30 MAYIS 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

DİNDAR PARTİLER EMANET VE EHLİYETE DİKKAT EDİYOR MU?

Hüseyin Yağmur

Refikimiz Milli Gazete'de Abdülaziz Kıranşal Bey güzel yazılar kaleme alıyor. Bu yazılarda Müslümanların ve dindarların dünyevi hayata ne kadar daldıklarını, ölçü olarak artık dini ilkeleri değil, dünyevi lezzetleri esas aldıklarını örnekleriyle anlatıyor.

Milli görüşçü kardeşlerimiz de bu yazıları büyük bir iştiyakla sosyal medyada dağıtıyorlar. Saadet Partililer Kıranşal'ın yazılarıyla bir anlamda AK Partili iktidar mensuplarına da gönderme yapmış oluyorlar.

Benim de bu ‘dini ilkeler ve dünyevi lezzetler' anlamda bir gözlemim var. Abdülaziz Kıranşal Bey bu konuyu yazmadan ben de onu yazayım dedim.

Hasbelkader bizler de Milli Görüş partilerine uzun süre hizmet ettik. Bundan dolayı çok iyi biliyorum ki; kul hakkının, dindarlığın, emanet ehliyet ve liyakatin şampiyonluğunu yapan ve mevcut rejimi- mevcut iktidarları  bu bakımdan kıyasıya eleştiren Milli Görüş partileri kendi iktidar alanlarında bu konuda hiç hassas ve samimi olmadılar.

1987 yılında yapılan seçimlerde İstanbul Refah Partisi milletvekili listesine o günün çok meşhur yazarlarından Sadık Albayrak'ın  da (Maliye Bakanı Berat Albayarak'ın babası) konulacağını duymuş  idik. Parti'nin içinden çok yakın bir arkadaşımın verdiği bilgiye göre; Sadık Albayrak listeden son anda çıkarılmış ve Onun yerine partinin yöneticilerinden birinin tanıdığı olan Mardin'li bir kişi konulmuştu. Partiyle ilgili bendeki ilk hayal kırıklığı böyle oluşmuştu.

İstanbul  listesinden Sadık Albayrak gibi bir önemli bir fikir emekçisinin çıkarılıp onu yerine Mardin'den bir kişinin getirilip paraşütle konulması ehliyet, liyakat  gibi değerlerin konuşulurken şampiyonluğunun yapıldığı halde dikkate alınmadığını gösteriyordu.

Sonraki yıllarda  bendeki bu anlamda örnekler çok birikti ve özetle şunu gördüm: Milli Görüş Partilerinin genel merkez yöneticilerinin Milletvekili ve Belediye Meclisi Üyesi seçimlerindeki listelerde özel kontenjanları vardı. Bu kontenjana göre; kendi memleketlerini kendi çiftlikleri gibi onlar dizayn ediyorlardı. Bir de ayrıca İstanbul, Ankara, Bursa gibi büyük şehirlerde de kontenjanları vardı. Oralara da istedikleri kişileri koyuyorlardı.

Mesela Çorum vilayeti bir parti büyüğünün egemenlik alanıydı. Konya, Mardin, Bursa, Gümüşhane başka parti büyüklerinin….Gümüşhane'nin sahibi olan parti büyüğüne bir ara “Artık oğlunu listeye koyalım” demişlerdi de kabul etmemişti.

Bir başka parti büyüğü, uzun süre milletvekili olduktan sonra artık listeye konulmayacağı kendisine söylenince “Madem arık beni koymuyorsunuz, o zaman yerime oğlumu koyun” demişti.

Maalesef parti büyüklerimizin hemen hemen tamamında bu anlamda bir hassasiyet olmadı.

Geçtiğimiz haftalarda rahmetli Erbakan Hoca ile bir dönem Genel Merkezde çalışmış, birkaç yabancı dil bilen, uluslararası ilişkiler uzmanı  bir dava ve parti emekçisi ile tanıştım.

