18 KASIM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

CUMHURİYET REJİMİNİN “HEYKEL” MİZAHI

Hasret Yıldırım

Dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda; mermer, ağaç, taş, pişmiş toprak, maden gibi çok çeşitli malzemelerden yapılmış heykel ve heykelciklere rastlanmaktadır. Bunlar ve diğer heykeller üzerinde yapılan incelemelerden, heykellerin büyük bir kısmının, çeşitli kavimlerin ilah olarak tanıdıkları varlıkları tasvir ettikleri; bazılarının kral-kraliçe gibi hükümdar ailelerini, kahramanları ve kahramanlık olaylarını, bilim, sanat ve sporda meşhur olmuş kimseleri, bir kısmının da çeşitli insan ve hayvanları tasvir ettikleri anlaşılmıştır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere; heykel ve heykelciliği bu derece yaygınlaştıran asıl sebep, inançtır. Çeşitli devirlerde yaşamış insanların tapındıkları ve ilah tanıdıkları şeylerin; ağaç, taş, maden üzerine işlemeleri ve ibadetlerini bunlara karşı yapmaları, heykel ve heykelciliğe cemiyet hayatında geniş yer verilmesine yol açmıştır.

 

Son yüzyıllarda da meydanlara dikilen heykeller ve her köşeye asılan resimler bir güç gösterisi, aynı zamanda bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Hususiyetle, halkın kalbinde yer edinemeyen diktatörler; halkın beynini yıkama yöntemi olarak, bu resim ve heykelleri memleketlerine yaymışlardır. Bu yayılma politikasının bizdeki uygulaması “öldürücü ve güldürücü hakikatler” olarak tarihin kapkara sayfalarına yazılmıştır. Kaç cephede harpten harbe telef olan milletimiz, yemeye ekmek bulamazken; uçuk rakamlarla heykeller yaptırılmış, heykel müsabakaları düzenlenerek sanatkârlar teşvik edilmiş, heykel açma merasimlerinde türlü şaklabanlıklar ve merasimler yapılmış, ortaya birbirinden enteresan tirajı komik mevzular çıkmıştır. Bugünkü yazımızda vesikalarla, erken devir cumhuriyet modernizm'inin “heykel mizahı”na değineceğiz…

2_1

10 Ağustos 1925 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde; “Gazi'nin Heykeli Sarayburnu'na Dikilecek” başlıklı haber, cumhuriyet tarihinin ilk heykeli hakkında bilgi veriyordu:

7

“Heykeltıraş Krippel tarafından yapılmakta olan Gazi Hazretlerinin heykelinin Sarayburnu'na dikilmesi, Şehremanetince (Belediyece) karar altına alınmıştır. Heykeltıraş, heykelin konacağı yerin tertibat ve tezyinatını (motiflerini, süslemelerini) gösterir küçük bir maketi Şehremanetine göndermiştir.”

3 Ekim 1926'da dönemin Şehremini (Belediye Başkanı), Emin Erkul tarafından açılışı yapılan bu heykel hakkında; Ü.Aylin Tekiner'in İletişim Yayınlarından çıkardığı “Atatürk Heykelleri” adlı kitabının 69 ile 71. sayfaları arasında aktardıkları ve tespitleri, tarihî birer levhadır: 

“(…) İlk anıt, zannedilenin aksine başkent Ankara'ya değil İstanbul'a; bir zamanlar Gülhane Parkı'nın bir parçası olan Sarayburnu Parkı'na yerleştirilmiştir. Köklü toplumsal değişimlerin ilk hissedildiği alan olarak kentler ya yeni olanı soğurur (kabul eder), ya da yeni olan tarafından geçici bir süre geleneğe terkedilir. (…) Erken Cumhuriyet döneminde hatta 1950'lere kadar kendi haline bırakılan, yangınlarla ve göçle harabeleşmeye başlayan İstanbul'da, uzun süre “yeni”nin inşasıyla meşgul olunmamasına karşın, “yeni olanı” imleyen Atatürk Anıtı'nın ilk olarak İstanbul'a konması dikkat çekicidir. Atatürk, bilindiği üzere 1924'te boğazdan vapurla geçmesine karşın 1 Temmuz 1927'ye kadar İstanbul'a adım atmamıştır. Anıtı, kendisinden önce –bir ara Bizans olarak nitelendirdiği– İstanbul'a ayak basmış ve stratejik öneme sahip bir yere dikilmiştir.

