21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

‘DELİ’ RAPORU ALAN MİLLETVEKİLİNDEN ‘AŞK’ CİNAYETİ (2)

Hasret Yıldırım

Bakırköy Akıl Hastanesi Başhekimi, meşhur Psikolog Dr. Mazhar Osman'ın, Recep Zühtü Soyak'ı “ak”lamak isteyenlere verdiği cevap, Türk siyaset tarihine kapkara bir leke olarak geçmiştir: “Recep Zühtü'nün deli olduğuna, yani cezai ehliyeti olmadığına dair rapor istiyorsunuz. Eğer öyle ise, mecliste işi ne? Siz en iyisi bu pisliği temizleyecek başka birisini bulun.” 

Fatma Medeniye Hanım, kaldırıldığı Fransız Pasteur Hastanesi'nde 48 saat hayatta kalma mücâdelesi verdikten sonra öldü. Kurşun yaraları bir Ermeni doktor tarafından ameliyat edildi, başındaki darbe yarasına ancak pansuman yapılabildi. Beyin sarsıntısı geçirdiği için, o sırada Türkiye'de vâzife yapan meşhur Alman cerrah Nissen arandı ama bulunamadı. Ve Medeniye Hanım hâdiseden iki gece sonra, kardeşine “İntikam peşinde koşma!” vasiyeti bırakarak hayata veda etti.

 RecepZuhtuSoyak_1

Recep Zühtü Cinayetten Sonra da, Meşhur Rakı Sofralarının Müdâvimi İdi

Bu elim hâdise gazetelere yansımadı. Çünkü gazeteler, telefon ve telgraflarla “Atatürk'ün yakın arkadaşı, Milletvekili Recep Zühtü Soyak'ın alâkalı olduğu bu mevzuun, kamuoyunda duyulması hoş değildir” şeklinde ikâz edilmişti. Dâvâ da açılmayabilirdi. Lâkin hâdisenin tümüyle örtbas edilme gayreti, M.Kemal'in sofracısı ve hizmetkârı olan Cemal Granda tarafından “M.Kemal ve İnönü'den geri döndü”, “Hattâ Recep Zühtü, hâdiseden sonra M.Kemal'in yanında bile geçemedi” denilse de, resmî kayıtlar aksini ispatlıyor. Çünkü Recep Zühtü, Zonguldak Milletvekili olarak vazifesini ifâya devam ettiği gibi, M.Kemal'le hiçbir vakit irtibâtını kesmedi. Meşhur sofraların müdâvimi olmaya devam etti.

Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü tarafından 1955 yılında yayınlanmış olan “Atatürk'ün Nöbet Defteri 1931-1938” adlı kitapta, bu dönemde Atatürk ile görüşen isimlerin dökümü bulunmaktadır. Tabiî tüketici bir liste olmaktan muhtemelen uzak olsa da, bir fikir vermektedir. Nöbet Defteri, 1 Ekim 1931 tarihinden başlamaktadır. Buna göre, Recep Zühtü, 1932 yılında 61, 1933 yılında 16 ve 1934 yılında da 13 kez Atatürk ile görüşmüştür. Atatürk, 1935 yılında cinayetten sonra Recep Zühtü ile ilk kez 31 Mayıs'ta görüşmüştür. Bu yılın ikinci görüşmesi 7 Temmuz'da yapılmıştır. 1936 yılında da iki görüşme daha gerçekleşmiştir. 1937 yılında görüşme sayısı hayli yüksektir: 23 kez. Son görüşme 25 Kasım tarihlidir. Demek ki, “yanından geçememek” bir yana; Granda'nın anılarında yer alan, “bir daha da onu Atatürk'ün sofrasında görmedik” cümlesi, hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır. [Cemil Koçak, Star Gazetesi, 6 Nisan 2013 tarihli nüsha]

Zaten dâvâ açılmış olsa da, kısa bir vakitte berâat kararı çıktı. Mahkeme bu kararı alırken iki delile dayandı: Pasteur Hastanesi hasta kayıt defterinde yazılı ölüm nedeni ve Recep Zühtü'nün hâdise esnasında akli dengesinin yerinde olmadığına dair, Bakırköy Akıl Hastanesi'nden verilmiş rapor.

