25 EYLÜL 2020 CUMA

DEVRİM DİYE YUTTURULMAYA ÇALIŞILAN İŞGAL


DEVRİM DİYE YUTTURULMAYA ÇALIŞILAN İŞGAL

Her fırsatta bir bağımsızlık değil gerçek bir özerklik istediğini belirten Tibet halkının direnişini ayrımcılık ve bölücülük olarak yorumlayan Çin yönetimi, ayaklanmaları halkın yok edilmesi için fırsat olarak görmüştür. Yaklaşık 1.5 milyon kişinin hayatını kaybettiği bu işgalde Tibet halkının kültürüne yönelik düzenlenen operasyonlar ise Budizm'e açılmış bir savaş olarak gözükmektedir. Çin, yürüttüğü politikalarla bir halkı olduğu kadar bir inancı da kendi himayesinde ve kontrolünde sürdürmek, menfaatleri uğruna kullanmak istemektedir.

Yer Tibet
Tarih 1950-…
Fail Çin
Ölü Sayısı Yüzbinlerce
PÖ'DEN TİBET'E
Kendi halkı tarafından ‘Pö' olarak adlandırılan Tibet, yüzyıllardır Çin'in baskısı ve sömürgeci uygulamalarına maruz kalmaktadır. 1750'de Çin temsilcisinin öldürülmesi olayını bahane ederek Tibet'e asker sokan Çin, öldürülen temsilci yerine iki temsilci göndererek Tibet'in iç işlerine daha fazla müdahil olmaya başlamıştır.
Özellikle- ruhanî lidrler olan Dalai Lamaların varlığından rahatsız olan Çin, sömürü politikasının önünde en büyük engel olarak gördüğü Dalai Lamalara karşı suikast girişimleri düzenlemiş, genç yaşta öldürülmelerine sebep olmuştur. 20. asrın başlarında ise bölgede Rusların emellerini bahane eden İngiliz güçleri Tibet topraklarına zorla hâkim olmaya çalışmışlardır. İngilizlerin çekilmelerinin ardından Tibet 1907 yılında Çin ile olan ilişkilerini, dış politi-kada ‘merkeze bağımlı özerklik' olarak tanımlamıştır. Ancak Çin İmparatorluğu'nun çöküşüyle beraber Tibet, 1913 yılında Dalai Lama'nın yayımladığı bir beyannameyle bağımsızlığını ilan etmiş, bu tarihten itibaren 36 yıl sürecek bir bağımsızlık dönemi yaşanmıştır.
TİBET ÇİN'İN AYRILMAZ PARÇASI MI?
24 Kasım 1949'da Pançen Lama'nın ricasıyla Tibet'i kurtarmak(!) için Tibet topraklarına girdiğini iddia eden Çin, herhangi bir direnişle karşılaşmamış ancak giderek artan inanca yönelik tutumlarından dolayı Tibet halkının bir arayışa girmesine neden olmuştur. Bir sulh arayışı içine giren Tibetliler için öncelikle Hindistan devreye girmişse de Çin'in tutumu karşısında geri çekilmek zorunda kalmıştır. En büyük desteğini yitiren Tibet, 30 Eylül 1950'de Çu En Lay'ın Tibet'in kesin olarak Çin'e ilhak edileceğine dair açıklamasıyla toprakları üzerinde Çin baskısını biraz daha fazla hissetmeye başlamıştır. 7 Ekim'de başlayan Çin kışkırtmalarından sonra 19 Ekim'deki Çamdo bölgesinin işgalinde 4 bin Tibetlinin öldüğü belir-tilmiştir. Bundan sonra harekete geçen Çin, “Üç milyon Tibet halkını emperyalizm baskısından kurtarmak(!) ve Çin'in batı sınırında milli müdafaayı sağlamlaştırmak üzere Çin kuvvetlerinin Tibet içerisine doğru ilerlemesi için izin veril-miştir.” açıklamasının ardından Tibet içindeki işgalini kökleştirmeye başlamıştır (1950).