Yeni Türkiye'nin kurucusunun ilk yapılan anıtının buraya dikilmiş olması, kültleştirme (yüceltme, dinleştirme) işlevi yanında siyasal-mekânsal iddiasıyla da önemli bir göstergedir. Anıt, yeniyi imlemek (dolayısıyla anlatmak) adına sınır koyucu ve tanımlayıcı bir simge olarak belirir. Bu ilk anıtın ardından kentlerde hızla bir anıt dikme girişimi başlayacak ve “tek adam”ın heykelleriyle birlikte, bu imgeyi güçlendiren kitabelere yer verilecektir. Yeni Türkiye'nin siyasal kültüründe “tek adam” imgesinin gövdelenmesinde kuşku götürmez milat olarak kabul edebileceğimiz Nutuk ile anıt kaidelerine yazılan ve çoğunlukla Atatürk'ün ifadelerine yer veren kitabeler arasında dönemsel bir ilişki kurmak mümkün görünüyor.”5_1

Mevzuun “dinleştirilmesi” aşikâre meydan da iken; mayınlı arazi olması hasebiyle, biz işin “para” kısmına geçelim. Bu bakımdan, İzmir'e yapılacak Kemal Paşa Heykeli ile alâkalı; 28 Mart 1930 tarihli Akşam Gazetesi'nin haberi, tarihî bir vesika olarak günümüze gelmiştir. Haberin muhtevasında, heykelin 800.000 Liret “takriben 90.000 Lira”ya mâl olacağı yazılmıştır. Bahse konu olan devirde 1 Lira 2 Dolar'a denk olduğuna göre; o zamanın parasıyla 180.000 Dolar'a tekabül eden heykel, günümüz parasıyla 520.000 Lira civarında bir para karşılığı sipariş edilmiştir. Hele ki İtalya'dan getirilmek üzere, Rize'de dikilecek heykel karşılığında, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın “kereste” vermek teşebbüsü (14 Haziran 1930 tarihli Akşam Gazetesi) nasıl bir odunluktur? İşin teferruatına girsen “evde yakacak odun yok, heykel karşılığı odun ver”; güler misin, ağlar mısın?

Bu minvalde, 16 Temmuz 1935 tarihli Ulus Gazetesi'ndeki “büst” haberi, kendi alanında mizah şaheseri olmaya namzet bir muhtevaya sahiptir. Anadolu Ajansı'ndan iktibas edilen haberde, günümüzün Kırşehir Vilayetine bağlı Mucur Kazasında, Hasan Yarım isimli bir şahsın; “yerli mermerden ustalıkla oyduğu Atatürk'ün büstü dün köylü ve kasabalı binlerce halkın, Kırşehir ve yakın ilçelerden gelen konukların katıldığı bir törenle açılmıştır” denilerek girizgâh yapılmıştır. Haberin devamında, dönemin “uydurukça” lisanı da kullanılarak, komedi devam ettirilmiştir. (Biz de komediye, parantez içi yorumlarımızla destek olacağız): “İlçebay (Kaymakam), Atatürk'ün Türk yurdunda yarattığı varlıkları birer birer saydıktan sonra, büstün açma şerefini Kırşehir ilbayına (Valisine) bırakmıştır. (Çok büyük şeref, herkese nasip olmaz.) İlbay söylevinde işlerimizin bitmediğini, Atatürk'ün büstüne yaraşabilir (Aman dikkat, büst alınır.

3_1

4_1Ona yaraşmalı-yakışmalı her şey.) Mucur kurulmasını dilemiş, yurdun savgası (kurtulması) için Başbakan İsmet İnönü'nün dedikleri gibi yediğimiz ekmeğin bir lokmasını uçağa ayırmamızın bir ödev olduğunu anlatmıştır. (İyi de arkadaş, heykel-büst paraları nereden gelip, nereye gidiyor o vakit? Gözünüz milletin bir lokmasında!.) Bundan sonra halk büstün önünden geçmiştir. (Bu kısım farz-ı kifaye; bu vazifeyi bir grup laik yaptım mı, diğerlerinin üzerinden düşüyor.) Öğleden sonra Mucur ve Kırşehir gençleri arasında bir futbol ve voleybol maçı yapılmıştır. Mucur baştanbaşa donanmıştır.”

28 İkincikânun (Ocak) 1937 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nin “İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne konulacak Atatürk büstü için, müzede büyük bir merasim yapılacak” haberinin teferruatına inmeden, 31 İkincikânun 1937 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'ndeki “Atatürk Heykeli” haberine geçelim ve hadiseyi parantez içi yorumlarımızla tahlil edelim…

“İhtiyat Zabit Mektebi'nin kapısı önüne Atatürk'ün büyük bir heykeli dikileceğini yazmıştık. Dün büyük merasimle heykel kaidesinin temeli atılmıştır. (İfadeye dikkat!. Heykelin değil, kaidesinin temel atma merasimi yapılıyor.) Bu merasimde Mekteb Kumandanı-Erkânıharb Kaymakamı Behzad Göker'le, mekteb zabitanı ve muallimleri hazır bulunmuştur. (Merasimde bulunan zevatın rütbeleri konuşuyor arkadaş, böyük adamlar!.) Behzad Göker bu münasebetle çok güzel bir nutuk söylemiş ve yapılan işin büyüklüğünü anlatmıştır. (İş çok büyük, kesin nutuk atılmalı da, bu nutuk atma hastalığı; cumhuriyet hastalığı mı, daha evvelde var mıydı acaba?) Atatürk'ün heykeli, heykeltıraş Hâdi tarafından hazırlanmaktadır. Heykeltıraş Hâdi, Adana'daki Atatürk abidesinin kompozitörüdür ve çok kıymetli bir sanatkârdır. (Öteki tarafta konuşturuyordur şimdi sanatını, kıymetli sanatkâr.) Heykelin çamurdan yapılmakta olan kalıbı yakında bitecek ve tunç olarak dökülecektir.(Burada bir hata var. Onun kalıbında çamur olamaz.)”