 

Dr.Mazhar Osman: 46 Raporlu Deli'nin Meclis'te Ne İşi Var?

Lâkin deliller epey su götürürdü. Pasteur Hastanesi hasta kayıt defterinde ölüm nedeni “kangren” olarak gösteriliyordu. Ancak bu, Latin alfabesiyle yazılmış defterdeki diğer yazıların aksine, Osmanlıca yazılmıştı ve üstelik mürekkep diğerlerinden farklıydı. Öte yandan, hâdiseden sonra Recep Zühtü'nün arkadaşları kendisini evvelâ Ortaköy Şifa Yurdu'na yatırmış, daha sonra Bakırköy Akıl Hastanesi'ne götürmüşlerdi. O dönemin tek akıl hastanesi olan Bakırköy'ün Başhekimi, meşhur Rûhiyyâtçı (psikolog) Dr. Mazhar Osman'dan “Recep Zühtü'nün cinnet hâlinde metresini vurduğuna dair” rapor istendi. Recep Zühtü'nün milletvekili adayı olduğunu duyan Dr. Mazhar Osman, rapor vermeyi kabul etmedi. Açıkçası “örtbas etme” mevzuuna karışmak istemedi: “Recep Zühtü'nün deli olduğuna, yani cezai ehliyeti olmadığına dair rapor istiyorsunuz. Eğer öyle ise, mecliste işi ne? Siz en iyisi bu pisliği temizleyecek başka birisini bulun.”

 DeliRaporuMecliste BasbakanlikCumhuriyetArsivindekiDilekce

Deli Raporunu Kılıfına Uyduran Fahrettin Kerim Gökay'dır

Bunun üzerine Mazhar Osman'ın asistanlarından Dr. Fahrettin Kerim Gökay'a müracaat edildi. Fahrettin Kerim, arkadaşları Rüştü Çapçı ve Recep Ferdi ile birlikte “hâdise esnasında şuuru yerinde değildir” raporunu verdi. Onların verdiği raporun yanında, Adli Tıp İşleri Müdürü de hâdisenin yaşandığı yeri inceledi ve raporu uygun buldu. Savcılığın iddiânâmesi ve raporlar mahkemeye sevk edildi. Bunun sonucunda mahkeme, TCK 197. Madde uyarınca, Recep Zühtü'nün hâdise esnasında şuurunun yerinde olmadığı ve cezai ehliye sahip olmadığı hükmüne vararak berâat kararı verdi.

 FatmaMedeniyeHanim_1

Fatma Medeniye Hanım Cinayeti T.B.M.M.'nde

Mevzu T.B.M.M.'ye, Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı'nın başlattığı tahkikatı haber veren; 17 Şubat 1935 tarihli, Adalet Bakanı Şükrü Saraçoğlu imzalı dilekçe vesilesiyle geldi. [T.C.Başbakanlık Devlet Arşivleri 30-10-0-0/9-52-8] 11 Mart 1935 tarihli oturumda görüşülen dilekçe, meclis zabıtlarına şu şekilde geçti: “Sinob saylavı Receb Zühdünün bir kadını yaralayarak öldürdüğüne dair Başbakanlık tezkeresi.

BAŞKAN —Hükümetten bir tezkere vardır, okutacağım: Büyük Millet Meclisi Yüksek Reisliğine… Sinob saylavı Receb Zühdünün, 10 yıldan beri beraber yaşadığı Fatma Medine adındaki kadını henüz katiyetle anlaşılmayan sebeblerden dolayı 10-II-935 gecesi Çengelköyünde baş ve bacaklarından kurşunla vurduğundan dolayı hakkında Üsküdar Cumhuriyet Müddeiumumiliğince hazırlık tahkikatına başlanmış olduğunun ve Fransız Pastör hastanesinde tedavi altına alınan yaralının 12-II-935 salı günü saat 19,30 da öldüğünün teşkilâtı esasiye kanununun 17 nci maddesine tevfikan Adliye vekilliğinden 17-II-935 günlü ve 54/45 sayılı tezkere ile bildirildiğini arz ederim. Başbakan İ.İnönü

