21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

CUMHURİYET REJİMİNİN RESMÎ İCRAATİ: İÇKİ TEŞVİKİ-5

Hasret Yıldırım

Fahrettin Altay Paşa, Kemal Paşa ve mahiyetini bir gün kütüphânede çalışırken gördüğünden bahisle şunları nakleder: “Cumhuriyet Bayramı nutkunu hazırlıyorlarmış, önlerinde birer kadeh rakı ile leblebi vardı. Bir kadeh de benim için getirtti; içmediğimi bildiği halde ikramı eksik bırakmaz, içmeye de zorlamaz. Arada onlarla bir yudum almak benim için vazife idi.

M.Kemal Fresko Gazinosunda subaylara şampanya ısmarladı. Şereflerine kadeh kaldırınca bir alkış tufanı koptu, salonu çınlattı. Subaylar karşılıklı kadeh kaldırıyorlar, bu sûretle boşalan kadehler birbirini kovalıyordu.

 

Seri yazı dizimizin bugünkü bölümünde, bir evvelki bahisten devamla; Orgeneral Fahrettin Altay Paşa'nın Çankaya'da 11 gün misafir kalıp, gördüklerini naklettiği kısımdan devam ediyoruz. Burada küçük bir hatırlatma bâb'ında, tekrar şu ikâzı yapmak istiyoruz. Kullanacağımız hatıralar, Fahrettin Altay'ın “10 Yıl Savaş ve Sonrası” adını verdiği eserinin; 1970 yılında (paşa hayattayken), İnsel Yayınları tarafından basılan 1. baskısından iktibas edilmiş, sonlarında sayfa numarası belirtilmiştir. Okuyucularımızın hususiyetle bu teferruata dikkat etmelerini rica ediyoruz…

24 Ekim 1925 Cumartesi

“(…) Akşam Çankaya'ya döndüm. Bir saat kadar dinlendikten sonra Atatürk'ün dairesine geçtim. Misafirler gelmeye başladı, ayakta görüşülüp biraz içildikten sonra sofraya oturduk. İsmet Paşa'nın rahatsızlığı dolayısı ile gelemeyeceği haberi geldi, ama az sonra çıkageldi. Rahatsız olan kendisi değil, refikası imiş, af diledi. Bayan İnönü'nün ben bulunduğum sürece, Atatürk'ün sofrasına geldiğini görmedim. Misafirler hep firaklı, hanımlar da tuvaletli. Atatürk, İnönü'yü karşısına, sağına Bayan Aras'ı, soluna Madam Baver'i aldı. İnönü'nün sağında Aras'ın hemşiresi, solunda Madam Baver'in kızı olduğunu öğrendiğim bir hanım oturdu. Âfet Hanımla ben ve Tevfik Rüştü, Doktor Cemal, Reşat Nuri, Tevfik Beyler yan yana oturduk.

Yemek Listesi: Pirinçli et suyu, pirzola, kuşkonmaz, börek, kremalı elma kompostosu, kavun.

Atatürk sofrada tarihi güzel şeylerden konuştu. Bilhassa eski Türk Ulusunun büyük işlerinden ve medeniyete önderlik ettiğinden, kendine mahsus bir tatlılıkla anlatıyor, herkes de hayran hayran dinliyordu. İçki olarak yalnız şarap vardı. (…) Sofradan kalkınca mızıka ve dans havaları çaldırarak, danslar ve alaturka oyunlarla davetlilerin neşesini arttırıyordu. Bu gece şampanya yok. Saat 12'de herkese izin verdi, beni biraz daha alıkoyarak genel sûrette askerî işlerden biraz da Konya ahvalinden konuştu, sonra izin verdi. (Age. Sayfa: 405-407)”

26 Ekim 1925 Pazartesi

“(…) Kütüphâneye girince; Atatürk, İnönü, Recep Peker, Tevfik ve Hayati beyler oturmuşlar, bir yazı ile meşgul oluyorlardı. Beni de aralarına oturttular. Cumhuriyet Bayramı nutkunu hazırlıyorlarmış, önlerinde birer kadeh rakı ile leblebi vardı. Bir kadeh de benim için getirtti; içmediğimi bildiği halde ikramı eksik bırakmaz, içmeye de zorlamaz. Arada onlarla bir yudum almak benim için vazife idi. Nutkun sonuna yaklaşmışlar, kendisi söylüyor Hayati yazıyordu. İnönü ile Peker de arada fikirlerini söylüyorlardı. (…) Kızları sofrada yoktu. Yemekten sonra gramofon çaldırdı. Yeni gördüğü genç bir artist gelerek alaturka oyunlar yaptıktan sonra, işi alafrangaya çevirdi. Atatürk beğendi ve taltif için onunla dans etti, sonra Recep Peker'e verdi. O da benim gibi henüz layığı ile öğrenememiş, bir iki dolaştı, bıraktı. Bana işaret etti, kalktım dans ederken biraz açık tutuyormuşum, gülerek “Kumandan öyle olmaz, yapışacaksın” diye azarladı. Tekrar alaturka oyunlara geçildi, Atatürk kanepeye oturarak kızın yaptığı güzel numaraları seyre daldı. (…) İki gündür görünmeyen Madam Baver için de “Benim eski karım toz alırdı. Bu ise azâmet satıyor, yalnız emir vermek istiyor, bir kolayını bularak bunu defediniz” diyor. Aras da “Mümkündür efendim” cevabını veriyor. Hepimize hayırlı geceler temennisi ile izin verdi... (Age. Sayfa: 400-401)”

