12 ARALIK 2019 PERŞEMBE

Bülent Acun

ÇİN: ÖLÜM, ZULÜM, KAN, KİN…

Bülent Acun

İran'ın Çin'i üç sıfır mağlup ettiği maçın ikinci golünü atan Serdar Ağuzmava “Çin'e attığım bu golü Doğu Türkistan'daki mazlum kardeşlerime armağan ediyorum.” demiş. Millî Gazete-27.01.2019. AKDAV'ın on beş günde bir düzenlediği kahvaltı sohbetlerinde haftanın misafirleri olan Türkistan Der Genel Başkanı Burhan Kavuncu ve Maarif Der Genel sekreteri Abdulahad Abdurrahman'ın ağzından Doğu Türkistan'daki Çin mezalimini bir kere daha dinleyince İran'lı futbolcuya hay ayağına diline sağlık demekten kendimi alamadım. Kendimi alamadığım bir şey daha oldu. Doğu Türkistan'da yaptığı zulümleri, katliamları, vahşetleri döktüğü kanları ve gözyaşlarını dinleyince zalim Çin'e lanet olsun, yazıklar olsun, veyl olsun senin gibi devlete. Senin gibi süper güç olmaz olsun, yerin dibine batsın, zalimler için yaşasın cehennem demekten de kendimi almadım. Salona geldiğimde Türkistan Der genel başkanı Burhan Kavuncu konuşuyordu. Kavuncu Koskoca Çin'e teslim olmayarak, direnen doğu Türkistan halkının Çin tarafından asimile edilemeyişini şu üç şeye bağlıyor.

  1. Doğu Türkistanlılar alfabelerini değiştirmediler.
  2. Kimliklerini, kültürlerini ve geleneklerini korudular.
  3. Her şeye rağmen yılmadan mücadele ettiler.

Dünya'nın doğu Türkistan'daki Çin mezalimi karşısında içinde bulunduğu üç maymun halini Burhan Kavuncu'nun verdiği şu örnek ne kadar da güzel resmediyor:

“Dünya Aylan bebeği gördü, duydu ve bildi de Aylan bebekle neredeyse aynı kaderi paylaşan Rahmetullah bebekten haberi bile olmadı.” Maarif Der genel sekreteri Abdulahad Abdurrahman Doğu Türkistan'ın şanlı tarihini özetleyerek başladı Çin mezalimini anlatmaya. Onun büyük bir vukufiyetle anlattığı tarihten ben şu sonucu çıkardım. Kahraman Doğu Türkistan halkı belki birçok şeyini kaybetmiş fakat bağımsızlık aşkı, vatan sevgisi, diriliş ve direniş ruhunu asla kaybetmemiş. Düşmüş, fakat hemen düştüğü yerden kalkmayı bilmiş. Devlet olarak defalarca yıkılmış fakat millet olarak dimdik ayakta kalmayı başarmış. Ben doğu Türkistan halkında dünyanın bütün mazlum milletlerine yetecek zenginlikte bir varoluş, diriliş ve direniş potansiyeli görüyorum. Abdulahad Abdurrahman ülkesini bize kısaca şöyle anlatıyor. Doğu Türkistan içinde Uygur, Özbek, Kazak ve Kırgız'ların etle ve tırnak gibi kardeşce iç içe yaşadıkları Müslüman bir Türk ülkesidir. Bu topraklarda büyük Türk devletleri kurulmuş ve tarih boyunca Türk'ler Çin'lilerle hep savaşmışlardır. Belki de Çin seddi Türk'lerden Çin'lilerin duydukları korkuların  bir eseridir. Coğrafyamızda Buhari ve Müslim başta olmak üzere sayısız büyük İslam alimi yetişmiştir. Çin'de bulunan yüz atmış iki çeşit maden kaynaklarının yüz yirmi ikisi Doğu Türkistan topraklarında bulunmaktadır. Doğu Türkistan'ın yüz ölçümü Türkiye'nin iki katıdır. Bize Sincan, Uygur Özerk Cumhuriyeti diyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz çünkü biz Doğu Türkistan'ız. Zalim Çin, Doğu Türkistan'da dün ne yaptı, bu gün ne yapıyor. Abdulahad Abdurrahman'ın bu manada anlattıkları insanlığa sığmadığı gibi, bir yazıyada sığmayacak kadar korkunç, çirkin ve fazla. İşte tam bir zulüm makinesine dönüşmüş din, iman, vicdan ve merhametten yoksun bir süper gücün işlediği süper suçlardan satır başları. Abdulahad Abdurrahman anlatmaya ve ağlatmaya devam ediyor: “Ülkemiz 1949'dan beri Çin'in işgali altındadır. Çin Doğu Türkistan halkını tamamen ortadan kaldırmak için her yolu denemiştir. Mao devrinde camilerimiz domuz çiftliğine dönüştürülmüştür. Kültür devrimi ve yer ıslahı adı altında tarihi ve İslam'i ne kadar yer ve eser varsa yıkılmış, yakılmış, tarumar edilmiştir. Ben Kur'an okumayı  kitaptan değil topraktan öğrendim. Çünkü bir tane alfabemiz bile yoktu. Babam harfleri toprağa yazar bende topraktan öğrenirdim.

Yaşlı bir amcamın evinde Kur'an-ı Kerim olduğunu duydum. Ev tam yirmi km. uzaktaydı. Eve varıp Kur'an-ı Kerimi istedim. O yaşlı amca önce evinin bir tarafındandaki duvarı yıktı ve duvarın içinde sakladığı Kur'an-ı Kerim'i bana verdi. Bizim okuduğumuz medrese içine ancak yedi kişinin sığabildiği bir evin altına kazılmış hücreden ibaretti. Doğu Türkistan'da iki çocuktan fazla çocuk yapmak yasak. Üçüncü çocuğa para cezası, dördüncü çocuk içinde kürtaj var. Ben yirmi dört tane kadının traktörler arkasında koşturularak çocuklarının düşürüldüğünü biliyorum. Memurların, gençlerin ve kadınların camiye giremediği Doğu Türkistan'da seyahat ve din eğitimide yasak. Üç milyon mahkûmun bulunduğu ülkemizde beş milyon çocuk öksüz ve yetim. Her yıl ülkemize iki milyon Çin'li gönderilerek Doğu TürkisTan'ın demografik yapısı değiştirilmek isteniyor. Halen her eve bir Çin'li gönderilerek zulüm ve işkence tüm çirkinliğiyle devam ediyor. Çin iki şeyden dolayı bizi yok etmek istiyor.

  1. Esareti kabul etmeyen bağımsız duruşumuz.
  2. Bize, bu duruşu kazandıran dinimiz. Bizi, ayakta tutan dinimizdir, dinimiz olmazsa biz asla ayakta kalamayız. Hemen şunu söyleyeyim, aktardıklarım anlatılanların zekatı bile değil.

O korkunç, tüyler ürpertici mezalimi dinlerken adeta kanım dondu fakat hamd olsun ümidime hiç bir şey olmadı. “Hak geldi batıl zail oldu.” Ayetinden mülhem şu cümleyi haykırmak isterim. Gün gelecek, güneş doğacak, hakikat yalanı kovacak, adalet zulmü boğacak...

 

BÜLENT ACUN - TERCÜMEİHÂL

BÜLENT ACUN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  339719

-