BAŞKAN —Bu tezkere Divanda da müzakere olundu. Teşkilâtı esasiye kanununun 17 nci maddesine göre Hükümet Yüksek Kamutaya bildiriyor. Hazırlık tahkikatının neticesine kadar şimdilik yapılacak bir şey yoktur. [T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Devre:5, Cild:1, Üçüncü İnikad: 11 Mart 1935]

 

Deli Vekil Recep Zühtü'nün 46 Raporu T.B.M.M.'nde

Kısa bir süre sonra da Recep Zühtü'nün 46 raporu, meclis zabıtlarına şu şekil geçti ve bu alçakça hâdisenin üzeri örtülerek, güyâ tarih çöplüğüne atıldı: “Fatma Medeniyeyi öldürmekten suçlu olan Zonguldak saylavı Recep Zühtü Soyakın muhakemesinin menine karar verildiğine dair Başvekâlet tezkeresi.

BAŞKAN —Bundan bir ay evvel Zonguldak mebusu Receb Zühtü Soyak hakkında takibatı adliye yapılacağına dair Hükümetin bir tezkeresi okunmuştu. Tahkikat neticesinin alındığına dair Başvekâletten gelen tezkereler vardır, okunacaktır: Büyük Millet Meclisi Yüksek Reisliğine… 18-II-1935 tarih ve 6/316 sayılı tezkereye ektir. Fatma Medeniyeyi öldürmekten suçlu olan Zonguldak Saylavı Receb Zühtünün muhakemesinin menine karar verildiğine dair Üsküdar ve İstanbul Cumhuriyet müddeiumumiliklerinden yazılıp Adliye vekilliğinden tevdi olunan yazıların tasdikli suretleri bilece sunulmuştur. 22-IV-1935 Başvekil İ.İnönü

İstanbul C.M.U.liginin 16-IV-1935 günlemeçli ve 935/2058 sayılı yazısı örneğidir. Yüksek Adliye Bakanlığına… On seneden beri aralarında evlenme akti olmadığı halde birlikte yaşadıkları Sabri kızı Fatma Medeniyeyi tabanca kurşunu ile yaralayıp binnetice ölmesine sebebiyet verdiği iddiasile suçlu sanılan ve halen Zonguldak saylavı bulunan Receb Zühtünün Üsküdar birinci sorgu hâkimliğince yapılan ilk tahkikat sonunda muhakemesinin menine 28-III-1935 gününde karar verildiğine dair Üsküdar C.M.U.liginden alınan 7-IV-1935 günlü ve 1782 sayılı yazı görülmek üzere yüksek katınıza bağlı olarak sunulur. İstanbul C.M.U.si namına Başmuavin

