17 KASIM 2018 CUMARTESİ

Mehmed Can

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ÇOK ÖNEMLİ DÖRT KURAL

Mehmed Can

Cenâb-ı Hakk'ın, bu geçici dünya hayatında bizlere ihsan ettiği büyük nimetlerden biri de hiç şüphe yok ki çocuklarımızdır. Onlar; yuvamızın güneşi, gönlümüzün neşesi, geleceğimizin ümitleri ve -canımızdan çok sevdiğimiz- vatanımızın yarınki bekçileridir. Gülmeleri bizi sevindirir, ağlamaları bizi üzer. Çocukların kıymetini, çocuk hasreti çeken âileler bilir. Kuran-ı kerimde çocuklar için, “Dünya hayatının zineti” (Kehf 46) diye buyurulması, -onların bizim için ifade ettiği değeri- açıkça ortaya koymaktadır.

Hepimizin Rabbimize, birbirimize ve çevremize karşı sorumlulukları vardır. Allahü Teâlânın bize emaneti olan çocukların haklarını korumak da, yine biz ebeveynlere düşer. Ebeveynin; cinsiyetlerine bakmaksızın, çocuğun dünyaya gelişini gönül rızası ile kabullenmesi, onu sevgi ve duayla karşılaması gerekir. Ayrıca ona güzel bir isim koyup, hak ettiği ilgiyi ve şefkati göstermesi, kardeşleriyle arasında ayrım yapmadan adaleti gözetmesi icab eder.

Yavrularımızı helal ve sağlıklı gıdalarla büyütmeli, maddî ihtiyaçlarının yanında manevî gereksinimlerini de karşılamalıyız. Sosyal hayatı tanımaları, kültürlerine aşina olmaları, örf ve âdetlerini öğrenmeleri için onlara klavuzluk etmeliyiz. Çünkü çocuğun sosyal ve kültürel gelişimi, bedensel ve zihinsel eğitimi, dinî ve ahlâkî terbiyesi ailede başlar. Hayırlı nesiller, bilinçli ve fedakâr anne-babaların ellerinde yetişir. Bunun için: “Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır,” (Tirmizî) buyuran Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve selleme kulak verelim; O'nu örnek alalım. O'nun şefkat ve hakkaniyete, sabır ve hoşgörüye dayanan eğitim metotlarını uygulayalım.

Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, çocukları çok sever ve bunu başkalarına da öğütlerdi. Birgün torununu sevip okşarken, oradan geçen bir adam; “Ey Allah'ın Elçisi! Sen de mi çocukları öpüyorsun?.. Biz, onları ne öperiz ne de severiz, dedi. Bunun üzerine, Efendimiz aleyhisselam: Allah, senin kalbinden şefkat ve merhameti çekip almışsa ben ne yapayım,” ihtarında bulundu. (Buhari)

Allahü Teâlânın, bize emanet ettiği çocuklarımızı -gerçekten çok seviyorsak;- onları çok güzel bir şekilde eğitip yetiştirerek büyütmeliyiz. Unutmayalım ki, bugünün çocukları yarının büyükleridir. Geleceğin cemiyetini onlar oluşturacaktır. Çocuklarının eğitim ve terbiyesini ihmal eden âileler, sadece kendilerine ve çocuklarına haksızlık etmekle kalmazlar, aynı zamanda topluma karşı da suç işlemiş olurlar. Çünkü eğitilip yetiştirilmeyen ve ustaca yontulup güzel bir şekil verilmeyen çocuk; kendisine, âilesine ve toplumuna faydalı olamayacağı gibi, her zaman etrafına zararlı -en azından- yük olmaya namzettir.

Eğitilip terbiye edilmeyen çocuğun, her zaman suç işlemeye aday potansiyel bir tehlike olduğu, konunun uzmanları tarafından kabul edilen bir gerçektir. Anne-baba olmak kolay, fakat kendisine, âilesine, toplumuna ve topyekün insanlığa; faydalı ve verimli şahsiyetler yetiştirmek; sabır, gayret ve fedakârlık isteyen zor bir iştir. Bunu ancak sorumluluk şuuruna sahip azimli insanlar başarır.