Gelelim “dananın kuyruğunun koptuğu noktaya!. Peki, Kemal Paşa bu heykel işine razı mıydı veya rahatsız mıydı? Bu suale cevabı; Sarayburnu heykelinin iki aktörünün lisanıyla verelim. Aylin Tekiner'in adı geçen eserinin 72. sayfasındaki; “heykel” telgraflaşmasını harfine dokunmadan yazalım: “İstanbul Şehremini Emin Erkul; ‘Büyük gücünüzün yarattığı derin devrimin uygar meyvelerini birer birer topluyoruz.

Bugün size bağlı binlerce kişi heyecan ve sevinç gözyaşlarıyla kutsal sembolünüzü ıslatmak mutluluğuna eriştiler. Minnet ve teşekkür duygularıyla çalkalanan İstanbul çocukları, heykelinizin etrafında dolaşmak mutluluğunu buldular. Bundan doğan mutluluk ve öğüncü sunmaktan memnunluk duymaktayım.' Kemal Paşa bu telgrafa cevaben şunları yazmıştır: “Muhterem İstanbul halkının ilk defa heykelimi dikmek suretiyle gösterdiği yüksek kadirşinaslıktan ve resm-i küşat münasebetiyle hakkımda izhar buyurulan necip hissiyattan dolayı samimi teşekkürlerimi arz ederim. Sözün bundan sonrası heykeltıraşlarındır.” Aslen, Kemal Paşa sualimizin cevabını son cümlede vermiştir, mevzuu pek de uzatmaya gerek yok… Mesajı alan heykeltıraşlar, yurdun dört bir yanını “heykel ağları” ile örmüştür. Zaten rejimin noksansız yaptığı en büyük iş, “heykel” ve “büst” dikme işidir...

1_1

Yazımızı, rejimin en ateşli medya organlarından ve Kemal Paşa'dan habersiz kalem oynatmanın imkânsız olduğu Ulus Gazetesi'nin, 8 Nisan 1935 tarihli nüshasındaki; Denizli Vilayeti Daimi Encümeni'nden resmî ilanı'nı iktibas ederek sonlandıralım.  Daimi Encümen'de kimlerin bulunduğunu tahmin edersiniz herhalde…

  • — Denizli'de, Cumhuriyet meydanında dikilecek “Atatürk” Heykeli”nin yapılması müsabakaya konulmuştur.
  • — Müsabaka müddeti 1-4-1935 tarihinden 30-4-1935 salı günü saat 16'ya kadardır.
  • — Heykel, tabiî büyüklüğe nispetle bir buçuk misli olacak ve bronzdan yapılacaktır.
  • — Müsabakaya iştirak edeceklerin İstanbul ve yahut yabancı memleketler Güzel Sanatlar Akademilerinden mezun ve heykel işinde muvaffak olmuş Türk sanatkârlarından bulunmaları ve yabancıların bu şartlardan başka on sene Türkiye'de ikamet etmiş ve ticaret sicillinde mukayyet bulunmuş olmaları lâzımdır.
  • — Müsabakaya iştirak edecek heykeltıraşlar müsabaka müddeti içinde Denizli'ye kadar masrafı ve ambalaj ve sigortası kendilerine aid olmak üzere Heykelin 1/16 nispetinde alçıdan bir maketini yaparak vilâyete göndereceklerdir.
  • — Heykelin kaidesi vilayetçe yaptırılacaktır.
  • — Müsabaka neticesinde mahsus komisyonu tarafından birinciliği kabul edilene 200 ikinci gelene 100 lira mükâfat verilecektir.
  • — Heykel birinci gelen sanatkâra pazarlıkla yaptırılacak, uyuşulamadığı takdirde ikinciliği kazanan sanatkârla pazarlığa girişilecektir.
  • — Pazarlık şartları ayrıca tespit olunacaktır. Müsabakaya iştirak edenler pazarlığa esas olmak üzere Heykelin bedeli hakkında tekliflerini de bildirmelidirler.
  • — Tafsilât almak isteyenlerin Vilâyet makamına müracaat etmeleri ve bu münakaşaya ait şartname nüshaları; İstanbul'da Güzel sanatlar akademisi Müdürlüğüne, Ankara ve İzmir Vilâyetleri Muhasebei Hususiye müdürlüklerine gönderildiğinden, fazla malûmatı oralardan da almaları ilan olunur. (1—1349)

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  432370

-