5 HAZİRAN 2020 CUMA

Hüseyin Yağmur

DARBECİ DEVLETİ’NDEN MANZARALAR (2)

Hüseyin Yağmur

27 Mayıs darbesini yapan MBK üyelerinden Binbaşı Şefik Soyuyüce, darbe sonrası  Devletin nasıl işletildiğini şöyle anlatıyor:29 Mayıs'ta ben İstanbul'dan Ankara'ya geldiğim zaman baktım Türkeş'i başbakanlıkta gördüm. Türkeş “Nerede kalacaksın?” diye sordu. Sonra bana orduevinde yer ayırttırdı. O sırada yaşlı bir adam, elinde bir tomar evrakla dolaşıyor, “Nedir mesele beyefendi?” diye sordum, “Ben Maliye Müsteşarıyım. Adım Sait Naci Ergin. Ayın biri geliyor, maaşları vereceğiz, beş para yok” dedi. “Biz gelmedik, yokuz, ihtilal de olmadı, Hasan Polatkan yine bakan, parayı nasıl bulacaktınız?” dedim. “Şöyle şöyle yapacaktık” dedi. “Git yap aynı şeyi” dedim. “Yapacağım ama şuraya imza atmanız lazım” dedi. “Getir” dedim, attım bir imza. Meğer bakan yerine imza atmışım. Onun içindir ki MBK'da Maliye Bakanlığı'nın, Ticaret Bakanlığı'nın Sanayi Bakanlığı'nın, Sağlık Bakanlığı'nın sorumluluğu benim üzerimde kaldı. O sırada başka birisi geldi. Başbakanlık personelinin maaşı için imza istedi, “Türkeş abi ona da sen imza at!” dedim, imzaladı. O da Başbakanlık müsteşarı oldu (Soyuyüce,2011).

 Tam bir yağmadır sonrası. Bir başka cuntacı Albay Sami Küçük'ün tanıklığına göre; 'Bazı illerde özellikle İstanbul'da hemen hemen bütün genel müdürlükler ve hatta müdürlükler subaylar tarafından işgal edilmişti. Bu durum askerî birlikleri adeta komutansız bırakmıştı.

 Bazı Darbeciler ise tipik bir Darbe klasiği sayılabilecek garip gelişmelere şahit olurlar. Binbaşı Erkanlı'nın anlattığı bir Darbenin ülkede meydana getirdiği kargaşayı gösteren unutulmaz bir örnektir.

“27 Mayıs'dan iki ay sonra, Yarbay  Orhan Kabibay'la beraber, Milli Birlik Amblemi bastırmak için Darphane'ye gittik. Darphane, Gülhane Parkı'yla Topkapı Sarayı arasında ağaçlar altında, uzaktan bakanların bir köşk sanacakları bir bina imiş. Biz de ilk defa görüyorduk. Bizi bir Havacı Kurmay Binbaşı karşıladı ve kendisini Darphane Müdürü olarak takdim etti. Hayretler içinde kaldık. Gerçi 27 Mayıs'tan sonra bazı önemli sivil mevkilere subayları getirmiştik, fakat Darphane hiç aklımıza gelmemişti ve kimseyi de bu göreve vermemiştik. Hangi subayın nerede görevli olduğunu bilhassa benim bilmem lazımdı, yazışmalar benden geçiyordu.

Kurmay Binbaşı'ya “Buraya ne zaman geldiğini ve kimin tarafından gönderildiğini” sorduk. Binbaşı'nın hikâyesi bir ihtilal döneminin karışıklığını gösteren tipik bir misaldi. Binbaşı anlattı: ‘Benim esas birliğim Merzifon Hava Üssü'ndedir, filo kumandanıyım. 27 Mayıs olduğu zaman İstanbul'da izinli bulunuyordum. Her subay gibi, o gün ben de Harbiye'ye Ordu Karargâhı'na gittim. Subaylar kuyruk halinde dizilmişler, bazı odalara girip çıkıyorlardı.

Durumu sordum bu subaylara vilayet, emniyet, belediye v.s. emrinde sivil görevler veriliyordu. Ben de sıram gelince içeri girdim. Bir albay: ‘Seni nereye verelim?'deyince aklıma Darphane geldi.Bir akrabam burada çalıştığı için Darphane'yi biliyordum. Albay ismimi önündeki deftere yazdı ve ‘Gidin işe başlayın' dedi. O günden beri buradayım, kıtama durumu bildirdim, maaşım oradan geliyor. ‘Esas müdür nerede?' diye sorduğumuzda, yanındaki masada büzülmüş oturan bir zatı gösterdi: ‘Bu beydir bana yardım ediyor.'dedi.

