19 TEMMUZ 2019 CUMA

Hüseyin Yağmur

DEMOKRAT PARTİ’NİN İKTİDARDAN İNDİRİLDİĞİ ORTAM

Hüseyin Yağmur

14 Mayıs tarihli yazımızda Demokrat Parti'nin iktidara geldiği Dönemin sosyal ve psikolojik atmosferine dikkat çekmiştik.Bu yazımızda da Demokrat Parti'nin hangi sosyolojik ve psikolojik süreçte iktidardan uzaklaştırıldığını, milletin oylarıyla iktidara gelen partinin egemen güçlerce nasıl gayrı meşru duruma düşürüldüğünü ortaya koyacağız.

Demokrat Parti 14 Mayıs 1950'de iktidara geldiğinde her yönüyle harabeye dönmüş bir ülke enkazıyla karşı karşıya kalmıştı. Her türlü hürriyetin yok edildiği, ekonomik anlamda insanların açlık ve sefalete mahkûm olduğu, hatta Türk insanının ortalama ömrünün 50'li yaşlara gerilediği tam bir yangın yeriydi Türkiye.

Demokrat Parti, (Tıpkı Adalet Partisi, ANAP ve AK Parti'nin yaptığı gibi) önce ekonomiye el attı.

Demokrat Parti Ekonomik Gelişmeyle Dünya Literatürüne Girmişti

27 Mayıs Darbecisi yüzbaşı Numan Esin'in itiraf ettiği üzere Demokrat Parti 1950-1954 yılları arasında başarılı bir ekonomik icraat yaptı. Liberal bir ekonomik politika takip etti. Köylüyü, tarımı destekledi. Tarıma teknolojiyi getiren bir politika izledi. Karayolları çalışması yaptı. Sanayileşmenin ilk adımlarını attı. Milli Gelirde % 8'lik 9'luk artışlar ortaya çıktı.

Ekonomi Dergisi Capital'in dosya araştırmasına göre de 1950-53 döneminde ekonomi 4 yıl üst üste hızlı büyümeyi başarmıştı ki bu Türkiye tarihinde bir ilkti. Söz konusu dönemde ekonomi toplam olarak yüzde 53,6 oranında büyüdü. 1953 yılında her vatandaşımız 1949 yılına göre yüzde 38,5 oranında daha zengindi.

Türkiye, 1950 yılların ikinci yarısında dünyada yüzde 7 büyüme performansı ile dünya literatürüne geçmişti.Tevfik Çavdar'ın araştırmasına göre, 1948 yılında Türkiye'de traktör sayısı 1750 idi. Bu sayı 1952'de 13 bin 450'ye, 1955'te 31 bin 200'e yükselmişti. Ayrıca ülkenin en ücra köşesine yollar yapılmış, üretici çoğunluğa pazar kapıları açılmıştı.

1954'e gelindiğinde, o gün için nüfusun büyük bölümünün kırsal alanda yaşadığı Türkiye'de ekim sahasının yüzde 36 arttığını, hububat üretiminin yüzde 24 yükseldiğini, traktörün getirdiği ekonomik ve sosyal gelişmelerin yaşanmaya başlandığını görüyoruz. Başta İstanbul olmak üzere büyük kentlerin modernleştirilmesi, çimento fabrikaları, çeşitli fabrikalar, yeni karayolları, okullar, hastaneler, sosyal tesisler yapımı ile ülke bir büyük şantiyeye dönüşür.

Bu zenginlikten tabii olarak toplumun bütün kesimleri kendi paylarını almışlardı.Maaş yetersizliğinden dolayı kendilerine ‘gazozcu' denilen, kiralık ev verilmeyen, misafir olacak doğru dürüst orduevleri dahi bulunmayan askerler de bu zenginleşen sınıfa dahildiler.

İmtiyazlarını Kaybeden Egemenler Rahatsız Olmuşlardı

Öyleyse ne olmuştu da topluma çağ atlatan iktidar partisine, bir korkunç cadı rolü ustaca giydirilebilmişti?Bu sorunun cevabı çok basit ve yalındı: Toplumun Egemen kesimleri imtiyazlarını kaybetmeye başlamışlardı

Egemenlerin kabullenemediği bir diğer husus ‘Hasolarla Memolarla iktidarı paylaşmak' zorunda kalmalarıydı. Bu kabullenilebilecek bir şey değildi.Serdar Turgut'un ifadesiyle Demokrat Parti iktidarı döneminde köylü sınıfı ilk kez siyasetin içine çekilmişti.

Ülkede silahlı bürokrasiyi oluşturan ve kendilerini Atatürk'e en çok bağlı gören elit grup Atatürk her ne kadar ‘Köylü milletin efendisidir' demiş olsa da, Türk seçmenini kalitesiz olarak niteliyorlardı. Orgeneral Muhsin Batur aynen şöyle düşünüyordu:“Memleketimizde seçmenler kalitesizdir. Seçimler ve sonuçları da kalitesiz olmaktadır. Her şeyin oy çoğunluğuyla olabileceğini sanan Demokrat Parti halkı şımartıyordu.(!)