Çocukları, çocukken eğitebiliriz, fakat büyüdükleri zaman onları kontrol etmemiz zor olur. Atalarımız boşuna, “Ağaç yaş iken eğilir,” dememişlerdir. Çünkü çocukların ruhları tertemiz, zihinleri de saf ve berraktır. Onların dünyasında kirli ve paslı şeylerin yeri yoktur. Dolayısıyla onlar, bu yaşta kendilerine öğretilen güzel ve faydalı hayat prensiplerini alır ve ömürleri boyunca muhafaza ederler. Biraz gayret sarf edersek, bu küçük yaşta iken onlara istediğimiz şekli verebiliriz. Nitekim Sevgili Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam; “Çocuklara öğretilen şey, taşa kazınan yazı gibidir,” buyurmaktadır. (Heysemî 1/225)

Çocuk eğitiminde çok önemli bir husus da; ebeveynin -yaşantı ve davranışlarıyla- onlara iyi örnek olmalarıdır. Çünkü çocuğun gözü fotoğraf makinası, kulağı da ses kayıt cihazı gibidir. Gördüğünü çok kolay bir şekilde taklit eder ve duyduğunu hemen ezberleyip tekrarlar. Binaenaleyh çocuklarının yanında menfi tavır ve davranışlarda bulunan anne-babalar, çocuklarının -yarın büyüdüklerinde- kendilerine benzediklerini görünce, hiç şasırmasınlar. Çünkü iki kere iki dört; “ne ekersen onu biçersin!”

Evet ebeveynler; çocuklarına -özellikle de evde ve âile hayatında- çok iyi örnek olmalı ve onları menfi yönde etkileyecek tavırlardan kaçınmalıdırlar. Onların, sağlıklı, bilgili, kültürlü, sağlam karakterli ve herkese faydalı birer insan olarak yetiştirmek için âdeta çırpınmalıdırlar. Hususiyetle onların kötü arkadaş edinmelerini ve kötü alışkanlıklar kazanmalarını ustaca engellemeyi becermelidirler. Onları; Hazret-i Ali radıyallahü anhın buyurduğu gibi; “yasadığımız zamana göre değil, kendi yaşayacakları çağa uygun olarak yetiştirmelidirler.”

Şurası da muhakkak ki, her anne-baba, tabiî olarak çocuklarını sever ve onlara karşı merhametli olur. Zaten Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselam; “Büyüğümüze saygı göstermeyen ve küçüğümüze merhamet etmeyen bizden değildir,” buyurmuşlardır. (Ebu Davud) Fakat merhamet nedir? Çocuğu her türlü tehlikeye karşı uyarmak, dünyevî açıdan merhamet olarak değerlendirilebilir. Ancak çocuğunu ateşe yaklaştırmayan ve ona ateşin yakıcı olduğunu öğretenler, aynı zamanda onlara -çok çok daha yakıcı olan- cehennem ateşini öğretmezlerse, kâmil manada merhametli sayılmazlar.

Demek ki çocuklarımız, dünyaları için olduğu kadar âhiretleri için de şefkat ve merhametimize muhtaçtırlar. Kaldi ki onlara dinlerini öğretmek zaten görevimizdir. Allahü Teâlâ: “Ey iman edenler! Kendinizi ve âilenizi, yakıtı insanlarla taşlar olan o müthiş ateşten koruyun!” buyuruyor. (Tahrim 6)

İslam âlimleri, bu âyet-i kerimeyi açıklarken, iki önemli husus üzerinde durmuşlar: a) Allahü Teâlânın emir ve yasaklarına uymak suretiyle kendimizi ateşten korumalıyız. b) Âile fertlerimizi, İslamiyete uygun olarak eğitip-yetiştirerek onları cehennnem ateşine karşı muhafaza etmeye çalışmalıyız.

Çocuklara küçükken -daha baliğ olmadan- ibadetlerin anlatılıp yaptırılması; ergenlik çağına girdiklerinde bu vecibeleri kolaylıkla yerine getirebilmeleri noktasında çok yardımcı olur. Onlara -bu yaşta;- zina, içki, kumar, hırsızlık, yalan söylemek ve diğer günahların kötülüğünün anlatılıp öğretilmesi de, büyüdüklerinde bu ve benzeri suç ve hatalardan uzak durmalarını kolaylaştırır.

