31 MAYIS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

DEĞİŞİM ACIMASIZDIR, İNSANLAR ANLAMAK İSTEMEZLER

Hüseyin Yağmur

Yeryüzü kurulduğundan beri hayat devri daim yapar. Eskiler gider yeniler gelir. Koca çınarlar yerini genç filizlere bırakırlar. İnsanlar bazen buldozer gibi üzerlerinden geçen değişimi anlamak istemezler. Eskiye takılır kalır, kırık plak gibi dönerler.Değişimi anlayan kendini geliştirir, yeni bir gelecek ve medeniyet kurar. O yüzden Osman Bey, Selçuklu Devleti'ni ihya etmeye kalkmadı. Yeni bir devlet kurdu. Çünkü Selçuklu Devleti sosyolojik ömrünü tamamlamıştı.

Zaman evrildi çevrildi Osmanlı Devletinin de sosyolojik ömrü tükendi. Dönemin bir çok devlet adamı ve münevveri bu gerçeği anlamadı anlamak ya da kabullenmek istemedi. Halen Osmanlı Devletinin sosyolojik ömrünü tükettiğini anlamayanlar var.Halbuki sosyolojik süreç devlet katmanlarında ortaya çıkan çürümeyle at başı gitmiş, Osmanlı toplumu bütün müesseseleriyle bir kargaşanın girdabına düşmüştü.

III. Selim'in babası III. Mustafa 1763'te, devlet yönetiminde çok başarılı bulduğu Prusya Kralı II. Frederik'ten, elçisi Ahmed Resmî Efendi aracılığıyla üç tane iyi “müneccim” göndermesini istemişti. Çünkü II. Frederik'in, dönemin büyük devletlerinden Avusturya, Rusya ve Fransa'ya karşı Yediyıl savaşlarında kazandığı büyük başarıları, kendisine yol gösteren müneccimlerine borçlu olduğunu sanıyordu.

Kral, Ahmed Resmî Efendi'yi birkaç gün sonra sarayına davet eder ve ondan, bulundukları odanın penceresinden dışarıda tâlim yapan askerlerine bakmasını ister; sonra da şöyle der: “Ülkemi düşmanlara karşı koruma ve iyi yönetme konusunda başarılı olmamın üç sırrı vardır: 1. Tarih okumak, tarihe ciddi bir ilgi göstermek. Çünkü buradan dersler çıkararak hem ülkemi hem de savaşları yönetmeyi öğrenirim. 2. Disiplinli ve gerekli şekilde donatılmış iyi bir orduya sahip olmak ve onu, barış zamanında da, hemen savaşa girecekmiş gibi sürekli eğitmek. 3. Savaşın masraflarını karşılayabilmek için daima dolu bir hazineye sahip olmak. Benim müneccimlerim işte bunlardır. Padişah dostuma böylece bildirmenizi rica ederim.”(Kenan,2010:22)

Benzer sorunlar İran'da da yaşanıyor İran şahı da aynı kısır döngüyü kırmak istiyordu. "Şah Nâsiruddîn zamanında Krupp fabrikasından ilk defa olarak Tahran'a dört beş batarya top getirilmişti. Bu topları, Şah tarafından ziyaret edilmek için sarayın önündeki meydana dizdiler... O zamana kadar beş on şâhî toptan başka böyle muntazam silahlar görmemiş olan Şah bu manzaradan pek ziyade memnun olarak arkasından gelen sadrazama:— Artık bunların önünde durabilecek bir adam bulunmaz! demişti… Sadrazam:— Evet, kıble-i âlem (insanların yöneleceği makam)! Eğer  bir de bu topların arkalarında duracak adamlarımız var ise!.. cevabını vermişti. (Kadri, 1992:188)  

Osmanlı Devleti'nin  savrulma ve  sürüklenme yıllarında devlet adamlarının ruh kökleri değişmişti. Ahmed Cevdet Paşa'nın naklettiğine göre; Sultan Abdülaziz'in Nazırları Ali ve Fuat Paşalar içki mübtelası şahıslardı. O sırada halk arasında şöyle konuşulurdu: «Âlî ve Fuad Paşalar feylesof-meşreb âdemlerdir. Ammâ Sadeddin Efendi tarîk-ı mevleviye sâlik olduğu hâlde sû'-i i‘tikad ile ma‘rûfdur ve mezhebi meçhuldür. Fuad ve Âlî Paşalar akşam arak içerler, Efendi ise müdmin-i hamr olup, Bâb-ı Fetvâ'da Fransız şarâbı içiyor» derler idi.(Cevdet Paşa,1980:47)

Sultan II. Abdülhamit'in Sadrazamı Hakkı Paşa Cuma Namazı dahi kılmayacak kadar pervasızdı. Arnavutlar üzerinde manevi bir tesir vücuda getirmek maksadiyle yolculuğun sıkıntılarını göze alan zât-ı hazret-i padişahi Selanik'teki Ayasofya Camiinde cuma namazını kıldıkları sırada, Müslümanların halifesinin vekili ve sadrazamı olan Hakkı Paşa elleri arkasında camiin hariminde gezinip duruyor ve ıslık çalarak sabırsızlık ve bezginlik gösteriyordu!(Kadri, 1992:17)