27 Mayıs'dan sonra buna benzer birçok tayinler yapılmış ve herkes Komite emrinde vazife almıştır. Tevkifler gibi, bu vazife dağıtımı ve tayinler de Komitenin kontrolünden çıkmıştı. Nedense ordunun, subayların her rütbede bulunanların da sivil idarede görev almak arzusu vardı. Alay kumandanlığını bırakıp belediye şube müdürü olmak isteyenler, ömründe denizi ancak Kadıköy vapurunda görenlerin Denizcilik Bankası'da çalışmak için müracaat ettikleri görülmüştü. Komitenin emriyle veya kendi insiyatifini kullanarak devlet teşkilatında, belediyelerde ve iktisadi devlet kuruluşlarında vazife alan subayların tekrar kıtalarına gönderilmesi, komiteyi oldukça uğraştırmış, birçok kırgınlıklara sebep olmuştu. Subaylardaki sivil yönetimde çalışmak arzusu, üzerinde durulacak bir konudur. Şüphesiz Ankara'ya döner dönmez Darphane Müdürü Kurmay Binbaşıyı yerine gönderdik” (Erkanlı,1972:62-63).

27 Mayıs darbesini yapan MBK üyelerinden biri olan Binbaşı Şefik Soyuyüce,darbe sonrası  yaşananları şöyle anlatıyor: Aslında "sıfır generalle başlayalım" dediler, Kurmay Albay Şinasi Orel'i Genelkurmay Başkanı yapmak istediler de, ben razı olmadım. Ben "Olmaz böyle şey. Biz bu generallerin içerisinden az suçluları ayıralım, onları bırakılım" dedim. Yani suçsuz yok da, az suçlu var. Cevdet Sunay'ı Genelkurmay Başkanı, Cemal Tural'ı 1. Ordu kumandanı Ali Keskiner'i de 2. Ordu Kumandanı yaptım. Bir gecede 235 general emekli olunca, en kıdemli Cevdet Sunay idi. Cevdet Sunay'ı Genelkurmay Başkanı yaptık.

 Binbaşı Şefik Soyuyüce, yaşananları anlatmaya şöyle devam ediyor: Ağrı'da bir çatının altında iki ev vardı, bir yanda Cevdet Sunay oturuyordu. O zaman binbaşıydı, bir yanında da hakim olan babam ve biz oturuyorduk. Komşuyduk, babamın yakın arkadaşıydı. Darbe günü tabancayı Sunay'ın böğrüne dayadım. 1. Ordu Kumandanı Fahri Özdilek'i telefonla aradı. Sunay, Fahri Özdilek'e, "Bizim yapacağımızı gençler yaptı. Biz onlara yardım etmek zorundayız" dedi. Onun için ben onu Genelkurmay Başkanı yaptım (Soyuyüce,2011).

Gazeteci Avni Özgüre1'in naklettiğine göre;1960 ihtilali akabinde ABD büyükelçisi Fletcher Warren, Washington'a gönderdiği raporda ‘Türkiye'nin artık ihtilalci bir ordusu var. Bir kere isyan eden ordu bunu yapmaya devam eder' değerlendirmesini yapmış ve bu öngörüsü doğru çıkmıştır  (Özgürel, 2009).

İşte Türkiye bu darbelerden dolayı her darbede en az 50 yıl geriye gitti. Buna rağmen ne zaman Rand Corpetion  bir işaret çaksa hala heyecanlananlar var.

 Darbenin mağdurlarından İstanbul Emniyet Müdürü Fuat Oktay'ın oğlu Emre Oktay, dönemin harp okulu öğrencilerinin sonraki yıllarda Ordunun yönetim kademelerinde stratejik görevlere getirildiğini şöyle anlatıyor:"Teoman Koman,Şener Eruygur, Tuncer Kılınç, Çevik Bir, Hurşit Tolon, Edip Başer, Çetin Doğan, Yaşar Büyükanıt, İlhami Erdil, İsmail Hakkı Karadayı gibi isimler vardı. Bu isimlerin hepsi daha sonra terfi ettirildi (Oktay Emre,2010).

 Devletin yönetcilerini bir darbeyle devirdikten sonra Yassıada'da esir alan, burada işkence eden, Başbakan Adnan Menderes de dahil olmak üzere bir çok devlet büyüğünün vücutlarında sigara söndüren genç Harbiyeliler, sonraki yıllarda da Türk Demokrasisi'nin üzerinde sigara söndürmeye devam ettiklerinden dolayı,

 Türkiye, her darbede 50 yıl geriye gitti, Türk Demokrasisi ‘prematüre' kaldı.

 Yazık değil mi bu ülkeye?

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  375099

-