Eski dönemde her şeye hükmeden onbaşı, “Yönetimin çivisi çıktı. Ocak bucak başkanları, belediye başkanları validen önce geliyor!”diyerek yeni hali etrafındakilere şikâyet ediyordu.

Egemenlerin CHP kliğinin bir türlü kabullenemediği bir diğer husus ise artık seçim yoluyla iktidara gelemeyeceklerine dair kendilerinde kesin bir kanaat oluşmasıdır.

1950'de uğradığı ağır yenilginin ardından İnönü,  bundan sonra iktidarı gayri meşru yoldan elde etmek için yeni bir süreç başlatır. Artık sahnede iki İnönü vardır. Biri gayri meşru yollardan darbe planlayan Milli Şef, diğeri göstermelik olarak muhalefet manevraları yapan İsmet İnönü.

1954 yılına gelindiğinde ise ihtiraslı ihtiyarın sabrı iyice tükenmiş evinde yaptığı bir gizli toplantıda darbenin düğmesine resmen basmıştır. Olayın şahidi Dr. Lütfi Kırdar bu gelişme karşısında donar kalır. (…) Paşa ‘Önümüzde seçim var' dedi. ‘Bütün gücümüzle saldıracağız ve boş yerlerini kollayacağız. Eğer yine de deviremezsek o zaman (Barutçu ve Dursunoğlu'na baktı) sizin dediğiniz yolu deneyeceğiz. Fakat tutumlarına bakıyorum da ben de size katılma ihtiyacını duyuyorum. Ama kararı seçimden sonra vereceğiz.'

Egemenler İmtiyazlarını yok eden Hükümete karşı bu gerekçe ile saldıramayacaklarına göre, tabuları ve putları devreye sokarak Demokrat Parti'yi gayrı meşru duruma düşürme oyununu vizyona soktular.

Darbeciler Önce Karar Verdiler Sonra Gerekçelerini Uydurdular

Demokrat Parti'nin iktidardan düşürülmesi için yapılan tertiplerin arkasında işte bu duyguların izdüşümleri vardı.1952 yılından itibaren bazı askerler cunta hücreleri oluşturmaya başlamışlardı bile. Darbeci yüzbaşı Muzaffer Özdağ, Harp Okulunda bir grup arkadaşıyla Hükümeti yıkmak üzere bir cunta kurmuş ve kan akıtarak yemin etmişlerdi.

Ne kadar manidardır ki ülkeyi ekonomik anlamda bir derin uçurumdan çıkaran Hükümete karşı bu duyguları taşıyan askerler, ‘Geçinemiyoruz' diye şikâyete gittikleri İnönü'nün kendilerine ‘O zaman subay olmasaydınız' cevabından hiç rahatsızlık duymamışlardı.

 

CHP'li propagandacıların Demokrat Parti'yi gayrı meşru duruma düşürdüğünü iddia ettikleri birkaç argümanı irdeleyelim:

Demokrat Parti'nin Seçime Gitmek İstemediği, Bir Diktatörlüğe Yöneldiği İddiası

Tamamen uydurma olup Başbakan Menderes, tam aksine seçimlerin vaktini beklemeyeceğini bir erken seçim yapılacağını Eskişehir ve İzmir mitinglerinde ilan etmişti.

Tahkikat Komisyonları Kurularak Bazı Şahısların Sorgulanması İddiası

 Önce şu soruyu sormak gerekir. O günün mevzuatına göre iktidar partisi herhangi bir konuyu incelemek üzere bir tahkikat komisyonu kurabilir miydi? Bu sorunun cevabı evettir.Çünkü yürürlükteki 1924 Anayasasına göre bu Meclis değil Tahkikat Komisyonu İstiklal Mahkemeleri dahi kurup binlerce kişiyi yargılamıştı.Ne zamanki Demokrat Parti ayyuka çıkan Darbe söylentilerini incelemek için Mecliste Tahkikat Komisyonu kurdu, bu karar Darbenin içinde olan CHP'li kurmayları rahatsız etti.Derhal Tahkikat komisyonlarını gayrı meşru ilan ettiler.

Demokrat Parti'nin Dini Siyasete Alet Ettiği ve Ezanı Arapça'ya Çevirdiği İddiası

Demokrat Parti, Tek Partili yıllar içinde birikmiş halkın dini inançlarının önündeki bazı engelleri bir doğal yaklaşımla kaldırmıştır. Mesela Türk vatandaşlarının Hacca gitmesi yasak iken bu yasağı kaldırmıştır. Ve bunları yaparken CHP gibi oy avcılığı düşüncesiyle yapmamıştır.

Halbuki CHP 1946 yılından itibaren din istismarı sayılacak birçok icraata imza atmış, bu icraatlar dönemin egemenlerini nedense rahatsız etmemiştir.

