Hüseyin Yağmur

CUMHURİYET, CUMHURA NE KAZANDIRDI?

Hüseyin Yağmur

Bugün; bundan 93 yıl önce ilan edilmiş Cumhuriyete ve Cumhuriyetin Türk halkına neler getirdiğine göz atacağız.       

Cumhuriyete Giden Yol:

Cumhuriyetin ilanı, Osmanlı Devletinde ve Anadolu topraklarında yaşanan bir sosyal ve siyasi değişimin son aşamasıdır.23 Nisan 1920'den itibaren Cumhuriyetin ilanı için bütün hazırlıklar yapılmış,Kurtuluş Savaşını veren Meclisin üyeleri dahi yenilenerek yeni bir parlamento oluşturulmuştur.

Ustalıkla gözden kaçırılarak saklanan bir vakıa vardır: Kurtuluş Savaşını veren Meclis ile Cumhuriyeti ilan eden ve devrimleri yapan Meclis aynı Meclis değildir.

Şimdi, Cumhuriyete giden yolun hangi taşlarla nasıl örüldüğüne birlikte bakalım.

a)Yeni Meclisin Kurulması:
Atatürk,1923 yılının Mart ayı sonlarında Meclisin yenileneceğini ve mebusların yeniden seçileceğini söyler. Bunun üzerine 1 Nisan 1923 günü seçim kararı alınır ve Mayıs ayında 2.Meclis için seçimler yapılır.

Buraya kadar her şey normal gözükürken bu kararın ardından bazı garip gelişmeler olmaya başlar. Atatürk'ün başkanlığında bir seçim bürosu kurulur. Mustafa Kemal Paşa adayları tek tek kendisi tespit eder.

Kurtuluş Savaşı'nın Başkumandanı olan Mustafa Kemal Paşa, bu tarihi kimliğini bir kenara bırakarak bir parti kurmuş ve bu partinin genel başkanı olmuştur. Yeni dönemde Atatürk,hem Cumhurbaşkanı hem de Halk Fırkası'nın genel başkanı konumunda olacaktır.

Yapılan seçimler neticesinde yeni Meclis'e 285'i Halk Fırkası adayı 287 kişi seçilir. Karşımızda Birinci Meclis'e hiç benzemeyen bir yapı çıkar. Milletvekillerinin ‘tayinle' geldikleri bu II. Meclis'te İkinci Gurup'tan olanlar, medrese çıkışlı üyeler, İttihat-Terakki kökenli kişiler tasfiye edilmişlerdir.

Tasfiye edilenler arasında ilginç kişiler de vardır. Taha Akyol bunlardan birini şöyle anlatır:

Müdafai Hukuk Cemiyeti üyesi Moytabizade Rifat Bey Konya'da aday oluyor. Başvurusu mevcut kanunlara tamamen uygundur. Sinirlenen Gazi Mustafa Kemal Paşa, telgraf çekiyor:“Nifaka yol açıyorsunuz. Hareketiniz Hıyanet-i Vataniye Kanuna girer!” Rifat Bey derhal adaylıktan çekiliyor.(Akyol,2009)

İşte bu şekilde yeni Meclisin teşekkül etmesinden itibaren gelinen noktayı Prof. Dr. Cemil Koçak şöyle özetler:
Bugünkü Türkiye'yi şekillendiren kanunlar esas olarak İkinci Meclis'in ürünüdür. Ceza Kanunu, Medeni Kanun, Tevhid-i Tedrisat, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması, Hilafetin Kaldırılması, Şapka Kanunu… İkinci Meclis laik karakter konusunda önemli adımlar attı. Bugünkü siyasetin özellikle sosyal manada ana omurgasını şekillendirdi. Din ana birleştirici olmaktan çıktı ve ulus devlete doğru gidildi. (Koçak,2013:111)

Dönemin bir milletvekilinin yeni süreci sonraki yıllarda nasıl özetlediğini Ahmet Kabaklı şöyle anlatır:
Meclis içinde 40 kişilik bir grubumuz vardı. Atatürk yapacağı inkılâbları bize anlatırdı. Biz bunların Meclis içinde propagandasını yapardık. Sonra müzâkerelerde yavaş yavaş havaya onun fikirleri hâkim olurdu,inkılâb kanunları Meclislerden birbiri ardına geçerdi. (Kabaklı,1989:261)

b)Lozan Anlaşmasının Kabulü
II. TBMM. 2 Ağustos 1923'te toplanmış, ilk iş olarak 22 Ağustos 1923 Salı günü, Lozan Anlaşması'nın ivedilikle görüşülmesini kabul etmiştir. Misak- ı Milli sınırları içinde bulunan bazı topraklardan Lozan'da feragat edilmiştir. Halbuki I. Cihan Harbi bitiminde Musul, Halep ve Batum dahil Türklerin ağırlıkta yaşadığı bütün bölgeler elimizde idi.

