24 EKİM 2019 PERŞEMBE

Hasret Yıldırım

CHP'NİN 'MİLLİ DAVASI': DOMUZ YETİŞTİRMEK

Hasret Yıldırım

 Yüzde 99'u Müslüman olan halka eti haram olan domuzlar; çeşitli etkinlikler ve bayramlar münasebetiyle, tank- top geçişi gibi resmî törenlerde yürütülmüştür.  İnsanın ‘domuzluğun bu kadarı da olmaz' diyesi geliyor…

Domuz, Bakara 173, Nahl 115, Mâide 3 ve 60, En'âm 145 ayeti kerimlerinde açıkça haram kılınmış yiyeceklerdir.

"Allah sizlere yalnız leşi, kanı, domuz etini, bir de Allah'tan başkası adına kesilenleri haram kıldı." (Bakara 173)

Domuz eti tüm dinlerde haram edilmiştir. Allah-ü Teâlâ insanlara rızıkların güzel ve tayyib olanlarından yemeyi ve buna karşılık da şükretmeyi emretmiştir. Helâl yemek, duanın ve ibadetin kabulüne sebeptir. Haram yemek ise, bunların geri çevrilmesine sebep olur. Hiç şüphesiz, haram ve şüpheli şeylerle beslenen bir kimsede ibadet aşkı ve kulluk heyecanı da olmaz. Haram ve şüpheli gıdalardan kalbe ancak kasvet ve gaflet sirayet eder. Temayüller, nefsanî arzulara göre şekillenmeye başlar. Böylece gönül hantallaşıp duygusuzlaşır, yalnız kendi menfaatini düşünür. Böylesi kalp ve bedenler; baştanbaşa bir kötülük barınağı, ahlâksızlık yuvası ve terbiye fukarasına döner. Neticede İslâm-İnsanlık ahlâkı ve yüce fazîletler âdeta unutulur.

Biz makalemizde domuz etinin zararlarını teferruatı ile ele almaktan ziyade; insan ahlakı ve terbiyesine verdiği zararlar üzerinden hareketle, rejimin erken devirdeki ‘domuz politikasını' vesikalarıyla birlikte mevzu edeceğiz.

İnsan ve hayvanlar, yedikleri gıdaların neşet ederler. Mesela kedi, köpek, aslan gibi et yiyen hayvanların yırtıcı; koyun, keçi, deve gibi ot ile beslenen hayvanlarsa daha uysal ve yumuşak huylu oldukları malumdur. Bu durum insanlar için de geçerlidir. Nebatî gıdalarla beslenenlerin, genellikle halim-selim; et ve et ürünleriyle beslenen insanların ise daha sert mizaçlı oldukları tespit edilmiştir. Domuz, dişisini kıskanmayan bir hayvandır. Domuz eti ile beslenen insanlarda, kıskançlık hissinin zayıfladığı ve ahlakî zaafların had safhada olduğu gözlenmiştir. Nurullah Ataç'ın ağabeyi Doktor Galip Ataç, 7 Temmuz 1940 tarihli Ulus gazetesinde neşrettiği yazında konuyu şöyle anlatıyor:

“… Sebebi haramiyyet trişin olduğu zikrolunuyordu. Ayni zamanda hayvandan trişin hastalığının geçmesi ihtimali olduğu da öne sürülüyordu. Fakat mezbahalarda kesilen hayvanların baytarlar tarafından iyice muayene edilmeleri usulü konulduktan sonra, domuz etinin yenilmemesi için başka bir sebep kalmamış olduğu zannolunuyordu.

 

Fakat şimdi o hayvanın yeni bir marifeti meydana çıktı. Bu da etinde değilse de onun iç yağındadır. Domuzun içyağı ‘frenk' aşçılarınca pek makbuldür. Her yemeğe, bilhassa sebzelere, çorbalara lezzet verir. Kuru fasulye bu yağla pişirilirse tadına doyulmaz. Bu yağ eski hekimlikte de pek ziyade rağbet görürdü. Vazelin icat edilinceye kadar merhemlerin hepsine bu yağ girerdi, hastalıklara deva olurdu. Pomadalara (merhem) girer, nazik ciltleri bir kat daha yumuşatırdı. Eski zaman ispençiyarları (eczacılar) dükkânının temeli domuz yağından yapılmış sayılırdı.

 123

Onun yeni anlaşılan marifeti, A vitaminini birdenbire yok etmesidir. Bir yemekte o vitaminden ne kadar çok ölçüde bulunursa bulunsun; yemeğe o hayvanın iç yağından karıştırılınca, vitaminlerin hepsinin birden kaybolduğu tecrübelerle anlaşılmıştır. Bu vitamin hararetten bozulmaz, 170 dereceye kadar hasselerinden hiç birini kaybetmez, 220 derecede bile yine vitamin olarak kalır. Kuvvetli asitlerden müteessir olmaz, suda erimez, alkolde erimez, güneşin ultra viyola ışıklarına 45 dakika kadar dayanır da, “o hayvanın iç yağıyla karşılaşınca derhal yok olur.”

