30 MAYIS 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

CHP’NİN YÜZKARASI: VARLIK VERGİSİ KANUNU                                                                                                                                             

Hüseyin Yağmur

Bu yazımızda bundan 79 yıl önce, 11 Kasım 1942 tarihinde CHP İktidarı tarafından azınlıklara yönelik olarak Varlık Vergisi Kanunun çıkartılması konusunu sizlerle paylaşacağız.

Varlık Vergisi Kanunu

Varlık Vergisi, İkinci Dünyâ Savaşında Türkiye'de uygulanan bir servet vergisidir. 1942 yılında uygulamaya konulan bu verginin gâyesi harp zamânındaki karaborsa ve spekülasyon kazançlarını bir defâya mahsus olmak üzere vergilemekti. Ancak verginin matrahı ve nispetinin kânunla tespit edilmemiş olması idârenin keyfî takdirine yol açmış ve vergi mükelleflerinin arasında adâletsiz bir yük dağılımı meydana gelmiştir.

Varlık vergisinde mükellefiyetin parayla ödenmemesi hâlinde bedenî olarak îfâsı söz konusuydu. Karaborsa spekülasyon kazançlarıyla hiç ilgisi olmayan halktan vergisini ödeyemeyenler Anadolu'da yol inşaatlarında, taş ocaklarında çalıştırılmışlardır. Ne var ki, bu vergi gâyesine ulaşamamış ve beklenilen hâsılatı sağlayamamıştır. Özellikle gayrimüslim ticaret erbabını hedefleyen “varlık vergisi” kanunu 1,5 yıl sürmüştür. Ödeme yapmayanlar çalışma kamplarına gönderilmiştir. Bu durum, CHP'nin büyük bir siyasi hatası olarak  tarihe geçmiştir.

Sembolik bazı icraatlar o rejimin karakterini ortaya koyan önemli ipuçlarıdır. Rejimin dünya görüşünü ve hayat felsefesini anlamanın yolu bu sembolik icraatlarını tespit etmekle mümkündür.Milli Şeflik Rejimi'nin karakter özelliklerini ve genetik şifrelerini ortaya koyan belli başlı bazı sembolik icraatlar vardı. Bunlardan biri de Varlık Vergisi uygulamasıydı.

 Şeflik Rejiminin devrin güçlü devleti Nazi Almanya'sının tesirinde giriştiği bu uygulama; Türkiye'yi bir anda dünyanın gündemine getirmiş, sabıkalı ülkeler konumuna sokmuştu. İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte azınlıklara duyulan resmî güvensizlik had safhaya çıkmıştı. Eski aile kayıtları araştırılıyor, kimin Yahudi menşeli olduğu bulunmaya çalışılıyordu.Bazı yorumculara göre Varlık Vergisi, Milli Şef Rejimi'nin dış politika sahasında sürdürdüğü bir ‘denge oyunu'ndan doğmuş bir uygulamaydı.

 Yabancı araştırmacılara göre ise bu uygulama, Şef Devri'nin ırkçı icraatlarının bir parçasıydı. Hugh Paulton'göre: “1941 yılında Hitler Almanya'sı ile yapılan anlaşmanın da bu kanunun çıkmasında önemli hissesi vardı.” (Paulton,1999:138)                   

 Findley'in analizine göre; "Varlık Vergisi Kanunu hiçbir ölçü tanımıyordu. Belli ki Nazi usullerini taklit yoluyla azınlıkları ezmek, siyasi düşmanlara meydan okumak ve siyasi dostları korumak maksadıyla meydana getirilmişti. (Findley,2015:266)

1942 yılının Kasım ayında kabul edilen Varlık Vergisi Kanunu esas olarak tüccarlardan, istisnai olarak çiftçi ve esnaflardan bir defaya mahsus olmak üzere alınacak bir servet vergisi niteliğindeydi.Verginin miktarı hususi olarak kurulan komisyonlarca tespit edilmişti. Mükelleflerin tespit edilen miktara itiraz hakları yoktu ve vergilerini bir ay içinde ödemeyenler önce kamplara alınmış, daha sonra çalışma yükümlülüğüne tabi tutulmak üzere Aşkale'ye sevkedilmişti.Bu ağır şartlarda tahsil edilen verginin yarıdan fazlası azınlıklarca ödendi.