Ne var ki; Lozan'da Batı dünyasının da onayladığı bir haritaya hararetle sahip çıkan Türkiye, Misak-ı Milli hudutları dışındaki Türk topluluklarını da nüfuz alanı içinde görmediğini tescillemiş oluyordu.

c)Cumhuriyetin İlanı
Lozan'da Batılı Devletler tarafından adete ‘takdis edilen' Türkiye, kendisine açılan yeni kulvarda hızlıca ilerlemeye başlar.
28 Ekim Pazar akşamı Gazi Mustafa Kemal Paşa sofrasında bulunanlara, “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” demiş ve karar hemen tasvip edilmişti.

29 Ekim 1923'te Cumhuriyetin ilanına verilen muhalif tepkilerde gözlerden kaçırılan ayrıntı çok anlamlıdır. Çünkü yeni cumhuriyetin başkanı 334 milletvekilinin sadece 158'inin oyuyla seçilmiş, 176 üye ise ne Cumhurbaşkanlığı sistemi, ne de Cumhurbaşkanı için oy kullanmıştı.

Meclis Başkanı, Mustafa Kemal ve İsmet Paşa, tarafından hazırlanan tasarıyı okuttu ve oylattı. Oylamaya Meclis'in yüzde 52.7'si katılmamıştı. Önce Cumhuriyet kabul edildi. Hemen arkasından da Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Mustafa Kemal, tek adaydı. 334 milletvekilinin 158'i oylamaya katılmış, geri kalan 176 üye ise Cumhuriyet'in oylamasına ve Cumhurbaşkanı'nın seçimine katılmamıştı. (Mangırcı,1999:34)

Cumhuriyet Cumhura Ne Getirdi?
Tek adam idareleri, genellikle hürriyet mücadelesi vermiş ülkelerin batıda eğitim görmüş aydınları tarafından gelenekçi güçlerle çatışma pahasına modern bir cemiyet kurma iddiasıyla ortaya çıkmıştır.

“Halkın kendi çıkarını bilemeyeceği, kendi başına bırakılırsa yanlış yapacağı peşinen kabul edildi.” (Karatepe,1993:56)
Cumhuriyet idaresi için halk, vergi veren, askerlik yapan, güdülen, pasif ve emre amade bir yığından başka bir şey değildi.
Cumhuriyet'in liberal ideologlarından Ağaoğlu Ahmet, 1926 yılında Mustafa Kemal'e verdiği ülkenin gidişatını tahkik eden tafsilatlı raporunda “idarenin ‘halka karşı mütehakkim ve mütekebbir' olduğundan” (Uyar,1999:307) bahsediyordu.

Untitled-2_57
23 Nisan 1920 TBMM dualarla açılıyor

Cumhursuz Bir Cumhuriyet İdaresi Teşekkül Etmişti:

Cumhuriyet ilan edilmişti ama memlekette hürriyet ve demokrasiye gidildiğine dair hiç bir işaret yoktu. Halka hiç önem verilmiyordu. Halk yine sefaletle baş başa idi. Dönemin devlet adamları ve aydınları bu gelişmeyi şöyle değerlendirirler:
A. Hamdi Başar'a göre “Bizde esasen Halk Partisi ne kurulmuş ne de yaşamıştı. İktidar kendi emrinde bu isimde bir teşkilat bulundurmuş ve buna bazı vazifeler vermişti.” (Başar,1956:48)

Samet Ağaoğlu'na göre ise, “İstediği kadar kendisine inkılapçı desin, Halk Partisi sadece şekli inkılapların sınırında kalmış yönetimi dar bir kadronun elinde tutarak inkılapların yolunu bizzat kendisi kapamıştı.” (Ağaoğlu,1972:46)
Sadık Aldoğan'a göre, “CHP totaliter bir yöntemi tepeden aşağıya doğru dikte etmiş, memleket bir ordu gibi yönetilmiş, vatandaş hükümetin mutlu bir neferi haline getirilmişti.” (Uyar,1999:220)

Fuat Arna'ya göre ise, “Tek el, tek göz, tek kulakla ülkeyi yöneten CHP, Cumhuriyet maskesi adı altında koyu bir tek parti idaresi gerçekleştirmişti.” (Uyar,1999 :33)

Ünlü romancı Kemal Tahir'in ‘Yol Ayrımı' isimli romanında dramatik bir şekilde anlattığı üzere, “halkın 1930 yılında kurulan Serbest Fırka idarecilerine ‘Kurtarın bizi bunlardan'” şeklinde yalvarırken, hangi ruh haleti içersinde oldukları açıktı. (Özdemir,1995:143)

Untitled-2_58
Lozan Anlaşması sırasında İnönü ve diğer taraflar imza atarken

Millet, Kurtarıcılarından Kurtulmak İster Hale Gelmişti:
Millet, kendisini yabancı işgalciden kurtaran kahramanlarından şimdi kurtulmak istemekteydi. Gelinen bu acıklı nokta, halktan kopma ve halka rağmen anlayışının ortaya çıkardığı derin kırılmadan kaynaklanmaktaydı.