Kuran-ı kerimde, Hazret-i Lokman kıssası anlatılırken, çocuk eğitiminde nelere dikkat edilmesi gerektiği, çok muazzam bir sekilde özetlenmiştir. Âlimler, bütün insanlar için önemli birer hayat düsturu olan bu nasihatleri dört ana maddede toplamışlardır. Şöyle ki:

1- Evvela çocuğa tevhid ilmini yani Allahü Teâlânın varlığı ve birliğini öğretmek gerekir. Çünkü âyet-i kerimede Hazret-i Lokman, oğluna öğüdünün başında söyle diyor: “Evladım, sakın Allah'a ortak koşma! Çünkü şirk çok büyük bir zulümdür.” (Lokman 13)

2- Âhiret inancını aşılamak. Allah'a iman etmenin tabiî bir sonucu olan âhiret hayatına iman ve hesap verme bilinci; insanı iyiye, güzele ve faydalıya yönlendirirken; kötü, çirkin ve zararlıdan da uzak tutar. Hazret-i Lokman öğüdüne şöyle devam ediyor: “Evladım! Yapılan iş, bir hardal tanesi kadar küçük de olsa, bir kayanın içinde saklı da olsa, yahut göklerin veya yerin herhangi bir noktasında bile bulunsa, mutlaka Allah onu meydana çıkarır. Allah, Latîf'tir (herşeyin inceliklerine vâkıftır,) Habîr'dir (herşeyden haberdardır.) (Lokman 16)

3- İbadet etme melekesi kazandırılmalı, ihlas anlatılmalı ve sabır öğretilmelidir. Hazret-i Lokman, öğüdünü şöyle sürdürüyor: “Evladım, namazı dosdoğru kıl! İyiliği yaymaya, kötülüğü de önlemeye çalış ve başına gelen sıkıntılara sabret! Çünkü bunlar, azim ve kararlılık gerektiren işlerdir.” (Lokman 17)

4- Sosyal ilişkilerde ve insanî münasebetlerde mütevazı olmayı öğretmelidir. Hazret-i lokman, bu konuda da oğluna söyle sesleniyor: “Kibirli davranarak insanlara yüzünü dönme, yerde çalımlı çalımlı yürüme! Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez. Yürürken ölçülü, mutedil yürü! Konuşurken sesini ayarla, bağırarak konuşma! Unutma ki, seslerin en çirkini, âvâzı çıktığınca bağıran eşeklerin sesidir.” (Lokman 18-19)

Bir de anne-babalar, şu hususlara da özellikle dikkat etmelidirler:

  1. a) Çocuklar, anne-babalarını taklit ettikleri için, ebeveynler olarak çok hassas davranmalı ve; -çocuğumuzdan önce- kendimizi düzeltmeliyiz. Çünkü, “olmayan şey verilmez” ve kendini ıslah edemeyen kişi, başkasını hiç ıslah edemez.
  2. b) Çocuğumuza; -sürekli ve tutarlı bir sevgi göstererek- onlara tam güven vermeliyiz. Çünkü devamlı değişen kişiler tarafından bakılan çocuklarda; güvensizlik, içe kapanma, hırçınlık gibi karakter bozuklukları gelişir.
  3. c) Çocuğumuzun seviyesine inip, anladığı dille konuşmalıyız. Yoksa o, bizi anlamaz ve vermek istediğimizi alamaz. Boşa kürek çekmiş oluruz.
  4. d) Bir de annesiyle tutarlı olmalıyız. Çünkü aynı mevzuda anne birşey, baba başka şey söylerse; yine aynı olay karşısında anne bir türlü, baba başka türlü tavır takınırsa, çocukta zihin bölünmesi yaşanır, ebeveyn de hayal kırıklığına uğrar. “Ey keremi bol Rabbimiz! Bize gözümüzün, gönlümüzün süruru olan temiz eşler ve nesiller ihsan eyle, bizi müttakilere önder eyle!” (Furkan 74) Âmin…

MEHMED CAN - TERCÜMEİHÂL

MEHMED CAN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  181738

-