 Varlık Vergisi Rezaleti

 Varlık Vergisi Kanunu Şeflik rejiminin bürokratları tarafından bir cinnet aracı olarak kullanıldı. Bir gecede büyük bir gizlilik içinde daktiloya çekilen liste eşliğinde tahsilat başlatıldı. On beş gün içinde o zamanın parasıyla yarım milyara yakın para toplanması gerekiyordu.

 Bu arada bazı sadistçe davranışlar da oluyordu. Bir maliyeci kendi bölgesindeki altın ve mücevherat satıcısı kuyumcuların tümüne haciz koydurmuştu. Dönemin Maliye Müfettişlerinden Cahit Kayra, bu olayı Hatıralarında şöyle anlatır: “Dükkanının ondüle kepenklerini yağlayan bir garibana ‘Yağ Tüccarı' olarak büyük vergiler yüklenmişti. Vergiyi ödeyemeyenler Aşkale'ye gönderilmişti.” (Kayra,1995:107)

 İşadamı Saffet Ulusoy da yaşananları yakından gözleyen şahıslardan biridir.İkinci Dünya Savaşı yıllarında hazineye kaynak oluşturmak için uygulanan Varlık Vergisi, büyük tepki çekmişti.Vergisini ödemeyenlerin Kop Dağı'nda yol yapımında  çalıştırıldığını hatırlıyorum. (Ulusoy,2005:178)

 1943 yılının Ocak ayının en soğuk ve dondurucu günleri Varlık Vergisi borcunu ödeyemeyen mükelleflerin Aşkale'ye gönderildiği günler olarak tarihe geçti.

 O kadar ki “Aşkale'ye gönderilenlerin feci vaziyetleri Türkiye'yi aşarak dünyayı hayretler içersinde bırakmıştı.” (Akandere,1998:202)

 İşadamı İshak Alaton'un babası Varlık Vergisi zulmünün en sembolik mağdurlarından biridir.Alaton ailecek yaşadıkları kötü günleri hatıralarında şöyle anlatır:Varlık Vergisi işlerinin asıl sorumlusu İsmet Paşa'ydı. Çok kızgınım ona, bunu İsmet İnönü'ye de söylemişimdir. Nazizmi ve dışlama politikasını savaş sonrası da devam ettirdi. Babamdan istedikleri 16 bin liralık vergi ihbarnamesini Eminönü, 64 bin liralığı ise Hoca Paşa Vergi Dairesi yolluyor. Sanki “Fırsat bu fırsat bitirelim şu Yahudiyi” demişler. Bir yanlış var, düzeltilir beklentisiyle, evrakları alıp Vilayete gidiyor babam. Heyete soruyor: İki ayrı tebligat aldım hangisi geçerli? Cevap çok net: İkisini de ödeyeceksin.(Alaton, 2012:33)

 Neresinden bakılırsa bakılsın Varlık Vergisi bir ırkçı cinnet uygulaması olarak  tarihe geçti. Yetmiş yaşında felçli bir Yahudi ile 65 yaşında özürlü bir Yahudi'nin sürgüne gönderilmesi, cinnetin boyutlarını gösteren manidar bir uygulamaydı. Dönemin CHP'li Bakanlarından Hilmi Uran, bu vakıayı Hatıralarında şöyle itiraf eder:Vergi, Büyük Millet Meclisi'nden çıkan bir kanunla tahsil edilmiş ve kanunun tatbiki şekli de o vakit hepimizin gözü önünde cereyan etmiş olduğu için eser tamamıyla Halk Partisi'nindir.(Uran,2007:316)

 Kanunun varlığı kadar kanunun uygulanış tarzı yerli yabancı bir çok insanın adalet duygusunu derinden yaralamıştı.Prof. Dr. Osman Akandere'ye göre; “Kanunun uygulanış tarzı ne hak, ne hukuk ne sosyal adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak derecede keyfi ve totaliter bir yaklaşımdı.” (Akandere,1998:205)

 Bernard Lewis'in naklettiğine göre; “Kanun'un mimarlarından İstanbul Defterdarı Faik Ökte, İktisat Fakültesi'ndeki hocası tarafından aranarak, ‘Oğlum, siz toptan deli mi oldunuz?' ifadesiyle suçlanmıştı.” (Lewis,2000:171)

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  557906

-