28 Ekim 1925 Çarşamba

“(…) Akşam Çankaya'ya döndüğümde Atatürk'ü sofrada buldum. Karşısında İnönü oturuyordu. Kendi sağına da Konya Kız Öğretmen Mektebi müdiresi Saadet Hanım, solunda isminin Refet Süreyya olduğunu öğrendiğim bir bayan oturuyordu. İnönü'nün sağında Âfet Hanım, solunda S. Hanım bulunuyor... Diğer misafirler; Şükrü Kaya, Ruşen Eşref, Ali Cenani, Rasim Ferit ve Tevfik Beyler. Gazi konuşuyor; sanattan bahsediyor, herkes dinliyor. Bir ara kalktı müziğe vals çaldırdı, Refet Süreyya Hanımı dansa kaldırdı. Bu, dün akşam bahsi geçen artistmiş. Danstan sonra biraz oturulup içildi. Artist bayan bir paravananın arkasında soyundu, çıplak denecek bir halde ortaya çıktı. Açık sarı ince ipekli bir mayo ve tül bir gömlekle; serpanten danslar, Hindistan oyunları yaptı. Almanya'da 9 sene bulunmuş, bu marifetleri öğrenmiş. 30 yaşlarında dolgunca etli, bacaklarındaki mor mor lekeler morfinman olmak ihtimalini gösteriyor. Yemek neşeli geçiyor; içiliyor, konuşuluyor, alkışlar yapılıyor, arada bir hep birden dans ediliyor. Atatürk, Âfet Hanımla da dans etti. Bu zarif genç, pembe ipekli dekolte tuvaleti ve güzel endamı ile göze çarpıyordu. Atatürk bu gece pek neşeli, kimseye laf vermiyor, hep kendisi anlatıyor. Bazen sazendelerle beraber şarkı söylüyor ve onları kendisi sürüklüyordu. Şarkı söylerken bile hanendelerin kendisine takaddüm etmesine meydan vermiyor. Rumeli havalarından pek hoşlanıyor, “şahane gözler” türküsü tekrar tekrar söyleniyor. Bununla beraber bu eğlenceler arasında kendi kibarlığından, vakarından bir şey kaybetmiyor, arada bir “misafirlerimin neşesi benim de neşemdir” diyor. Bir ara eskiden yazdığı bir hatıra defterini getirtti. 1918'de Karlsbat'da Fransızca yazmış; bundan birkaç sayfayı Ruşen Eşref'e okuttu, Türkçe'ye çevirtti. Bir şatoda güzel bir dansözle nasıl görüştüğünü, onunla çeşitli danslarını açık açık yazmış. Ruşen de uzun boyu gibi, yüksek sesi ile bunları ballandıra ballandıra şâirane bir edâ ile okudu. İlk gördüğüm bu genç ve güçlü şâirden pek hoşlandım. İnönü az içiyor, kendisini güzel idare ediyor. Atatürk bir ara çıplak dansözle dans etmesini İnönü'ye teklif etti. O, kendisine mahsus bir incelikle işi geçiştirdi. Misafirlerden birisi, kadının o incecik parçaları da üzerinden atmasına emir vermesini rica etti. Atatürk “Olmaz öyle şey!. Her şeyin bir hududu var…” dedi. Sofraya oturulduğu zaman maariften bahsedildi. Misafir hanımların maarifte işleri yürüyormuş, bilmem hangi müfettiş arzusuna nail olamadığı için işlerini baltalıyormuş. Atatürk Başbakan'a dedi ki: “Sen bu maarifi ıslah etmelisin, hem de baştan başlayarak.” Biraz sonra Hamdullah Suphi'nin sıhhatini sordu ve “Ben de gideyim göreyim, sıhhatini sorayım. Acaba aklını mı kaçırdı, o da muhtemel” gibi sözleri dikkatimi çekti. Saat 2'ye geliyordu; İnönü yarın çok işi olduğunu söyleyerek müşkülatla izin alabildi, biraz sonra bizlere de izin verdi.” (Age. Sayfa: 409-411)

