18 KASIM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

CUMHURİYET REJİMİNİN RESMÎ İCRAATİ: İÇKİ TEŞVİKİ-4

Hasret Yıldırım

Seri yazı dizimizin başından beri kullandığımız kaynakların tamamında; döneme şahsen şahitlik yapmış, birinci ağız kopkoyu Kemalist şahıslardan iktibaslar yaparak, karşı cenahın saldırılarına mahal vermemeye çalıştık. Çünkü karşı cenah; sadece slogan atarak sövmeyi kendilerine şiar edinmiştir… Bugünde, rejimin attığı her adımda bizzat teşrik-i mesai harcamış, Kemal Paşa'nın her daim yanında bulunmuş birinden; Orgeneral Fahrettin Altay'ın “rejimin resmî içki teşviki” ile alâkalı naklettiklerinden iktibaslar yapacağız. Evvela, Orgeneral Fahrettin Altay kimdir, kısaca cumhuriyet devri hayatını tanıtmaya çalışalım…

ORGENERAL FAHRETTİN ALTAY PAŞA KİMDİR?

12 Ocak 1880 tarihinde Arnavutluk'un İşkodra kentinde doğdu. I.Dönem TBMM'de Mersin milletvekili olarak bulunuyordu, lâkin devamlı cephede vazife yapmaktaydı. II.Dönem TBMM'de de, İzmir milletvekili olarak yer almasına rağmen, bir yandan da 5. Kolordu Komutanı olarak vazife yaptı. M.Kemal Paşa'nın 1924 yılındaki İzmir gezisine eşlik etti. Askerlik ve milletvekilliğini beraber icra etmesi mümkün olmayınca; M.Kemal'in arzusuna uyarak, meclisten ayrıldı ve orduda kaldı. 1926 yılında Orgeneral rütbesine terfi etti. 1927 yılında tedavi için Avrupa'ya giden Mareşal Fevzi Paşa'nın yerine Genelkurmay Başkanlığı'na vekâlet etti. 1928 yılında Türkiye'yi ziyaret eden Afgan Kralı Emanullah Han ile eşi Kraliçe Süreyya'ya mihmandarlık etti.

1930 yılında Menemen hadisesinden sonra; Menemen, Balıkesir, Manisa'da ilan edilen sıkıyönetim sebebiyle, sıkıyönetim komutanlığına tayin edildi. 1933 yılında 1. Ordu Komutanlığı'na atandı. 1934 yılında Kızıl Ordu manevralarına davetli tek ülke olan Türkiye'den giden askeri heyetin başkanlığını yaptı. Aynı yıl İran ve Afganistan arasındaki sınır anlaşmazlığında hakemlik yaptı. Hazırladığı rapor anlaşmazlığın çözümlenmesine esas oluşturdu. Atabay Hakemliği adı verilen rapor, günümüz İran-Afganistan sınırının güney kısmının çizilmesini sağladı. 1936 yılında İngiltere Kralı VIII. Edward'ın Çanakkale Savaşı alanları gezisine refakat etti. 1937 yılında Trakya Manevraları'na katıldı. 1938 yılında M.Kemal'in cenaze törenine komutan tayin edildi. 1945 yılında, Yüksek Askerî Şûra üyeliği sırasında yaş haddinden emekliye ayrıldı. 1946-1950 yılları arasında CHP'den Burdur milletvekilliği yaptı. 1950'den sonra siyasi hayattan da çekilerek İstanbul'a yerleşti. 25 Ekim 1974'de hayatını kaybetti. Aşiyan Mezarlığı'na defnedilen naaşı, 1988'de Ankara'daki Devlet Mezarlığı'na nakledildi.

10 YIL SAVAŞ VE SONRASI

Orgeneral Fahrettin Altay, ardında bıraktığı belki de en kıymetli kaynaklardan biri olan “10 Yıl Savaş ve Sonrası” adını verdiği eserinde, hatıralarını tüm çıplaklığıyla yazmıştır. Tabii bu hatıralar içerisinde, M.Kemal ile alâkalı bölümler, dönemin hayatını yansıtması bakımından büyük ehemmiyet arz etmektedir. Biz, seri makalemizin bu kısmında, cumhuriyet rejiminin “içki teşviki”ni, bizzat Kemal Paşa'nın icraata koymasıyla yaşanan vetire ile alâkalı hatıralardan bir demet sunacağız. Burada kullanacağımız hatıralar, Fahrettin Altay'ın “10 Yıl Savaş ve Sonrası” adını verdiği eserinin; 1970 yılında (paşa hayattayken), İnsel Yayınları tarafından basılan 1. baskısından iktibas edilmiş, sonlarında sayfa numarası belirtilmiştir. Okuyucularımızın hususiyetle bu ayrıntıya dikkat etmelerini rica ediyoruz…

M.Kemal Paşa İzmir dönüşü Afyon'a yaklaşırken, Fahrettin Altay Paşa'yı Ankara'da misafir etmek istediğini belirterek, kendisine Çankaya'da yer ayrılmasını emreder. Fahrettin Paşa toplamda 11 gün, M.Kemal'in misafiri olur ve bu misafirlik boyunca yaşadıklarını gün gün hatıralarında nakleder… 