Üsküdar müddeiumumiliğinin 7-IV-1935 günlemeçli 1782 sayılı yazısı örneğidir. İstanbul Cumhuriyet Müddeiumumiliğine… 10 seneden beri aralarında evlenme akti olmaksızın birlikte yaşadığı Çengelköyünde Lekeci Nuri sokağında eski 13 numaralı evde Sabri kızı Fatma Medeniyeyi 9/10 şubat 1935 gecesi saat 3 raddelerinde tabanca kurşunu ile yaralayıb öldürmekten suçlu Taksimde Cumhuriyet âbidesi karşısında Kalmis apartımanının 1 numaralı dairesinde mukim eski Sinob yeni Zonguldak Saylavı (Milletvekili) Receb Zühtü hakkında vakayı müteakib başlanan hazırlık tahkikatı 14-II-1935 tarihinde ikmal edilerek ayni tarihte memuriyetimizin 935/446 sayılı talebnamesile; Üsküdar birinci sorgu hâkimliğinde ilk tahkikat açılmış ve ilk tahkikat da 28-III-1935 tarihinde biterek suçlunun suçu işlediği anda tabibi müdavileri Dr. Fahrettin Kerim, Rüştü Çapcı ve Receb Ferdinin müşahedeye müstenid verdikleri raporlarla İstanbul tabibi adlisi ve Adlî tıb işleri müşahedehane müdürünün mahallinde yaptıkları muayeneyi natık raporlar ve adlî tıb işleri meclisi raporları mündericatı ve dinlenen amme ve müdafaa şahidlerinin vaki olan tarzı şahadetlerine nazaran Türk ceza kanununun 48 nci maddesinin birinci fıkrası delâletile 46 ncı maddede zikredilen aklî halette bulunduğu ve bu itibarla cezaî ehliyeti olmadığı tahakkuk ve tebeyyün eylemiş olduğundan bu sebeble ceza M.U.K. 197 nci maddesine tevfikan 28-III-1935 tarihinde muhakemesinin menine karar verilmiş ve kararı mezkûrun iktisabı katiyet eylemiş bulunduğu arz ve keyfiyetin Yüksek Adliye Bakanlığına bildirilmesini dilerim.' [T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, Devre:5, Cild:3, Yirmi Dördüncü İnikad: 6 Mayıs 1935]

Güler misin, ağlar mısın kabilinden acı bir hâdise… Neresinden tutup da, neresinden “ne” yazalım? Güneş balçıkla sıvanmıyor Kemalist ağalar!. Daha bunun gibi nice pislikler, lağım çukurundan fışkırırcasına etrafa saçılacak. Lâkin önümüzde bizi engelleyen kanunlar var. Biz, sizler kadar rahat değiliz. Siz, Allah-Kitap-Din-İmân sövüp saysanız dahi; herhangi bir yaptırım ile karşılaşmadığınız gibi, taraftarlarınızca alkışlanıyorsunuz. Hele biz, putlarınızla alâkalı bir iki kelâm edelim de bak neler oluyor? Kelâm edenlerden, Dr.Rıza Nur gibi birine “deli” yaftası vurulurken; Recep Zühtü gibi 46 Raporlu bir “deli”, 10 yıl metres hayatı yaşadığı kadını katledip, milletvekili olarak hayatını idâme ettiriyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?      

 FatmaMedeniyeHaniminKardesiHaydarAsan

Fatma Medeniye Hanım'ın Kardeşi, Mevzu İle Alâkalı Neler Anlattı?

Mevzuu bir de, 53 sene Amerika'da yaşayıp Türkiye'ye dönen, Medeniye Hanım'ın kardeşi, meşhur atlet Haydar Aşan'ın lisânından; kendisiyle yapılan bir mulâkât da naklettikleriyle okuyalım. Onun anlattıklarında da enteresan noktalar var…

“- Olayı ve olay gecesini bir de sizden dinleyelim...

H.Aşan -Ablamla Recep Zühtü arasındaki ilişki 9 yıllık bir geçmişe dayanıyordu. Bir arkadaş düğününde tanışmış ve birbirlerini sevmişlerdi. Daha sonra Recep Zühtü ablamı evlenmek vaadiyle Ankara'ya götürmüştü. Cinayetin işlendiği gece ben İzmit'teydim. “Ablan ölüyor, çabuk gel” diye telgraf aldım. Hemen trenle İstanbul'a, oradan da Fransız Pasteur hastanesine gittim. Ablam daha hayattaydı ve kendindeydi. Bir saat sonra beyin sarsıntısından ablamı kaybettik. Bu olaydan sonra Recep Zühtü'yü birkaç kez gördüm. Onu yumruklayıp öldürebilirdim. Ama ablam gözlerimin önüne geliyor ve bana “Sakın ha!..” diyordu.