Dönemin yakın şahitlerinin hatıraları bu istismar haberleriyle doludur. İşte onlardan birkaç

Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğini yapmış Hikmet Bayur anlatıyor:“Atatürk öldükten sonra biz seçim bölgemize gittik. Bir müddet sonra yani 1-2 ay sonra. Galiba yeni seçimlerden sonra gittik. Baktım her mahallede bir kuran kursu açılmış. Bunlar yoktu eskiden.Gittim Ankara'ya Recep'e dedim ki “Ne hâl bu?” “Ne yapayım” dedi. Bunu da İnönü yapmıştır. Bütün bunlar oyları kazanmak için. Demokratlar bunu geliştirdiler. Onlar geliştirince hücum başladı. Yahu! Bunların hiçbirini Demokratlar yapmadı.”

Gelelim Ezan Meselesine... Bir kere Demokrat Parti ezanı Türkçeden Arapçaya çevirmemiş, Türkçe okunma zorunluluğunu kaldırmıştır. İkincisi bu kanunu CHP ile birlikte çıkarmıştır.

Darbeciler, 232si general olmak üzere tam 5000 subayı,150 civarında öğretim üyesini görevlerinden atmışlardır. Çanakkale Savaşı Türk halkının yetişmiş insan gücünün yokolduğu bir savaş olarak bilinir. Çanakkale Savaşından sonra ülkenin askerinin ve akademisyeninin kırıldığı en büyük zayiatı 27 Mayıs Darbesi ortaya çıkarmıştır.

Nitekim Darbeciler geç de olsa Egemenler tarafından kullanıldıklarını anlamışlar ama iş işten çoktan geçmiştir.

Darbeci General Sıtkı Ulay Paşa da nasıl kullanıldıklarını idrak edenlerdendir. Eski arkadaşlarıyla katıldığı bir yemekte bu aldatılmış duygusunu, kendilerini kullananlara sinkaf ederek ifade eder:

Sıtkı Paşa hislendi, heyecanlandı ve şöyle bağırdı:- Ulan şu Halk Partisi bizi kullandı, kullandı.. Paçavra gibi kenara atıverdi.

Bir başka Darbeci subay Binbaşı Orhan Erkanlı da aynı aldatılmışlık duyguları içersindedir:

27 Mayıs'ı herkes istediği gibi yorumluyor, istismar ediyor veya iftiraların hedefi haline getiriyorlardı. 27 Mayıs'ı savunan kimse kalmamıştı ortalıkta. Bizler yaptığından utanan, pişman olan kişiler haline gelmiştik.”

Öte yandan halk, darbeyi CHP'nin yaptırdığına inanıyordu. Darbeciler tarafından yeni Anayasayı yapması için oluşturulan Kurucu Meclis'in 150 üyesinden 50 üyesi CHP'li, 25 üyesi CKMP'li olmasına, 75'i ise değişik kuruluş ve organlardan tayinle gelmiş bulunmasına rağmen, bunların daha çok CHP eğilimli olmaları, ihtilâlin CHP tarafından yaptırıldığına halkı inandırmaya yetmişti.

“Siz bizim Yüz yıllardır Beklediğimiz Adamı Asmışsınız”

Halkın Darbeye ve Darbecilere bakışını en çarpıcı bir şekilde özetleyen olay ise Adalet Partisi Kurucusu Saadettin Bilgiç'in hatıralarına yansıyan şu trajik diyalogtur:

“Yozgat'ın ücra bir köşesinde bir köye geldik. Ondan sonra yol devam etmiyordu. Köyün girişinde 55-60 yaşlarında bir vatandaş, kaput gömlek, kaput don, başında bir takke, boynunda bir çevre yalın ayak, bir çift öküzle düven sürüyordu. “Ağa, bize bakmıyordu ve cevap vermiyordu. Sonunda ısrarlarımıza dayanamadı:

-Ne var, ne istiyorsunuz? diye sorduktan sonra, siz burada tıkandınız, gidemiyorsunuz, yolu soracaksınız, dedi.

-Evet, dedik ikimiz birden.

Sanki takkesini geri itiyormuş gibi elini başına götürdü ve geldiğimiz yola doğru döndü. Bize kim olduğumuzu, niçin geldiğimizi sormadan: Şu yukarıdaki Kemerli Köprü'yü görüyor musunuz, onun arkasındaki kesme taşlı Kubbeli Camii'yi de görüyor musunuz?

Cevap vermemizi beklemeden devam etti: O köprü, o cami Alaaddin Keykubat zamanında yapılmış.Bu köy için yapılmamış. Kayseri-Samsun yolu üzeri diye yapılmış ama, zamanla bozulmuş. Biz 716 sene bekledik. Bir gün deve böğürür gibi koca makinalar geldi. Köycek üşüştük, bu yol yeniden açılıyordu, sevindik. Aradan çok geçmeden bu iş burada durdu. Sonradan öğrendik ki, siz bu yolu yaptıran adamı asmışsınız. Bakalım biz kaç yüz sene daha bekleyeceğiz?

Sözünü kesmeden ekledi: -Nereye giderseniz gidin.”

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  939072

-