9 ARALIK 2019 PAZARTESİ

Ahmet Doğan İlbey

DİNSİZ TEVFİK FİKRET’İN M. KEMAL VE CHP’Lİ AYDINLARA TESİRİ

Ahmet Doğan İlbey

Bu milletin dinini, kültür ve medeniyetini “redd-i miras” eden, aşağılayan ve Avrupa'nın inançsız düşüncesinin ve edebiyatının ajanlığını yapan Batılılaşma yanlısı lânetli aydınlardan hâlâ kurtulamadığımız bir zamanda bir gazeteci-yazar yazısına iştiyakla şöyle başlık atmış: “Tevfik Fikret'i tanımak”

Bu lânetli aydınların başında Tevfik Fikret de vardır. Batıcı ve pozitivist aydın ve idarecilerinin inançsızlık taşıyan inkılâplarından çok çeken mazlum ve mazrur Türk milletinin çocuklarına Tevfik Fikret'i tanıtmak gaflet üstü gaflettir.

 Bu ülkenin çocuklarına Fikret okutmak ihânettir

“Ben benim, sen de sen; ne Rab, ne ibâd (kullar)!” diyen, yâni insanın kendi başına bir fert olduğunu, kimsenin Allah'ın kulları olması gerekmediğini söyleyen Tevfik Fikret, Allah inancını reddetmiş bir dinsizdir.  

Dini ve peygamberleri olmayan, dünya hayatına karışmayan aklî bir Tanrı'ya, felsefi mânasıyla hem deizme ve hem pozitivizme inanan Tevfik Fikret'in M. Kemal ve ilk dönem Chp'li aydınlarda tesiri fazladır.

M. Kemal'in düşünce yapısı ve kişiliğinin oluşmasında dinsiz Tevfik Fikret'in büyük bir rolü var. “Cumhuriyet, sizden fikri hür, irfanı hür nesiller ister” sözünü Fikret'in “Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr ü bâl / (…) fikri hür, irfânı hür, vicdânı hür bir şairim” mısralarından ilham ve fikir alarak söylemiştir. (Tevfik Fikret ve Atatürk Üzerinde Etkileri, AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı Web Sitesi)

Fikri hür olmak, İslâm'ın buyruklarından koparak, yalnızca aklın ve dini esas almayan biliminin gösterdikleriyle düşünmek ve bir mânada dinsiz olmak demektir. “Vicdanı hür olmak” la dinden arındırılmış bir vicdan kastediliyor.

“İrfanı hür olmak” tan da yine İslâm'ın bilgi ve hikmetleriyle irtibatı kesilmiş dinsiz bir bilgi ve kültür kastediliyor. Çünkü “Kudret-i külliye'nin yerini kudret-i irfan…” mısraıyla bilimin kudreti Tanrının kudretinin önüne geçeceğini söyleyen yine Fikret'tir.

İkisinin düşünceleri mukayese edildiğinde Fikret'in ümit bağladığı genç tipiyle, M. Kemal'in istediği genç tipi aynıdır. Pozitivist, yâni dinsizliğe dâvet eden “âmentüleri” birdir. Bu anlayışı başta M. Kemal olmak üzere Cumhuriyetin kurucusu Chp'li aydınlar “yeni bir iman” olarak kabul etmiş ve devletin ideolojisi hâline getirmişlerdir.

Tek Parti Dönemi'nde İlköğretim Genel Müdürlüğü de yapan Kemalist ve Chp'li Yunus Kâzım Köni koyu bir Fikret'çidir. “Haluk'un Amentüsü ölü fikir İslâm ananelerine karşı kudretle, cesaretle savunulmuş bir ümit sayhasıdır. (…) Garplı olan bu şairin Amentü'sünde Promete, ilahlara, Allah'a (…) karşı beşerî iradeyi (…) ifade eden bir semboldür.” (Şerafettin Turan, “Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olayalar, Düşünceler, Kitaplar, TTK y., s.51)

“Toprak vatanım, nev-i beşer (insanlık) milletim / İnsan olur ancak ona izanla (akılla /) inandım / Şeytan da biz, cin de, ne şeytan, ne melek var / Dünya dönecek cennete insanla, inandım” mısralarıyla dine bağlı milliyet ve vatan anlayışı olmayan keskin bir hümanistti Fikret.