22 Ekim 1925 Perşembe

“(…) Saat 20.30'da Atatürk tarafından yemeğe çağrıldım. Salonda müzik çalıyordu. Atatürk, İsviçreli madam (55 yaşlarında, isminin Baver olduğunu öğrendiğim bu madam, daire müdiresi olarak İsviçre den getirtilmişti. Fransızca konuşuyor; uzunca boylu, ağır başlı, kibar bir tavır gösteriyordu. Atatürk'ün kızlarına Avrupa terbiyesi verecekmiş.) ve manevi evlât edindiği dört küçük kız ile yeşil oda da oturmuş neşeli neşeli konuşuyordu, önünde bir kadeh rakı ile biraz leblebi vardı. Bana da karşısında yer gösterdi bir kadeh de ısmarladı. Kimleri gördüğümü ve Ankara'yı nasıl bulduğumu sordular söyledim. Madamın mesaisinden, kızlarının çalışkanlıklarından öğretmenlerinin daima iyi haberler yerdiklerinden bahsettiler. Garson Saib'e, İsmet Paşa ile Tevfik Rüştü Beyin şimdi gelmeleri için telefon edilmesini emretti. Tevfik Rüştü'nün geleceği, fakat İsmet Paşanın henüz evine gelmediği bildirildi. “Dairesine telefon ediniz, mutlaka gelsin bekliyorum” buyurdular. Biraz sonra Tevfik Rüştü Bey firak giyinmiş; elinde körüklü donuk siyah bir gece silindir şapkası olarak, eşi ve kızı ile geldi. (Biz o vakit ne firaktan, ne de bu gibi şapkalardan anlamıyorduk.) Biraz sonra İnönü de geldi. Ayaküstü birer kadeh içilerek sofraya oturuldu. Atatürk uzun masanın baş tarafına oturarak; sağına Aras'ın eşini, soluna Madam Baver'i aldı. Bayan Aras'ın sağında İnönü, onun sağında Bayan Afet, bunun da sağında ben, benim sağımda Aras'ın bir kızı yer aldık. Madam Baver'in solunda Tevfik Rüştü, onun solunda Atatürk'ün küçük kızları oturdular.

Yemek listesi: Çorba, külbastı, ogaten, patlıcan, krema, kavun.

Yemek arasında şarap ve sonunda şampanya içildi. Sofradan kalkınca dans edelim dediler. Gramofon çaldı. Atatürk, Madam Baver'i alarak güzel bir dans yaptı, bunun adının fokstrot olduğunu Aras'tan öğrendim. Biraz ara verildi, Madamı dansa kaldırmaklığımı işaret etti!. “Hiç bilmem” dedimse de, “Olmaz!. Öğrenmek lâzım!.” diyerek Madama “Paşa ya öğretiniz” buyurdular. İster istemez tutuştuk. İlkin kolay sandım ayaklarım birbirine dolaşmaya, duvarlar da etrafımda dönmeye başladı. Gençlik hayatım memleketin Doğu bölgesinde geçtiğinden, ömrümde ilk dans bu 55'lik madamla kısmetmiş!. Kadın beni idare etmeye çalışıyor… Atatürk'ün yanından geçerken “Müziğin temposuna ayak uydur olur biter, askerin yürüyüşte davulun sesine ayak uydurduğu gibi” diyerek gülüyorlar. Hakikaten az sonra becermeye başladım. Oyuna biraz ara verildi. Avrupa balolarındaki çeşit danslardan, gece eğlencelerinden konuşuldu. Avrupa son moda danslarını, fakat valsin daima kıymetini muhafaza ettiğini madam anlattı. Atatürk bir vals çalınmasını emretti; Madamı alarak o kadar güzel bir vals yaptı ki, madam da bizler de hayran olduk. Bir ara Tevfik Rüştü'nün küçük yaştaki kızı Emel gözüne ilişti, onu okşadı. Fakat uzun saçlarını beğenmedi, “Bunun modası geçti” diyerek, berberi Sabri'yi çağırttı ve orada saçları modaya uyar şekilde kestirtti. “Bak şimdi daha güzel oldun, modayı ihmal etmemeli” diyerek taltifte bulundu. Vakit gece yarısını bulmuştu. İnönü birkaç defa rica etti, bırakmadı. Nihayet ertesi gün çok işleri olduğundan, ısrarla rica edince müsaade etti. O kalkınca, bizler de kalkıp sokak kapısına kadar teşyi ettik. Kendisini eşi ile beraber cumartesi akşam yemeğine davet etti. Bizler de ayrıldık. Ankara da ilk gün böyle geçti…” (Age. Sayfa:392-395)

23 Ekim 1925 Cuma

“(…) Çankaya'ya dönerken İsmet Paşa'ya uğradım, rahatsızmış göremedim. Atatürk'te çiftliğe gitmiş; akşam geldi, beni yemeğe çağırdı. Salon oldukça kalabalık… Atatürk'ün kızları çeşitli renkte ipekli elbiseleri ile onun etrafını bir çiçek halkası gibi sarmışlar. Bu akşam Madam Baver de çok şıktı; boyalı ve pudralı. Etekleri saçaklı, siyah dekolte bir gece tuvaleti giymişti. Afet hanım da siyah ipekli ve sırma işlemeli bir gece tuvaletini kendisine pek yakıştırmıştı. Misafirler: Adliye Bakanı Mahmut Esat, İçişleri Bakanı Cemil, Milletvekili Salih, Saffet, Mahmut, Nuri, Atatürk'ün eniştesi Mustafa… Atatürk sofrada madamı karşısına, beni de onun sağına oturttu.

