20 OCAK 2020 PAZARTESİ

Hüseyin Yağmur

DAĞLILAR VE ŞEHİRLİLER (İBNİ HALDUN’DAN HEİDİ’YE DAĞLILARIN HALLERİ)                                                                           

Hüseyin Yağmur

Dağ kavimlerinin halleri ile ilgili tespit ve teoriler İbni Haldun'a aittir. İbni Haldun, Mukaddime'sinde dağlıların yiğit, fedakar, cefakar insanlar olduklarını gelecekle ilgili hesaplar yapmadıklarını anlatır. Dağlı kavimler bu asil ve bozulmamış karakterlerinden dolayı şehirleri rahatça fethedebilmektedirler. Onlar için asıl sorun şehirlileşmeye başlamalarıyla ortaya çıkmaktadır. Dağlılar şehre yerleştikten sonra, şehir hayatının sunduğu nimetlere ve konfora bağımlılıkları artınca değişmeye başlamaktadırlar. Bu değişim önce yozlaşma daha sonra çürüme ve yok olma şeklinde kendini göstermektedir.

Bir çizgi film olarak klasikler arasında yer almış Heidi'nin 2015 yılında sinema filmi de yapılmış. Beyaz perdeye aktarılmış Heidi filmini önceki hafta izleme fırsatım oldu. Filmde dağlı bir çocuğun yaşamak zorunda kaldığı şehir hayatı ile birlikte uğradığı sarsıntılar ve şehir hayatının getirdiklerine direnmesi ile ilgili çok ders ve ibret verici sahneler var.

İbni Haldun'un Mukaddimesi'nden sonra Heidi de bu anlamdaki literatürdeki yerini alacaktır diye düşündüm. Bu vesile ile filmden bazı manidar sahneleri sizlerle de paylaşmak istedim.

(Önce filmdeki hikayenin kısa özetini sunayım:8 yaşında İsviçreli yetim bir kız çocuğu olan Heidi'yi teyzesi önce dağ evinde yaşayan dedesine bırakır. Daha sonra Heidi'yi çok zengin ve varlıklı Sesemann ailesinin evlerinde yaşaması için Frankfurt'a getirir. Heidi, Sesemann ailesinin yanında tekerlekli sandalyeye bağlı olarak yaşayan Clara'ya refakatçilik yapar. Her zaman dağdaki yaşantısını özleyen Heidi'nin  bir süre sonra ruh dünyasında sarsıntılar meydana gelir.)

Heidi'nin getirildiği ev, içinde uşakların çalıştığı son derece lüks ve konforlu bir ev olup bir Alman dadı tarafından askeri bir disiplinle yönetilmektedir. Alman nazisi tavırlı dadı, konak büyüklüğündeki evi Merkel'in Almanya'yı yönetmeye çalıştığı gibi bıktırıcı bir disiplinle yönetmek istemektedir. Tekerlekli sandalyede yaşayan Clara'nın annesi yakın zaman önce ölmüş, babası yoğun iş seyahatleri dolasıyla başka şehirlerde bulunmaktadır.

Alman Dadı, bu lüks konağa geldiği günlerden itibaren bu dağlı çocuğu bir disiplin altına almak ister. Alman Dadı'nın disiplinci tavırları, modern hayatın insanın ruhunu kuşatıp esaret altına almayan çalışan yönüne fazlasıyla benzemektedir.

Alman Dadı,Heidi'ye ilk dersini akşam yemeği sırasında verir. Yemekte servis yapan uşaklara samimi davranan Heidi, “Uşaklarla ve hizmetkarlarla samimi olunmaz” diye Alman Dadı tarafından uyarılır.

Alman Dadı'nın Heidi'ye dayattığı bu kural, kibirli ve kendini beğenmiş aristokrat hayatın bir kuruntusu ve takıntısından ibarettir aslında.

Halbuki dağ hayatında, tevazu, samimiyet ve insancıllık önemlidir. Şehir hayatında ise insanlar katmanlar halindedir. Bazı insanlar efendi, bazı insanlar köle veya hizmetkardır.

Heidi, yemekte önüne konulan ekmeklerden bir kaç tanesini cebine koyar. Halbuki Heidi'nin önündeki sepette yiyecek kadar ekmek zaten vardır. Heidi'nin biriktirdiği bu ekmekler bir tartışma sırasında ortaya çıkıverir. Ortaya saçılmış ekmekleri gören Alman Dadı, küçümseyerek ve tiksinerek ekmeklere bakar.

İlk şaşkınlıktan sonra ekmekleri biriktirmesinin sebebini Heidi'ye sorar. Heidi gayet masum bir tavırla “Ekmekleri dağdaki arkadaşı Peter'in babaannesi için biriktirdiğini” söyler. Peter'in babaannesinin yumuşak ekmek yeme ihtiyacı olduğundan dolayı, Heidi onun için ekmek biriktirmektedir.

Dağlı Heidi'nin Alman Dadıya cevabı manidardır. Heidi'nin dağdaki yaşlı kadına ekmek götürme çabası,  Almanya'da çoktan unutulmuş, dağlılara ait kadim bir değerdir.

Heidi'nin biriktirdiği bu ekmekler, aslında dağlı insanın hayatı boyunca biriktirdiği, ‘vefa saygı, sevgi, dostluk' gibi insani değerlerden başka bir şey değildir.

Ne vaki Alman Dadının hayatında bu anlamda insana ait değerler artık kalmamıştır. Alman Dadının şehrinde böyle şeylere yer yoktur. Alman Dadı, insani değerleri modern şehir hayatı gibi,bir makine gibi bir ucundan içinde doldurmakta ve hızlıca tüketip kendisine benzetmektedir.

