12 ARALIK 2017 SALI

Abbas Pirimoğlu

ÇORBANIN SUYU

Abbas Pirimoğlu

Hadis kaynaklarında aktarılır ki Efendimiz Hazretleri Ebû Zer Gıfârî'ye şöyle bir nasihatte bulunmuş.

“Ey Ebû Zer! Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy ve komşularını gözet!”

Riyâzü's Sâlîhîn namı ile bilinen hadis kitabının tercüme ve şerhini yapan Prof. Dr. Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan ve Prof. Dr. Raşit Küçük bu hadisi izah ederlerken son derece dikkat çekici bir noktaya değinirler:

“Bu hadis-i şerifte yemeklerin en sadesi olan çorbadan bahsedilmesi mecâzîdir. Hiçbir şeyin olmasa da sadece çorban bulunsa bile, komşularına ondan bir pay ayır, denmek istenmiştir. İmkânın ne kadar kıt olursa olsun, komşularını şöyle bir gözden geçir ve o çorbaya ihtiyacı olanlara gönder anlamınadır” ( Riyâzü's Sâlihîn. Tercüme ve şerhi. Cilt 2.Sf: 505. Erkam  Kampanya Kitapları İstanbul.2015)

Biraz derinlemesine düşünüldüğü zaman, bu hadisin, yeni bir toplum inşa etmeye yönelik Peygamberi metotta, ne kadar önemli bir hususa işaret ettiği hemen anlaşılacaktır.

Hele hele Batıda insanı tanımlarken kullanılan “insan insanın kurdudur” kabulü hatırlanırsa muradımız daha iyi anlaşılacaktır. Bu sözü peygamberimizden tam on asır sonra İngiliz filozof Thomas Hobbes söylemiş ve modern dünyanın oluşumunda çok etkili olmuştur. Dahası sözü ilk söyleyen ise Romalı ozan ve oyun yazarı MÖ 3.Yüzyıl'da yaşayan Titus Macchius Plautus'tur.

Nefis terbiyesi, dayanışma, merhamet gibi duyguların köreltilerek, arzu ve isteklerin kışkırtılması üzerine kurulu bir hayat anlayışının en tavan yaptığı bir medeniyetin hâkimiyeti altında inim inim inlemektedir günümüzde insanlık.

Kabul etmek lazım ki Karl Marks Batının vicdanıdır. Ama aynı zamanda Batı aklının ve tecrübesinin de mahsulü. Bu nedenle son derece kifayetsiz, insansız, iradesiz!  Marksizm'de “insan” yok “sınıf” vardır; “irade” yok sınıfının çıkarı vardır. Tek çözüm yolu da sınıf savaşı; tam bir determinizm. Sonucunda devlet baskısı, hürriyetten yoksunluk kişilerin robotlaştırılması. Vicdanın tahakkukunda insanın da toplumun da aldığı hiçbir rol yok. Varsa yoksa devlet.

 Efendimizin çağrısı ise şahsiyetini ezmeden, onurunu incitmeden insanı toplumsal bir seferberliğe çağırıyor. “Dünya” ahrete giden bir yolculuk! Cennete giden yol birbirimizin yaralarını sarmaktan geçer. Hepimiz yolcuyuz ve birbirimize yardımcı olacağız. İsterse bir tas çorba pişirebilecek kudrete sahip olalım, suyunu fazla koyacak ama insani seferberlikten geri kalmayacağız.  Varsın çorbanın tadı yavan olsun, lezzeti az olsun, paylaşmanın lezzeti herkesçe tadılsın ki cennet kokusu alınmış olsun.

Kısacası iradeli bir insan, erdemli bir toplumdur izah edilmek istenen. Veyahut kimsenin kimseye kurtluk yapmadığı aksine dünyayı imar etmek için şahsiyetli kişilerin seferber olduğu bir dünya. İnsanın fail olduğu, edilgen değil etken olduğu bir dünya.

Din, dil, ırk ayırımı gözetmeden dünyanın imarı ve ıslahı için çalışan insanlar. Kişilik sahibi, şahsiyetli, dünya menfaatlerini elinin tersiyle itmiş örnek insanların öykülerinin, o ruh daraltıcı ideolojilerin yerini aldığı bir dünya.

Bir yerde okumuştum Avrupa ve ABD'de ev hayvanlarının maması için sarf edilen para 17 milyar dolar iken, dünyada açlığın giderilmesi için gereken miktar ise 19 milyar dolarmış. Makyaj malzemeleri için harcanan 18 milyar; parfüme harcanan 15 milyar dolar iken herkese temiz su içmesi için gereken miktar ise 10 milyar dolarmış.

Afrika da her gün insanlar açlıktan ve susuzluktan ölüyor. Batı halen daha bu kara kıtayı sömürmekle meşgul. Bir yardım kuruluşu ile giden arkadaşım anlatmıştı.” Afrikalı insan bir beyaz gördüğünde irkiliyor ama bizim Türkiye'den geldiğimizi öğrenince gözünün içi gülüyor” demişti. Bu dostum Nijer'in ne kadar fakir olduğundan bahsetti. Fransızlar Nijer'in bütün kaynaklarını sömürüyorlarmış ama halka tek kuruşluk faydaları olmazmış. Hakir görür hayvan gibi muamele ederlermiş. İnsanlar saatlerce yol giderek başlarının üzerinde su taşıyormuş, üstelik çamurlu. Oysa kuyu açmak o kadar ucuzmuş ki ama medeni(!) Fransızlar açmazmış. Bizimkiler açıyormuş. Mali'nin ise altınları Avrupa'ya götürülürmüş. Çöle bir demiryolu yapmışlar, çıkarılan altın ve madenler taşınsın diye.

İnsanlık günümüzde ne kadar da Peygamberi bir davete muhtaç değil mi?

İşte peygamberin sünneti bu: Çorbanın suyunu fazla koymak, paylaşmak! İyi Müslüman olmak sünnete tâbi olmaktan geçiyor. Sadelik, samimilik, içtenlik; O'nun sünneti... Bencilce tüketerek değil paylaşarak mutluluğu tatmak; sömürü ve talana dur demek de, günümüzde bu sünnetin hayata geçiriliş biçimi.

Ben dünya üzerinde dev bir çorba kazanı düşünüyorum. Kepçesini Halifenin çevirdiği bol sulu çorbanın kaynadığı bir kazan.

ABBAS PİRİMOĞLU - ÖZGEÇMİŞ

ABBAS PİRİMOĞLU DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  848947

-