 

Yemeklerimizde A vitamininin bulunmasının lüzumunu elbette umursamamışızdır. İnsan o vitaminden mahrum kalınca nesli söner. Yemeklerinde A vitamini bulunmayan insanlar için, erkek olsun, kadın olsun, aşk duygusu olmaz. Demek oluyor ki domuzun yağı insan cinsinin en büyük düşmanıdır.

Şu izahat gösteriyor ki domuz etinin mazarratını bugünkü müspet ilimler ve fenler de tasdik ediyor. Binaenaleyh domuz yasağını devam ettirmek dinî bir hüküm olduğu kadar halkın sıhhatini korumakla mükellef olan hükümetin ve belediyenin de vazifesi icabından oluyor. Bundan dolayıdır ki umumî mezbahalarda domuz kestirilemiyor, o hayvanlar için ayrı mezbahalar tahsis olunuyor. Hatta belediye zabıta talimatnamesine kasap dükkânlarında öteki etlerle birlikte domuz etinin satılmasının yasak olduğu da yazılmıştır. Bu da halkın örf ve âdetine 1300 küsur seneden beri yaşayan geleneğine uygundur.

Burada iki noktayı daha belirtmek isterim:

  1. A) İslâm dininin koymuş olduğu yasağı fennin de teyit etmiş olması,
  1. B) Kuran domuz eti yasağının pislikten ileri geldiğini söylemekle beraber bu din mensupları arasında bu hayvan için dişisini kıskanmadığı, binaenaleyh etini yiyenlerde de kıskançlık kalmayacağı fikri vardır. Aynı zamanda garpta bu eti bol bol yiyenler arasında kıskançlık olmadığı, kadın serbestliği bulunduğu ve bu ülkelerde erkeklerin 45-50 yaşından sonra akamete uğradıkları söylenmektedir. Akamet aynı zamanda dişisine karşı müsamahayı ve bu müsamaha ise bir kadının başka erkeklerle serbestçe görüşmesini intaç ettiğinden domuz etinin fenalığı hakkında şark ile garptaki kanaatlerin bu noktada birleşmiş olduğu görülür. Bu mukayese ne raddeye kadar doğrudur bilemem, fakat pek de aykırı değildir sanırım.” [Kaynak: Osman Ergin (İstanbul Vilâyeti Mektupçusu)-Türkiye Maarif Tarihi Cild:5, 1676-1677, Eser Matbaası, İstanbul, 1977]

Domuz etinin insan ve hususiyetle ahlak üzerindeki ciddi etkisi bu kadar açık ve net iken, rejim mevzuu sahiplenmiş, kısa zamanda domuz haraları / çiftlikleri kurulmuştur. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından 2012 senesinde neşredilen, “Fotoğraflarla Karacabey Harası'nın Geçmişi / History of Karacabey Stud Farm With Photos” isimli resmî yayında şu bilgilere yer verilmiştir:

“1941 iş ve hesap yılına ait İdare Meclisi raporunun Hayvancılık bölümünde, Türkgeldi Devlet Ziraat İşletmesi'nde domuz üzerine yapılan denemelerden alınan iyi sonuçlardan bahsedilmiş, 1941 yılında 239 baş domuz satışı yapıldığı belirtilmiştir. Kurum kayıtlarımıza göre Karacabey Harası Sığırcılık Şubesine bağlı olarak 1944 yılında domuzculuk kolunun açıldığı ifade edilmektedir.”

Yüzde 99'u Müslüman olan halka eti haram olan bu domuzlar; çeşitli etkinlikler ve bayramlar münasebetiyle, tank- top geçişi gibi resmî törenlerde yürütülmüştür.

 322

Mevzu bununla da kalmamış, rejimin Yüksek Ziraat Mühendislerinden Vedad Pınar; “Çok değerli hocam Sayın Tarım Bakanı Prof. Dr. Şevket Raşit Hatipoğlu'na” diyerek ithaf ettiği, 1945 yılına ait kitabında, domuz yetiştirmeyi MEMLEKETİMİZ İÇİN ÖNEMLİ BİR DAVA olarak zikretmiştir.

Günümüzdeki ahlak ve terbiye erozyonunun sebebinin yıllar evveline dayandığı gözler önüne serilirken, insanın ne acı ki ‘domuzluğun bu kadarı da olmaz' diyesi geliyor.

Son olarak kalbî hissiyatımız olarak, kıymetli okuyucularımıza seslenerek tefekküre davet ediyoruz: “Yüce Rabbimiz, istifademiz için pek çok gıda yaratmıştır. Bunun yanında, bazı zararlı şeylerin yenip içilmesini yasaklamıştır. Çünkü O, sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir. Kullarına taşıyamayacakları yükleri vermez. Emir ve yasakları, insanların rahatlıkla altından kalkabilecekleri şeylerdir. Acaba insan içki içmeyince, domuz eti yemeyince ne kaybeder, vesselam?..”

234

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  597700

-