Ankara'da kurulan Cumhuriyet, her ne kadar “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” dese de ‘Cumhursuz bir cumhuriyet ‘olmayı tercih etmişti.

Ankara'da ‘Memleketin Efendisi Köylüdür' denilmesine rağmen bu, içi boş bir temenniden ibaret kalıyor, köylüler yabancı misafirler görmesin diye Atatürk Bulvarı'na sokulmuyordu. Ayrımcılık o noktaya varmıştı ki, “Altay takım oyuncusu Vahap, aşırı esmer tenli olduğu için toplum mühendisleri tarafından Milli Takım kadrosuna dâhil edilmeyebiliyordu.” (Belli,1989:72)
Kendisine vazifesi icabı yaklaşan bir mutemetten kaçan köylünün ‘Üç ekmeğim vardı elimden ikisini aldı, üçüncüsünü de almasından korktum” (Tanrıöver,1968:316) şeklindeki cevabı hadisenin vahametini gösteren çok anlamlı bir tepkiydi.
Devlet, Halkın Acıları ve Değerleriyle Barışık Değildi:

Daha dün Anadolu'yu yakıp yıkan Yunanlılarla başlatılan can-ciğer kuzu sarması dostluk nümayişleri de halkı derinden yaralıyordu.

Bu mânâda Başbakan Bayar'ın Atina'da kadehini Yunan-Türk kardeşliği için kaldırması bardağı taşıran son damla olmuştu. 27 Ekim 1930'da Yunanistan Başbakanı'nın Ankara'ya gelişi münasebetiyle sergilenen coşkun karşılama ve bütün Ankara caddelerinin Yunan bayraklarıyla donatılması,Venezilos'un kırmızı halıyla karşılanması, (Dilipak,1990:79) Atatürk Bulvarı'na alınmayan Türk köylüsünün ruhunda sınırsız öfke patlamaları birikmesine neden oluyordu.

“Ankara'nın Hacı Bayram dışında ‘minaresiz bir kent olarak tasarlanması”(Ahmad,1999:113) halkın gözünden kaçmayan bir başka detaydı. 27 yıl süren CHP idaresi sırasında Ankara'ya tek bir cami yapılmaması CHP'nin halktan kopukluğunun sembol örneğiydi.

Demokrasi ve Seçimler Göstermelikti:

Bu merhalenin sonunda CHP, parlamento ve devletle bütünleşmişti. “CHP'nin tüzüğü, Anayasa ve kanunların üzerine çıkarılarak köy muhtarlarının seçimini dahi kontrol etmeye çalışan bir yapı tesis edilmişti.” (Grew,2000:146)
Demokrasinin birinci basamağı olan seçimler, yani halkın iradesini özgürce idareye yansıtması şeklinde bir uygulama ülkede hiçbir zaman düşünülmediğinden gerçekleştirilememişti. O kadar ki, Kuvayı Milliye kahramanlarından Nureddin Paşa'nın 2. Dönem seçimlerinde Bursa'dan bağımsız aday olarak kazanması üzerine bölgedeki seçimler iptal edilmişti.

Tek Parti devri boyunca yapılan seçimler, milletvekili adayı listelerinin halk tarafından onaylanmasından ibaretti. İktidarın kontrolü dışında milletvekilliğine aday olanların seçilme şansının asla bulunmadığı, sadece tasdik iradesinden müteşekkil bu seçimler daima hadisesiz ve sakin geçiyordu.

Büyük Millet Meclisi halkı değil, Halk Partisi'ni temsil eden göstermelik bir müesseseydi. Seçimlerin bir oyundan ibaret olduğunu bilen halk, seçimlere katılmıyordu. “Seçimlere katılma nisbeti % 25'lere kadar düşmüştü.” (Sertel,1968:189)
Her şey o kadar göstermelikti ki, işbaşına gelen hükümetler halka bir program açıklama gereği dahi hissetmiyorlardı. “1. İnönü Hükümeti'nin programı sadece yarım sahifeden ibaretti. 2. İnönü Hükümeti ise program sunma ihtiyacı bile duymamıştı.” (Dilipak,1990:55)

Saltanatı Meşrutadan, Cumhuriyeti Mutlakaya Geçiş:

Dikkati çeken bir husus da şu idi: Cumhuriyet Halk Partisi artık gücünü yitirmiş ve Tek Partili Cumhuriyet düzeni, yerini Partisiz Cumhuriyet'e bırakır duruma girmişti.