Yemek listesi: Çorba, külbastı, patlıcan, börek, ayva kompostosu, kavun, üzüm.

Holde orkestra çalıyor. Yemek arasında içki az içiliyor. Yemekten sonra Madam, Atatürk'ü sofradan kaldırmak için dans teklif etti. Kabul etmedi, tatlı sohbeti tercih etti. “Artık öğrenmeye başladı, ilerletti” diyerek benimle dansa müsaade istedi. Atatürk gülerek “Çok iyi, haydi paşam” dedi, mecburen kalktık… Biraz döndük, Madam bana “Yemekten sonra fazlaca şampanya içmesine mani olmak istiyorum, dans teklif ediyorum, kalkmıyor” dedi. Bir vals çaldırarak bana öğretmek istedi, beceremedim. Bunu gören Atatürk kalktı “Hala beceremiyorsun!” latifesi ile Madamı aldı, vals yaptı. Diğer davetlilere de kızları ile dans etmelerini söyledi. Kalkanların hepsi benim gibi acemi. Atatürk'te ısrarla öğrenmelerini istiyor. Madam da, onu şampanya sohbetinden kaldırdığından memnun. Çok geçmedi şampanya ısmarladı, bardaklar dolaşınca, oyun da kızıştı. Madam yanımdan geçerken “Sıhhatinin bozulmasından korkuyorum” dedi. Danslar alaturkalaştı, hepimize el tutturarak horan teptirdi, zeybek havası çaldırdı. Kimse beceremiyor, el ayak oynatarak dönüyorduk. Herkesi durdurdu, kendisi tek başına güzel biri zeybek oyunu yaptı hayran oldum. “Bu oyun milletimizin erkek oyunu, kahraman oyunudur, bilmek lazım.” diyerek bizleri mahçup etti. Küçük kızların uykuları geldiğinden onları odalarına gönderdi. Gece yarısı olmuştu. Atatürk arkadaşlarına beni övmeye başladı, sıkılıyordum. Afet Hanımın neşesiz bir halde kenarda durduğunu görünce, bize Fransızca “Bu kız çok iyi biridir ve daha iyi olacaktır. Onu mükemmel yetiştireceğim. Benim bu hallerim ona zor geliyor, ama alışacaktır. Ben dostlarıma karşı olduğum gibi görünmek isterim” ve sonra Türkçe'ye çevirerek “Bu madam da güya çok içtiğim den şikâyetçi, ne içtim ki? Bir iki kadeh rakı ile bir iki şampanya!.” Arkadaşlardan birisi, “Bizim de emelimiz sizin sıhhatli ve neşeli olmanızdır” deyince “Bilirim beni seversiniz, merak etmeyin fazlaya gitmem ölçümü bilirim.” cevabını veriyordu. Bir kenarda büzülmüş uyuklayan Salih Bozok'a gözü ilişti; gülerek işaretle, bu eski arkadaşımdan alaylı alaylı söz etti. Madamın esnediğini görünce, hizmetçi kızını çağırarak “Madamı odasına götür, istirahat ettir” dedi. Yakışıklı bir delikanlı olan garson Saib, güzel bir kadın elbisesi giymiş olarak ortaya çıktı, bazı numaralar yaptı. Eski orta oyunlarında erkeklerin yaptıkları zenne rolünü güya modernleştirmesi gibi bir şeydi, takdir edildi. Hep ayakta dolaşan Atatürk, kanepede oturan Afet Hanımın yanına oturdu, beni de yanına aldı ve şu özetle konuşmaya başladı: “Kızım Afet beni çok sever, hem de okumak meraklısıdır. Bazı hallerime üzülüyor, haklıdır. Ben de onu çok severim. Kabiliyetini gördüğüm için ona en yüksek tahsili yaptıracağım, lisan öğrettireceğim. Geleceğin yüksek bir hanımefendisi olacaktır. Küçükler de benim birer pırlantamdır. Ben kendimden ziyade misafirlerimin eğlenmesini istiyorum.” Bu sözlere karşı o da: “Paşam hiç üzülmeyiniz… Size olan derin saygı ve sevgilerimden sonra en büyük zevkim okumaktır. Bana bu fırsatı veriyorsunuz, çok müteşekkirim” diyordu… Saat 3'ü geçerken bizlere izin verdi...” (Age. Sayfa:397-399)

 

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  027543

-