İktidar Partisi tarafından herhangi bir büyükşehirden 1.sıraya konulabilecek vasıftaki yüksek kapasiteye sahip bu arkadaş, bir büyük şehirde Saadet Partisi İl Başkan Yardımcılığı yaptıktan sonra milletvekili seçimlerinde aday adayı olmuş. Seçimlerde onu 15. sıradan da sonra bir yerlere koymuşlar.

Seçim çalışmaları başlayınca bu arkadaş, Mardin'li aynı  parti büyüğü tarafından İstanbul listesinin 8. sırasına konulmuş bir gençle birlikte seçim çalışmaları yapmaya başlamışlar.

Bir gün sonra İstanbul listesinin 8.sırasına konulan Mardinli bu genç “Ağabey ben doğru dürüst Türkçeyi konuşamıyorum. Bir zahmet gittiğimiz yerlerde sen konuşur musun? Ben senin yanında durayım” demiş.

Bir süre sonra seçimler sona ermiş. Seçim akşamı Mardinli genç bu kez  “Ağabey ben şunu anlayamadım. Neden beni 8.sıraya, seni arka sıralara  koydular. Seni 8. Sıraya koysalardı daha uygun olmaz mıydı?” diye saf saf  sormuş.

Milli Görüş partilerinde ehliyet ve liyakat bakımından listeler maalesef bu merkezde.

Bu anlamda diğer partiler de iyi değiller. AK Parti'li bir yakınım anlatmıştı. İstanbul'da Belediye meclis üyeliği listesi açıklanınca görmüş ki; kendi ilçesindeki 1. sıraya genel merkezin lordunu, ikinci sıraya il başkanlığının lordunu koymuşlar.

Geçen seçimlerde Ak Parti'den bir vilayetimizin milletvekili adaylarına baktım. 10 kişiden 6 sı bürokrat, 4 ü siyasetçiydi. Siyaseti parti emekçisi yapıyor, listeye bürokrat kuruluyordu. Türkiye'de halen siyaseti de siyasi değil, bürokrat yapıyor.

 Hemen hemen şu anda bütün listeler bir anlamda genel merkezin seçtiği kişilerden oluşuyor denilebilir. Uzun yıllar dindar partilerde siyaset ve milletvekilliği yapmış bir dostuma bu konu ile ilgili kanaatini sordum. O da “Sağdan soldan bütün partilerin bu anlamda özenli ve dikkatli olmadığını” söyledi.

 Saadet Partisi'nin yaklaşık 500.000 seçmeni var. Bu 500.000 inanmış dava ve fikir emekçisi seçmenin temsilcilerini, milletvekili ve meclis üyelerini 5-10 kişi seçiyor. Bu sırada kadim dini değerler değil, hemşericilik başta olmak üzere birçok dünyevi lezzet esas alınıyor.

 Ali Müfit Gürtuna'nın Fazilet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı yapılması da Genel Merkez Yöneticilerin, dini değerleri değil, dünyevi lezzetleri tercih etmesinin bir sonucuydu.

Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesi Başyazarı iken  “Gazete köşeleri köşe yazarlarının babasının malı mıdır?” diye bir soru sormuştu.

Ben de bu sorudan hareketle  şunu söylüyorum: Milletvekili ve meclis üyelikleri listeleri , Genel Merkezlerin, Genel Başkanların, Genel Merkez Yöneticilerinin babasının malı değildir. Diğer partileri bilemem ama dindarlığı savunan partilerde bu listeler ümmetin bir emanetidir, milletin bir emanetidir, davaya emeği geçen parti üyelerinin ve seçmenlerin bir emanetidir. Hiç kimse bu emaneti babasının malı gibi kullanmamalıdır.

Milli Görüş Partileri, emanet, ehliyet, kul hakkı gibi değer ve söylemleri samimi bir şekilde önce kendi partilerinde hayata geçirmelidirler. Listeler lordlara değil o listedeki yeri hak eden fikir ve dava emekçilerine bırakılmalıdır.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  386336

-