O gece İstanbul'da olsaydım, Recep Zühtü Çengelköy'deki evimize giremezdi. 10 Şubat 1935 gece yarısı, sandalla Çengelköy'e gelmiş ve sarhoş bir şekilde evimize girmiş. Ablam uyuyormuş. Yatak odasına dalmış ve “Beni terk edemezsin, seni öldürürüm” diye tehdit etmiş. Ablam da ‘‘Artık bugün yarın evleneceğiz, yalanlarına inanmıyorum. Çekil git!” diye bağırmış. Recep Zühtü de hiddetle tabancasını çekmiş. Önce kabzasıyla ablamın kafasına vurmuş. Sonra hırsını alamayarak rasgele ateş etmiş. Bu kurşunlardan biri ablamı ayağından yaralamış. Ben geldiğimde duvarlar kan içindeydi.

-Ablanızın ölümünden sonra neler oldu. Savcılık olaya el koymadı mı? Dava açılmadı mı?

H.Aşan -Olay örtbas edildi. Fahrettin Kerim Gökay “Olay esnasında Recep Zühtü'nün akli dengesi yerinde değildir” diye rapor vermiş. Bu rapor daha önce babamın talebesi olan Mashar Osman'dan istenmiş. O “Ben hocamın kızı Medeniye'ye katiyen bunu yapmam” demiş ve muavini Fahrettin Kerim Gökay'a göndermiş. Ben olayın peşini bırakmadım. Çalmadığım kapı kalmadı. Herkes korkuyor, olayı duymak bile istemiyordu. Hiçbir avukat davayı almaya yanaşmıyordu. Çünkü katil Atatürk'ün yakın arkadaşıydı.

-Sizin bu girişimleriniz, karşı tarafı rahatsız etmedi mi? Suikast gibi bazı teşebbüsleri olmadı mı?

H.Aşan -Bu yolda bazı hazırlıkların olduğunu polisteki arkadaşlarımdan öğrendim. Bana gece geç saatlere kadar dışarıda kalmamamı söylediler. Ayrıca askerlik şubesine asılsız ihbarlar yapılmış. Beni iftiralarla hapsettirmek istediler. Ama başarılı olamadılar. Çünkü ben de önemli bir ailenin çocuğuydum ve yalnız değildim. Daha sonra, 1938 yılında tahsilimi tamamlamak üzere ABD'ye gönderildim. Oraya yerleştim. Bu olay da benim uzaklaşmamla kapanıp gitti.

 

M.Kemal, Recep Zühtü'yü Neden Cezalandırmadı?

-Gitmeden önce Atatürk'ten yardım istemediniz mi?

H.Aşan -Atatürk'e ulaşmaya çok çalıştım, fakat başaramadım. Bütün yollar kapanmıştı. Atatürk'ün onu cezalandırmasını hep bekledim ama olmadı.

-Yasal bütün kapılar yüzünüze kapanıyor. Pekiyi siz Recep Zühtü'yü öldürmeyi düşünmediniz mi?

H.Aşan -Hem de çok düşündüm. Birkaç teşebbüsüm de oldu ama başaramadım.  Hiç yalnız dolaşmıyordu. Yanında hep beş altı arkadaşı oluyordu. Recep Zühtü'yü hiçbir zaman affetmedim. Yüreğimdeki bu dinmeyen sızıyla ben de öbür dünyaya gideceğim.

-Recep Zühtü'yü en son ne zaman gördünüz?

H.Aşan -Yıllar önceydi. Epey yaşlanmıştı. Onunla Taksim'de karşılaştık. Topallıyordu. O da beni tanıdı, döndü döndü baktı ve çekip gitti. Kadere bakın, Recep Zühtü de ablam gibi beyin sarsıntısından öldü. Ayağı kayıp merdivenden düşmüş, başını mermer merdivene çarpmış.

-O günlerdeki dedikodulara göre ablanızın bir Museviyle ilişkisi varmış. Doğru mu?

H.Aşan -Evet doğru. Ben de ablamın ölümünden sonra duydum. Ne yapsın, evlenmek istiyordu. Recep Zühtü onu yıllarca oyalamış, bir türlü evliliğe yanaşmamıştı. Ablam da kendisiyle evlenmek isteyen bir başka erkekle beraber olmuş.” [Aktüel Dergisi, Günay Aytul Röportajı, 2-8 Ocak 1992, Sayı:26, Sayfa: 46-47]

 

 

 

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  157877

-