7 Kasım 1960'da Tibet halkı yaşadıklarından dolayı son çare olarak BM'ye başvurmuşsa da BM, ‘Çin ile Tibet'in bu işi sulh ile halledeceklerini ümid ettiklerini' belirterek Tibet halkını Çin zulmüne teslim etmiştir. 20. asırdaki bu işgal ve gerçekleşecek sömürü BM tarafından onay aldıktan sonra hızla devam ederken Çin'in bölgede tek güç olmasına ve bugünkü konu-muna erişmesine imkân sağlanmıştır. Tibet BM'nin bu kararından sonra tek çare olarak 15 yaşındaki Dalai Lama'yı henüz rüşde ermemesine rağmen yönetimin başına geçirmek zorunda kalmıştır.
İşgal ettiği toprakların adını ve yapısını değiştirerek bölgeyi Çinlileştirme hareketine başlayan Çin'in Tibet'i işgalinin ar-dından 3 vilayet üzerine kurulmuş olan Tibet'i 5 vilayete böldüğü bilinmektedir. Tibet'in doğu topraklarının yarısının Çin'in Çinghai, Yunan, Gansu ve Sichuan vilayetlerine katıldığı da bilinirken 1965'te Tibet Özerk Bölgesi ilan edilmiş olmasına rağmen bu sözde bir özerklik olmuş, Tibet halkına bir fayda sağlamamıştır.
‘ÇİN'LE BİRLEŞİK KALMAK'
Çin'in 1950'lilerden itibaren başlayan Tibet işgalinde Tibetliler tam bir bağımsızlık değil sadece inançlarına saygı beklerken bu yaklaşımda Tibet'in dinî lideri Dalai Lama'nın ‘Orta Yol' yaklaşımı etkilidir. Tibetlilerin gerçek bir özerklik istediği Dalai Lama'nın temsilcisinin; “Ortak bir kültür ve dili paylaşan 6 milyonluk Tibet nüfusu, Çinle birleşik kalmayı yürekten istemektedir.” sözleriyle de ortaya konmaktadır. Ancak kendi menfaatleri için başkalarının haklarını görmezden gelen Çin, ancak asimile olmaları şartıyla Tibetlilere haklar tanıyacağını icraatlarıyla kanıtlamaktadır.
İşgalin başlarında Çin'e karşı durmanın anlamsızlığı düşüncesindeki Tibetliler, 1951'deki görüşmeler sonunda 17 maddelik bir antlaşmayla bağımsızlıktan çok özerklik taleplerini belirtmişlerdir. Ancak bu antlaşma Çin menfaatlerine hizmet etmekten öte bir anlam taşımamış, bir müddet sonra Tibet'e yeterince yerleşen Çin, bu antlaşmaya bile uyma ihtiyacı duymadan Tibetliler üzerindeki baskı politikalarını devam ettirmiştir. Bu antlaşma gereğince 1952'de Tibet'te bir Çin askerî bölgesi kurulmasından sonra Lhasa'da Çin bankasının şubesi açılarak bu şubeler bir yıl içinde diğer şehir-lerde yayılmış ve Tibet'in ekonomisi Çin hâkimiyeti altına a-lınmıştır.
17 maddelik antlaşmanın üzerinden bir yıl geçmeden Tibet'in bütün kilit noktaları Çinlilerin askerî istilasına uğramıştır.
Tibet'i ekonomik anlamda bir kıskacın içinde bırakmaya yönelik çalışmalar hızla sürdürülürken ‘zirâî kalkındırma' sloganıyla münbit araziler halkın elinden alınmış, sadece Doğu Tibet bölgesinde 4 bin hektar alanın gasp edilmiştir. Uygulanan bu politika nedeniyle halk giderek yoksullaşırken Tibetli yerel kaynaklara göre 1959'da ve 1962-1963 arasında 70 bin Tibetli açlıktan ölmüştür. Çin, emellerine devam etmek adına 28 Mart 1959'da bir tebliğ yayımlayarak bu sulh antlaşmasının Tibet tarafından bozulduğunu iddia etmiş ve anlaşmayı fesh etmiştir.

Yorum Yaz

  506374

-