29 Ekim 1925 Perşembe

“(…) Geçit resminden sonra biraz istirahat edilerek Ankara Kulübüne geçildi. (Bu Kulüp, Belvü Otelinin arkasında küçük bir binada idi.) İnönü, briç oynamaya başladı, ben de seyrettim. Atatürk, Hamdullah Suphi'yi ziyarete gitti. Akşam Çankaya'ya çıktım. Yemek sofrası hususi bir aile sofrası halinde; Ata'nın kızları ile Salih, Kılıç Ali, Tevfik ve Mustafa Beylerden ibaretti. Yemek arasında az içildi, gece yarısına doğru gazinoya, baloya gidilecekmiş. Küçük kızların baloya götürülüp götürülmemesi münakaşa olundu, götürülmeye karar verildi, giyindiler hep beraber çıktık. Atatürk Âfet Hanımla, Madam Baver öteki kızlar ve maiyeti başka otomobillerle; kafile halinde, Fresko gazinosuna gittik. Çok kalabalık vardı; Türk hanımlar pek az idi, ecnebi bayanlar da çok değildi. Zeki Beyin orkestrası çalıyordu. Milletvekilleri, elçiler, yüksek memur ve askerler Atatürk'ü şiddetle alkışladılar. İlk dansı Atatürk, Fransa Elçisinin kızı ile açtı. (Madam yoktu). Kızın güzelliği herkesin dikkatini çekti, pist dans edenlerle bir anda doldu. Atatürk kızlarından birisi ile dans etmemi söyledi. Danstan sonra artist Refet Süreyya, çıplak hali ile numaralar yapmaya başladı. Bu Ankara için bir yenilik idi. İnönü de, Rus elçisinin ak saçlı madamı ile dans ederken gülümsedim, yanımdan geçerken “Ne yapalım, politika ediyoruz.” dedi. Atatürk ile Başbakan'ı alarak, birlikte subayların bulunduğu yere geldik. Onlara şampanya ısmarladı, şereflerine kadeh kaldırınca bir alkış tufanı koptu, salonu çınlattı. Subaylar karşılıklı kadeh kaldırıyorlar, bu sûretle boşalan kadehler birbirini kovalıyordu. Genç subaylar Atatürk'ü kucaklarcasına sardılar, O da onların kahramanlıklarından memlekete yaptıkları hizmetlerden ve ordusu ile daima iftihar etmekte olduğundan bahsederek subayları ve generalleri taltif ediyordu. Onlardan ayrıldıktan sonra Fransız Sefirinin kızı ile bir iki defa daha dans etti. Çok neşeli, dolaşıyor, herkese iltifatta bulunuyor, arada da biraz oturup seyrediyordu. Fransız Sefiri kızını alıp görünmeden savuşmuş. [Mevzuun bu kısmı ile alâkalı teferruatı, Dr. Rıza Nur tüm çıplaklığıyla nakletmesine rağmen; biz bu seri yazı dizimizde, antikemalist bir şahıstan hatıra mahiyetinde bir iktibas yapmayacağımız için, meraklılarının araştırmasını tavsiye ediyoruz.] Sabah yaklaştı, herkes birer birer çekilmeye başladı. Saat 4'e doğru, artık gidelim diyerek birlikte çıktık. Otomobilde beni yanına aldı, hareket edince başını göğsüme dayayarak daldı. Göğsümde perişan bir halde saçılan o sırma saçları en büyük heyecanı kalbimde yaratıyor, öpüyor ve kokluyordum. Atatürk'ü ilk defa olarak, böyle biraz fazla kaçırmış görüyordum. Bu da subayların etkisi ile olmuştu. Tan yeri ağarmaya başlarken köşkün kapısında arabanın durması ile gözünü açtı “Geldik mi?” diyerek indi ve hayırlı geceler temennisi ile içeri girdi. Odama geçtim, tatlı bir uyku güzel geceyi tarihe karıştırdı. (Age. Sayfa: 412-413)”

31 Ekim 1925 Cumartesi

“(…) Sofranın başında Atatürk, sağında Saadet, solunda Âfet ve S. Hanımlar… Bana da Saadet hanımın solunda yer ayırmış. Tevfik, Rasim, Ferit beylerden başka kimse yok. Mutad veçhile içiliyor, fakat Atatürk neşesiz biraz da sert. Başkâtip Tevfik Beye sordum; kızlarına hürmetsizlik eden, onları mektepte otomobil beklemeye mecbur bırakan bir hizmetçi kızı hiddetlenerek kovmuş. “Kızcağız iyi hizmet ettiğinden üzüntülü. Birkaç gün gizleriz, hiddeti geçer el öptürürüz affeder” dedi. Başvekil geldi, sol yanıma aldı. Bayram gecesi baloda Fransız sefiri olayını iyi bir sonuca bağladığını anlattı. Dans ederken kızına yapılan muamelenin fena maksatla olmayıp takdir maksadı ile olduğunu, iyi bir şekilde tefsir edildiğini izah etti. Az içilerek yemek yenildi, saat 11'de dağıldık. Pazartesi Konya'ya avdet için izin aldım…” (Age. Sayfa: 415)

Seri yazımızda, Fahrettin Altay Paşa'dan iktibaslar ile nakiller yaptığımız kısım burada sona eriyor. Biz yine herhangi bir yorum yapmadan, Kemal Paşa'nın içki teşviki ve eğlence gecelerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bu hatıraları, okuyucularımızın vicdan muhasebesine bırakıyoruz vesselam… (Devamı Yarın)

FahrettinAltay_Ataturk

FahrettinAltayPasa

FahrettinAltay_Oldu

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  859734

-