12 ARALIK 2019 PERŞEMBE

Elif Sönmezışık

DİNLEMEK

Elif Sönmezışık

Sohbeti bir kültür olarak her zemine yedirmiş bir medeniyetin devamıyız. Bu durum bilhassa şehir merkezi dışında kalan bölge ve yörelerde yazılı kültürün önüne geçecek kadar kuvvetli bir damar oluşturmuş. Dolayısıyla bizde dinlemek bahsi, adaba dâhildir ve bir ananedir.

Konuşma, dinlemenin zıddı sayılır. Dinleyen olmadıkça konuşmanın, konuşan olmadıkça dinlemenin mümkün olmadığı bir hakikat.

Osmanlı devrinde bilhassa medrese adabı bu iki fiilin birbiri ile iyi geçinmesiyle temellenmiş. Hatta “kulak mollası” diye bir molla meşrebi de o zamanlardan bize yadigâr. Bu tabir, ilim tahsili sırasında üstadının yanında gezinen ve onun ağzından çıkacak ilmî ve hikmetli sözleri takip ederek ezber yapan bir grup talebe ya da hocayı ifade ederdi. Onlar ilmi yalnızca dinleyerek tahsil ederdi, yani öğrenirdi.

Osmanlı'ya dair bilgisi geniş sohbetçilerimiz, sık sık kulak mollalarına gönderme yapmayı ihmal etmezler. Çünkü bu gelenek ilim erbabının hayatının parçasıydı.

Eski devirlerden bu yana, dinlemeye ve kulağa dair bunca deyim ve özdeyişin gelmesi boşuna değil elbet.

“Kulağı ile beslenmek” ya da “kulağından beslemek” diye deyimleşen bir Hz. Mevlâna sözü var mesela. Hazret, insanın asıl beslenme organının kulak olduğunu açıkça ifade eder, “İnsan karnından değil kulağından beslenir.” der. Yani dinleme işi, bünyeye yemekten faydalıdır.

Tahirü'l-Mevlevî, Mesnevî'nin ilk on sekiz beyitinin şerhinde dinleme bahsini geniş olarak ele alır. “Dinle, bu ney neler hikâyet eder,/ Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.” beyitinden yola çıkar ve “Şu kadar söylenilebilir ki tasavvufda şart-ı âzam  ve sebeb-i akdem: söylemek değil, dinlemekdir.” diyerek konuya açıklık getirir. Dinleyen ile dinlemeyen arasındaki uçuruma dair, hem ayetler nazarında hem de dinleme geleneğinin temellerine ilişkin anlatımlarında net bir izah sunar. Zira “Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle” (Taha Suresi: 13) ayetini özellikle alıntılar ve  “Enbiyâ ve evliyâ hazerâtının yüksek sözleri mahz-ı nasihattır.” der.

Eskiler, kıymete değer insanların konuştuklarını önemsemişler ve onların dinlenesi olduğuna dikkat çekmişler. Dinlemeye değmeyenler, birikimsiz, eski tabirle ilimsiz, tecrübesiz, irfan yoksunu olanlardı. Buradaki dinleme meselesi, kazanım ve öğrenmeye dair sadra şifa sohbetler içindi.

Türkiye'de özel kanallar devri başladığından bu yana, bir türlü tatmin olamayan konuşma ihtiyacımızı keşfettik. Bugün bu ihtiyacı sosyal medya daha kestirme yollardan karşılıyor. Herkesi katılımcı olmaya iten ve yalnızca bakma-görme temelli sosyal ağ prensipleri var.

Şimdilerde beden dili ya da iletişim psikolojisi eğitimlerinde iyi dinleme bir fazilet ya da ahlak numunesi olarak kabul görmese de kapıları açan, başarıya götüren, iddiayı destekleyen bir anahtar olarak ilk maddeler arasında yer alıyor.

Siz konuşmayı çok sevseniz de bu yönünüzü dinleme ile dengelemek yerine işinizi görecek kadar gerekli yerlerde dinlemeniz yeterli. Bir alışkanlığa dönüşmese de olur. Gençlerin zamana ve hayata tutunmak için dinlemeyi işlevsel olarak değerlendirmeleri gerekiyor. Yani bir nevi eğitim semineri öğretisi, diplomaya eklenecek artı değer olarak görüyorlar.

Günümüz kariyer planlama stratejisi olması dışında, dinleme eyleminin hayata dair bir karşılığı pratik manada neredeyse yok gibi. Okullarda içinde öğretmen olduğundan şüphe edilen -aslında içinde öğretmen olan- gürültülü dershanelerin artık kronik vaka olması ve normal algılanması da bu yüzden. Aile içi eğitimde ebeveyn ve çocuk ilişkisinde konuşma ve dinleme hiyerarşisi belirsizliği, çoğu kere yapıp-etme ile aşılmaya çalışılıyor. Misal; çocuk huysuzlandığında hoşuna gidecek bir şey alma ya da eline tablet tutuşturma gibi…

Bunlar hayatın en tabanını ve en geniş alanı tutan basit meseleler… Yukarıya doğru çıktığınızda ve eğitim, iş ve aile bahsinde özel durumlara eğildiğimizde dinlemeye verilen değerin azalarak hayatımızdan çekildiğini anlıyoruz.

Dinleme artık bir disiplin adı olarak karşımıza çıkamıyor. Okul, cami ve kültür sanat mahfilleri gibi alanlar, bu disiplinin anlaşılması ve uygulanması için sayılabilecek belli başlı merkezler… Dinleyeni olduğu müddetçe her işinin ehli, ilim ve irfan sahibi zevat, konuşmaya hazır olacaktır. Arz-talep dengesi, kurumların teşviki, halkın iştiraki ile mümkün. Giderek yaygınlaşan kültür etkinliklerine dinleyici olarak dâhil olmazsak, bu alandaki çalışmaların yeterliğini de sınayamayız.

“Kulak mollaları” bahsi, daha kaliteli bir toplum olma, ilmin ve yerel tecrübenin hızla yaygınlaşması ve yararlı okumaların yapılabilmesi adına; konuşmanın, hatta çok konuşmanın marifet sayıldığı şu zamanda bir hatırlatma olarak başköşemizde, bir misal olarak şöyle bir dursun istedik.

 

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

  1. meryem sahin

    Ne kadar dogru bir konuya parmak basmissiniz degerli kardesim. Konusmak dinlemenin onune gecti. Onunla birlikte bircok kavram ve kural da yer degistirdi..

Yorum Yaz

  575836

-