Osmanlının son döneminde iktidarı ele geçiren İttihatçılar her ne kadar bir cemiyet ya da siyasi parti gibi gözükseler de aslında İmparatorluk içinde yeni bir sosyolojik sınıfın temsilcileriydiler. İttihatçı liderlerin başlıcaları ordudan gelme, çoğu Makedonyalı, orta tabakadan, orta kültürlü, tecrübesi az, heyecanı çok, aceleci ve köktenci insanlardı. (Tunaya,1989:74)

1918 yılında Rusya'daki Başkurdistan mümessilliğinde Zeki Velidî Togan İttihatçılara büyük bir ziyafet vermişti. O zaman, konuklarının içkiye ne kadar düşkün olduklarını, sarhoş oluncaya kadar nasıl içtiklerini görüp hayret etmişti. (Deliorman, 2009:157)

Biz, Başkurdistan mümessilliğinde Türk ricaline büyük ziyafetler verdik. Fakat burada biz yeni bir şey keşfettik. Türk ricali içki müptelâsı imiş. Bizim mümessillikte envaı  içki dolu idi. Eski bir Rus zengininin konağı olan bu evin mahzeninde çeşitli şarap ve envaı içkiler vardı.Bu konakta çalışan arkadaşlarımız arasında mutat yemeklerde içki içen kimse yoktu ve bunu aslâ âdet edinmemiştik. Halbuki Cemal ve Halil Paşalar tam sarhoş oluncaya kadar içtiler, yaverlerinden Muhiddin Bey ve başkaları zil zurna sarhoş oldular. Boyuna da içki istiyorlardı. Halil Paşa bu işe ziyafetin ertesi günü de gelerek devam etmek istedi. (Togan,1999:277)

Benim tarih okumalarına ve gözlemlerime göre Türk milleti başına gelen iktidarlara bir mehil yani süre veriyor. 1908'de Sultan Abdülhamit iktidarını devirerek işbaşına gelen İttihatçılar 10 yıl süre içerisinde ülkeyi çok kötü yönettiler. Hürriyet ve hakları rafa kaldırdılar her şeyi zorbalıkla çözmeye çalıştılar. İttihatçı fedailer gazetecileri vurarak öldürdü. 1912'de zorbalıkla meşhur olan, muhalif adayların dövüldüğü bir seçim yaptılar. Ülkeyi I Dünya Savaşı'na soktular ve İmparatorluğu parçaladılar.

Falih Rıfkı Atay'ın naklettiğine göre;1920 yılına gelindiğinde yani İttihatçıların iktidarının 12.yılında halka “Başımızda ittihatçılar mı olsun Yunanlılar mı? diye sorulduğunda insanlar “Yunanlılar olsun daha iyidir” şeklinde cevap veriyorlardı.

Bu büyük tükenişten sonra 1923'te ‘Neoittihatçılar olan Kemalistler' Türkiye Cumhuriyetini kurdular. Ne var ki halkın diniyle diliyle değerleriyle ve duyguları ile oynadılar.1923 de kurulan bu cumhuriyetten sadece 7 yıl sonra Atatürk 19 Mayıs 1919'da bir kurtarıcı olarak çıktığı Samsun'a  bu kez polis koruması ile çıkmak zorunda kaldı.

1930'da yapılan seçimlerde halk, Serbest Fırka'ya büyük bir rağbet gösterdi  Hatta Kemal Tahir bu büyük ilgiden dolayı “Bu millet kurtarıcılarından neden kurtulmak istiyor?” diye soruyordu.

Çünkü bu yaklaşık 10 yıllık süre zarfında Türk Milleti canını ortaya koyarak verdiği Kurtuluş Savaşı değerlerine aykırı faaliyetleri yapıldığına şahit olmuş ve bundan dolayı yeni kurtarıcısından da vazgeçmişti.

Değişimi göremeyen ve bunu takip etmeyen yöneticiler daima yanıldılar ve aldandılar

………………..

Bizde mazi biraz takıntı düzeyindedir. Hala bazı insanlar 100 yıl öncesinin teşkilat, söylem ve duygularını günümüzde kurtarıcı olarak ihya etmeye çalışırlar.

Kemalistlerin 100 yıl öncesine takılıp kalmaları gibi. Kimi Köy Enstitülerinin peşindedir, kimi şapkanın kimi de Türkçe ezanın….

Kimi Demokrat Parti'yi yeniden ihya etmeye çalışır. 'Artık yeter' sloganı her seçimimizin beylik sloganıdır.

Hala Demokrat Parti isimli teşkilatımız olması bazı insanların değişimi algılayamadığının Demokrat Parti misyonunun 70 yıl önceki bir ilaç olduğunu kavrayamadığının vesikasıdır.

Kimi Milli Türk talebe Birliği'ni ihya etmeye çalışır. MTTB'nin komisyon başkanının Cumhurbaşkanı olduğunu göremeyen nostaljik bir yaklaşımdır bu...

Kimi Milli Görüşü yeniden iktidar alternatifi olarak ihya etmeye çalışır.40 yıllık hareketin artık sosyolojik ömrünü tamamladığını, Milli Görüşün gençlik kolu başkanının şimdi Başbakan olduğunu göremeyen nostaljik bir başka yaklaşımdır bu.

Hayat her gün yeniden kuruluyor.23 Haziran Seçimleri de bu anlamda önemli bir değişim miladı olacak. Ak Parti'nin kuruluş günlerindeki ihtişamı üzerinden siyaset üretmeye ve oy kazanmaya çalışanlar,nostaljiye takılanlar yok olacaklar.. Yaşananlardan ders alarak geleceği planlayanlar ise başarılı olacaklar…

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  352290

-