 M. Kemal, Fikret'in dinsiz fikirlerini ders kitaplarına alıyor

M. Kemal ve Chp'li aydınlar Fikret'in dinsizlik mânasına gelen hümanist (insaniyetçilik) düşüncesini Allah'ı ve peygamberi olmayan pozitivist düşünceyle birlikte 1931'de yazdırılan “Liseler İçin Tarih Kitabı” na dâhil ederek Cumhuriyetin ideolojisi yaptılar. Onun şiirini tenkit edenlere M. Kemal ateşli bir sempatizanın öfkesiyle cevap verir:

“… O karanlıklar içinde bir nur gören ve halkı o nura doğru götürmeye çalışan Fikret, feryadı koparırken sizler neredeydiniz? Niçin içinizden kimse onun gibi feryat etmedi? Ben Fikret'e yetişemedim, onun sohbetlerinden istifade edemedim. Kendimi bedbaht sayarım, fakat onun bütün eserlerini okudum. Birçoğu ezberimdedir. O hem büyük şair, hem de büyük insandır. Fikret kimdir biliyor musunuz? O'nu tanıyanlar, benim ne yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir. Tarih-i Kadim'i yok mu; işte o, dünyada yapılması gereken bütün inkılâpların kaynağıdır.” (Şerafettin Turan, “Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olayalar, Düşünceler, Kitaplar, TTK y., s.51)

M. Kemal'in onun için “karanlıklar içinde nur gören" demesi, idrakleri Cumhuriyetin ilke ve inkılâplarıyla kirlenen bir kısım hamakat ehli seküler milliyetçileri aldatmasın. M. Kemal'in “Karanlıklar” dan kastı, Kur'ân-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin Sünnet'inden meydana gelen İslâm değerleri ve düzenidir. “Nur” dan kastı da Kur'ân'ın nuru değil, Allah'ın vahyini reddeden maddeci akıl ve bilimle elde edilen dinsiz bir aydınlanmadır.

M. Kemal ve ilân ettirdiği la-dinî altı ok Cumhuriyetinin aydınları Fikret'i aydınlanmanın (İslâm değerleri ve hüviyetinden kopmanın) öncüsü sayarlar. Onun düşüncelerinin şeriki olan Abdullah Cevdet'in, “Tevfik Fikret'in Aşiyan'ı akıl ve muhakeme insanlarının kâbesidir. Bu kâbenin ziyaretçilerinden biri de Mustafa Kemal'dir” sözü, Fikret hayranlığının en açık delilidir.

Bu güruha göre Fikret dînî inançlardan kurtulmuş ve M. Kemal'in sözüyle “Hayatta en gerçek yol gösterici olarak bilime inanmış bir insandı.”  Bu mânada “bilim”, İslâm'ın kaynak olarak alınmadığı pozitivist ve dinsiz düşüncelerden elde edilen bilgi demektir.

 M. Kemal ve Chp'li aydınlar tanrısız aydınlanmayı Fikret'ten öğrendiler

Montesquieu'u, Rousseau'yu, Voltaire'i, Diderot gibi diyar-ı küffarın dinsiz ve deist düşünürlerinin kitaplarındaki “Tanrısız” aydınlanmayı Türkiye'ye taşıyanlardandır Fikret. M. Kemal ve Chp'li aydınlar bu kitapları onun tesiriyle okuduklarını beyan etmişler, “Tarih-i Kadim'e Zeyl” adlı şiirinden ilham alarak deist ve pozitivist olmuşlardır.

“Beşerin böyle delaletleri var / Putunu kendi yapar, kendi tapar /Ara git dehrini (dünyayı), gez Kâbesini / Dinle tekbirini, işit çan sesini / Göreceksin ki, bütün boşluktur / Umduğun, beklediğin şey yoktur / Ben ne mabut, ne mubit (din adamı) bilirim / Kendimi hilkate (yaratıcıya) abit (tapan) bilirim / Müminim varlığa imanım var Enbiyadan (peygamberlerden), yaşarım müstani (çekinerek).”

Kâbe'yi, dini, tekbiri “boşluk” sayan, ben ne yaratıcı, ne de din bilirim, müminim imanım var, fakat bu iman peygamberlerden ve dinden azâdedir, diyen sözlerini M. Kemal daha tafsilatlı şekilde “Medeni Bilgiler Kitabı” na kendi sözleri olarak yazdırmıştır.