Heidi'nin eve geldiğinin ertesi günü herkes şaşkınlıkla görür ki Heidi, okuma yazma bilmemektedir. Clara için konağa gelen özel öğretmen Heidi'ye  A harfini gösterip bunun ne olduğunu sorar. Heidi'nin aklı fikri dağdadır. “Bir dağa benziyor” cevabını verir. Heidi'nin okuma yazma bilmemesi Dadı tarafından çok büyük bir tepkiyle karşılanır. Her şeyi okuyabilen ancak kendini okumaktan aciz Alman dadı, hiçbir şeyi okuyamaz gözüken ancak her şeyin ne olduğunu pekala bilen Heidi ile bir kez daha karşı karşıya kalmıştır.

Alman Dadı, okuma yazma bilmeyen dağlı çocuğun, belli bir aşamaya gelmiş Clara'nın okuma eğitimini geciktireceğini düşünerek onu dersten çıkarmak ister. Bu niyetle bazı planların içine girer.

Dağ köylüsü Heidi,  geldiği günden beri  konaktaki pencereleri açıp dağları görmek istemekte ancak pencereler bir türlü açılmamaktadır. Heidi, en son uşaklardan birinden yardım ister ve onun himmetiyle camlardan biri açılır. Heidi, sağa bakar, sola bakar  ancak dağları bir türlü göremez. En sonunda bir kule görür. Uşağa “Dağları göremiyorum, ancak bir kule görüyorum” der. Uşak,  “Evet dağları bu binadan bu pencerelerden göremezsin. Ancak o kuleden belki görebilirsin” der.

Bu fikir Heidi'nin zihnini meşgul eder. Ertesi sabah erkenden büyük konağın kapısından Clara ile birlikte çıkarlar. Çevresinde pazar kurulmuş,  her türlü insanın gelip geçtiği kuleye giderler. Heidi,  Clara'yı kulenin kapısında bırakır ve kulenin en üst katına kadar tırmanır. Ancak buradan da geldiği dağları göremez. Hayal kırıklığı içerisinde geri döner.

Bu olaydan şehirden ve şehirdeki fildişi kulelerden dağın ve dağdaki değerlerin görülemeyeceği bir kez daha anlaşılır.

Bu sırada Dadı başta olmak üzere bütün uşaklar büyük bir panik içerisinde Clara ve Heidi'yi aramaktadırlar. Neyse ki  bir süre sonra kuleyi tarif eden uşak Heidi'yi bulur ve birlikte konağa dönerler. Bu disiplinsiz davranış, bu özgürlük arayışı  Alman Dadıyı öfkeden çıldırtır. Heidi'ye beslediği kin ve düşmanlık doruk noktasına ulaşır.

Bu sırada evin sahibi şehirlerarası yolculuktan annesiyle birlikte döner. Alman Dadı Heidi'den kurtulmak için Onun bütün disiplinsiz davranışlarını(!) evin efendisine şikayet eder. Ancak evin sahibi Clara'daki mutluluğu farkedince bunun Heidi sayesinde olduğunu anlar ve Dadının şikayetlerine pek itibar etmez.

Böylece Alman Dadının  Heidi'ye beslediği kin kontrol edilmez bir boyuta ulaşır. Tıpkı bir mekanın statükoya dayanan kurallarını bozan özgür ruhlu insanlardan rahatsız olan bütün idare amirleri gibi evin dadısı da Heidi'den rahatsız olur.

Bir süre sonra dağındaki özgürlük ortamını kaybederek bu konakta sıkışıp kalan Heidi de mutsuzluk alametleri ortaya çıkmaya başlar. Heidi geceleri uykusundan uyanarak konakta gezmeye başlamıştır. Konağın her şeyi olduğu gibi bir de doktoru vardır. Doktor onu muayene eder ve Heidi'nin geldiği dağı fazlasıyla özlediğini görünce onun köyüne göndermesini teklif eder.

Evin efendisi önce buna razı olmak istemez Çünkü Clara'nın mutluluğunun devamını arzulamaktadır. Ancak bu arada bir başka gelişme olur. Heidi'nin ısrarla köye dönmek istemesinden alınan Clara  ona kızar ve ağlayarak odasına kapanır.

Heidi yaşanan bu gerginliklerin ardından doktorun ısrarı üzerine köyüne geri gönderilir. Heidi  bir kaç gün içinde köyüne ve Alp Dağları'nın ihtişamlı manzaralarına tekrar kavuşur. Heidi bir süre sonra yazdığı mektupla Clara'yı yaşadığı dağa davet eder. Zor ikna olmakla birlikte Clara'nın babaannesi onu Alp Dağları'ndaki  Heidi'nin yanına getirir.

Dağdaki özgür hava bir süre sonra Clara'yı da tedavi eder. Clara, tekerlekli sandalyesinden kurtularak ağır ağır yürümeye başlar.

Bir süre sonra iş seyahatinden dönen ve kızının Alp Dağları'nda Heidi'nin yanında olduğunu duyan Clara'nın babası büyük bir öfke içerisinde köye gelir.

Frankfurtlu baba kızının yürüdüğünü görünce şaşkınlıklar içerisinde kalır.

Çocuk yaşta annesini kaybeden, bu üzüntünün tesiriyle yürüme yeteneğini yitiren Clara, tekerlekli sandalyeye mahkum olmuşken, Alp Dağları'nın özgür havası onu tekrar eski sağlığına kavuşturmuştur.

Alman Dadının ceberrut disiplini Clara'nın ve Heidi'nin ruhlarına karşı yönelmişken dağ köyünün değerleri Heidi'yi ve Clara'yı tedavi etmeyi başarmıştır.

…………………..

Şehirler ve başkentler, nice Dağlıları yutarak yok etti ya da ruhunu çalarak kendine benzetti farkında mısınız?

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  931112

-