Hükümet adamları aynı zamanda parti idarecileri olmuşlardı. Cumhuriyet Hak Partisi'nin Genel sekreteri aynı zamanda Ülkenin İçişleri Bakanı, Cumhuriyet Hak Partisi'nin il başkanları aynı zamanda vilayetlerin valileri idiler. Milletvekillerinin tek tük de olsa tepkilerini açık bir şekilde ortaya koymaları durumunda başları derde giriyordu. Haziran 1939'da tenkidlerinden dolayı Mardin Mebusu Muhittin Birgen CHP Meclis Grubunca önce sorguya çekilmiş daha sonra özür dilettirilmişti. Birgen bu yaptığının bedelini ağır ödemiş, bilahare mebusluğu devamsızlık gerekçesiyle düşürülmüştü.

Cumhuriyet'in ilanının ardından ‘Saltanatı meşrutadan, Cumhuriyeti mutlakaya geçildi' (Sertel, 1968:35) şeklinde yayın yapan gazetenin sözleri doğru çıkmıştı.

Cumhuriyetin İlanına Muhalefet
Cumhuriyetin böylesine ‘Saraydan kız kaçırılır gibi' apar topar ilan edilmesine ilk muhalefet Mustafa Kemal Paşa'nın eski silah arkadaşlarından geldi. Başta Kazım Karabekir Paşa olmak üzere Kurtuluş Savaşı'nın öncü kadroları bu önemli kararın kendilerinden habersiz bir şekilde gerçekleştirilmesinden bir hayli rahatsız olmuşlardır.
Taha Akyol, garip gözüken bu durumu şöyle analiz eder:

Eğer cumhuriyetin ilanına Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Adnan Adıvar, Hüseyin Avni Ulaş gibi Milli Mücadele'nin önde gelen isimleri katılsaydı, bunların cumhuriyet rejimi içinde meşruiyetleri olacaktı. Atatürk cumhuriyetin ilanını, onların İstanbul'da oldukları bir tarihe denk getirdi. (Akyol, 2009)

İtiraz edenlerden biri Kurtuluş Savaşı kahramanlarından General Refet Bele'dir
Refet Paşa, Cumhuriyet ilanından üç gün önce verdiği beyanatta, “Gelecekteki idare şeklimizde hiç kimse tek başına vatana zarar verebilecek bir kudrete sahip olmayacaktır” demişti. (Karaosmanoğlu,1993:61)

Bir başka itiraz da Kurtuluş Savaşı'nda Doğu Cephesi Komutanı olan General Kazım Karabekir'den gelir.

Karabekir, “Cumhurbaşkanının asker olması sakıncalıdır”(Kabaklı,1989:317) kanaatindedir.

Kurtuluş Savaşında ilk mücadeleyi başlatanlardan biri olan Batı Cephesi Komutanı General Ali Fuat Cebesoy da haberi sonradan duyup şaşıranlardandır:

İstanbul'a geldiğimin ilk gecesini ana yuvasında, güzel hislerle geçirirken, birden bire atılan toplara bir mâna verememiştim. Ertesi sabah yataktan kalkınca, ilk işim gazetelere bakmak oldu. Gazeteler Cumhuriyetin ilan edildiğini ve Cumhurreisliğine Gazi'nin seçildiğini büyük manşetlerle haber veriyorlardı. (Cebesoy,2007:435)
Kurtuluş Savaşında Başbakan olarak görev yapan, Balkan Savaşı'nın ‘Hamidiye Gemisi Kahramanı' Rauf Orbay da yaşananlara şiddetle karşı çıkanlardan biridir.

Rauf Bey 1 Kasım'da kendisiyle röportaj yapan bazı gazetelere ‘Cumhuriyet taraftarı olduğunu, ancak böyle aceleci bir tutuma karşı olduğunu' (Ateş,1998:73) açıklar.

Kılıç Ali, Hatıralarında bu muhalif yaklaşımı şöyle anlatır:

Rauf Bey ve aynı düşüncede olan arkadaşları, cumhuriyet konusunda aldatıldıklarına ve atlatıldıklarına inanıyorlardı. (Kılıç-Turgut, 2010:220)

Hüseyin Cahit Yalçın “Cumhuriyetin ilan edildiği günlerde ‘Biz muz cumhuriyeti istemiyoruz' (Arvas,1946:67) diyerek kurucuları bir hayli zor durumda bırakmıştı.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  429310

-