Lütfi Bergen

DEVLET VE TEKNİK

Lütfi Bergen

Müslümanlar “medeniyet” durumunu Batı'dan teknik aktararak gerçekleştireceklerini sanıyor. Medeniyetin “adil bir toplum inşası” olduğu fikri kaybedilmiş görünüyor. “Muasır uygarlık seviyesini aşmak”tan bahsederken kullandıkları “medeniyet” kavramının “din” kökünden geldiği unutulmaktadır.

Nurettin Topçu, Batı'dan teknik almaya karşı idi. O'na göre her millet tekniğini, kendi felsefesiyle, ihtiyaçlarına göre üretmelidir. “Teknik; kültürden sızan  bir usare, kültür ağacının yetiştirdiği bir meyvedir. Halbuki, bizim kendi kültürümüz tekniği yaratmadı. Onu emanet bohçalar içinde Batı'dan aldık, yaratmanın zevkini biz yaşayamadık (...) Medeniyet, satın alınır zannettik, elbiseyi aldık, insanı göremedik bile. Hazır aldığımız teknik, sahibi tarafından kullanılamayan, sahibine yabancı bir  gizli el tarafından sahibinin hesabına ve onun varlığında kullanılan bir bıçak gibi benliğimizde derin yaralar açtı” (Kültür ve Medeniyet, Dergâh Yayınları, 1998: 19).

Nurettin Topçu, “sanayileşerek kalkınmak” fikri etrafında örgütlenen siyasi mecraların kabul edemeyeceği şekilde “köy iktisadı” öneriyordu.

Nurettin Topçu'nun fikir örgüsü içindeki “sanayisizleşmek”ten her bahsettiğimizde Anadolu gençliği bize şu itirazı yöneltmektedir: Ülkeye bir düşman saldırısı olduğunda kendimizi savunmayacak mıyız?

Tekniğin halktan ayrıştırılması gerekir; teknik, devleti ilgilendiren bir tasavvurdur. Teknik, halkın meselesi değildir. Halk, teknik gelişmenin malzemesi, taşıyıcısı, üreticisi kılınamaz.

Nitekim, Osmanlı'da da teknik, halk için değil, devlet için araçlaşmıştır. Devlet, kendi çağının en modern gemilerini yaparken; halk, tımar sisteminde arpa-buğday ekip biçmenin derdini sürmüştü.

Bir manifaktür imalat sistemi olan ahilik de küresel pazarın ihtiyaçlarından önce yerel pazarın tüketim taleplerini karşılamaya çalışmaktaydı. Ne zaman “devlet teknolojisi” fikrinden vaz geçilip “halk için teknoloji”ye geçildi, mülkiyet sistemi, üretim biçimi değişti. Teknik halk için borçlanma getirdi.

“Sanayisizleşmek” fikrimize direnen gençler “Batı Türkiye'ye atom bombası atarsa nasıl mukavemet edeceksin?” şeklinde de itiraz ediyor.

Nagasaki'ye atılan bomba, 74.000 sivilin hayatını kaybetmesine neden oldu. Bu bombaların benzerlerini Müslümanların yapıp-kullanmasını İslâmî aidiyetlerimizle bağdaşır görecek miyiz? Bosna'da erkekleri öldürüp kadınları iğfal eden zihniyetle, benzeri zulümle mi mukavemet edeceğiz? “Dişe diş” mi diyeceğiz?

Zalim bir halk olmaktansa, Âdem'in oğlu Habil olmak yeğdir.

Üstad Sezai Karakoç'un “İslamı öyle güzel yaşa, öyle yaşa ki seni öldürmeye gelen sende dirilsin” dediği zeminde durmak gerekmektedir.

Teknik-endüstri halkları güçlü kılmamaktadır. Daha üst teknoloji üretilmedikçe, teknik, başka ülkelerin halkının kullanımına açılmamaktadır. Kaldı ki, teknik, disiplin toplumunun aletidir.

Halkın geçiminin önünü açmak, adaleti tesis etmek devletin varlık sebebidir. Topraktaki gaz-petrol-madenleri çıkarmak ise halkın görevi değildir. Halkın asıl görevi devlet tüzel kişiliğinin meşruiyetini sağlayacak şekilde “toprakta milli varlık” durumunda hayat sürdürmektir.

Muhafazakârlık, devlet (teknik) ile halkı (toprak) birbirinden ayıramamıştır. Tekniği halkın tarihe çıkışının aracı sanmıştır. Halbuki, ruy-i zemine halifetu'l arz olarak inen halktır, devlet değildir.

Bugün Osmanlı bakiyesi Balkan topraklarına ziyarette bulunan bürokratlara, o bölgelerde rast geldikleri Müslümanlar şöyle demektedir: “Ne zaman geleceksiniz, bu toprakları sizin için bekliyoruz.” Görev bundan ve vergiden ibarettir.

Anadolu'ya gelen Horasan erenleri de yerleştikleri mezralarda bahçe bostan açarak, değirmen kurarak diyar-ı Rum'un Müslümanlaşmasını sağlamışlardı.

Müslümanlar varlıklarını tekniğe borçlu görmedi. Hz. Musa (as), Mısır uygarlığına karşı âsâsı dışında bir endüstri (yapılmış eşya) ile gitmemişti. Allah'ın çobanı, Mısır'ı alt etmişti.

Musa (as)'nın çabası endüstri toplumu tasavvuruna ait değildir. Mısır'ı çökerten teknik değil, İsrailoğulları'nın hicret etmesiydi.

Musa'ya inanın. Hasırda yatan Peygamber'in yalınayaklı ashabına inanın. Kudüs'ü yamalılar fethetti. Buna inanın.

Halk topraktır, devlet tekniktir.

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  589884

-