlatmaktadır: Sabahın erken saatinde karlara bata-çıka faytonların izinden Mustafa Efendi'nin evine gidiyorduk. Mustafa Efendi'nin kardeşi Hüsnü Efendi, bizim geleceğimizi bildiği için kapının gerisinde bizi bekler ve kapıyı ilk o açardı. O kadar erken saatte gitmemizin sebebi, polislerin bizi görmemesi idi. O zamanlar Kur'an ve dinî ilimleri okumak yasaktı, ezanlar da Türkçe okunuyordu. Polisler daha uyanmadan hocamızın evine giderdik, saat sekize, sekiz buçuğa kadar okurduk, sonra evimize dönerdik. Bu kadar tedbire rağmen yine de Hoca Efendi'den şüphelenerek defalarca evine geceleri baskın yaptılar. (Kırkıncı,2004:26)

 CHP Döneminde dine ve dini değerlere yapılan baskıdan çok küçük bir sahne sunan  bu yazımıza Yozgat Eski Milletvekillerinden Ali Şakir Ergin'in şahitliğiyle son verelim:Cumhuriyet'ten sonraki dönemde ve bilhassa ikinci Cihan Harbi yıllarında, Anadolu'da pek çok cami, maksadı dışında (asker barınağı, tahıl ve erzak deposu gibi) olarak kullanılmıştır. Bu sebeple camiler ve ona yakın olan medrese ve tekkelerin bir kısmı, bu kullanımdan zarar görmüş, tahrip olmuştur. Nitekim Yozgat merkezindeki Demirli Medrese ve Kütüphanesi'ndeki pek çok kıymetli yazma eser, Köseyusuflu'daki Abdullah Ağa Medresesi ve Kütüphanesi'nde bulunan nadir yazma eserler medrese avlularında yakılarak imha edilmiştir. Bakiyesinin de toprağa gömülerek yok edildiği, mahallinde hâlâ söylenmektedir.  (Ergin,2016:58)

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  371959

-