 Fikret Çanakkale Harbi'ne, şehitliğe ve cennete inanmaz                                                                                                                    

Çanakkale Savaşı'na karşı çıkan, İslâm ahkâmının sürdüğü topraklar mânasına gelen vatan mefhumuna, vatan için yapılan gâzâya ve şehitliğe inanmayan Fikret, Müslüman Türklerin “Bedrin aslanları gibi” cephede savaş yapmalarıyla istihza eder:

“… Haksız yere mahvoldu evet bunca şehidan (bu mısrada şehitliğe saygı değil, alay vardır) / Evlatları çıplak ve susuz kaldı perişan / Cennetteymiş hep babalar, bekleyedursun / Cennette değil cesetler yalçın kayalarda / (…) Cennette değil, cesetler… / Ey kutsal savaş sana lânet olsun! / Seni kutsal diye alkışlayan eller kopsun / Ey ulu serdar cihadınla geber!...”

 M. Kemal de Çanakkale'deki askerlerin şehitlik ve cennet inancına inanmazdı

Anlaşıldığı üzere, cennet ve cihatla alay ediyor, cihat yapanları ve komutanlarını “gebermek” derekesine düşürüyor. Dinsiz Fikret'in hayranı olduğunu söyleyen M. Kemal de Çanakkale'de savaşan askerlerin cihat, şehitlik ve cennet anlayışına inanmadığını Madam Corinne Lütfi Hanım'a Çanakkale'den yazdığı mektubunda açığa vurmuştu.

M. Kemal'in şahsını ve fikirlerini tahkir ve tezyif değil kastımız. Resmî târih kitaplarında ve Kemalist zümre tarafından abartılı övgülerle M. Kemal'i Çanakkale Harbi'nin en faal ve dini bütün mücahit bir komutan gibi anlatılıyor ki, çoğu gerçek değil. “Bu gerçek”, onun Çanakkale'nin en muhataralı cephesindeki komutanlığını tekzip etmek anlamına da gelmez. Hülâsa ettiğimiz şu birkaç satır M. Kemal'in Çanakkale Savaşı'nın şehitlerine bakışını ve savaştaki hâlet-i ruhiyesinin ne olduğunu anlatıyor:

“Gece gündüz başımızın üstünde durmadan şarapneller ve muhtelif topların daha başka mermileri patlıyor. Bir cehennem hayatı yaşıyoruz! Neyse ki askerlerin (…) kalplerindeki inanç da, ekseriya ölmeyi gerektiren emirlerimin ifasını fazlasıyla kolaylaştırıyor. Onlara göre ancak iki semâvî netice olabilir: Ya gâzi, yâni muzaffer, ya da şehid olmak, dosdoğru Cennete gitmek! (…) Benim adamların şehâdet peşinde koşmakla hiç de aptallık etmiyorlar! Peygamber ne kadar akıllıymış! Nasıl da erkeklerin hakiki ihtiraslarının farkındaymış. Ben şahsen, bu mü'minlerle aynı hasletlere sahib olmak gibi kabiliyetten maatteessüf mahrum bulunuyorum. Erkeklere o kadar hûri ve daha başka hoş eğlenceler vaad eden Muhammed'in kadınlar için hiçbir taahhüdde bulunmaması pek tuhaf. Kan revan içinde geçen bir hayata alıştıktan sonra (…) bizzat Allah'ı tenkid etmek için kâfi vakit bulabiliyorum. (…) Bu muhayyel istirahete kavuşmak için Allah'ınızın Cennetine gitmeye öyle kolaycacık râzı olmak istemiyorum.” (Derin Tarih Dergisi, Kasım 2014)

 Tevfik Fikret Atatürkçülerin dimağında yaşıyor

Fikret'e göre Kur'ân-ı Kerim'in fikirleri eskimiş, köhnemiş, boş fikirlerdir.  İstikbâlin modern Türkiye'sinde Kur'an-ı Kerim'e yer yoktur. “Yırtılır ey kitab-ı köhne, yarın / Medfen-i fikr (düşünce mezarı) olan sayfaların diyerek Kur'an-ı Kerim'e küfreden dinsiz Fikret'in bu düşünceleri, bizzat M. Kemal'in yazdığı “Kur'an'ın Muhammed'in düşünceleridir, Allah fikri siyasetin gereğidir, toplum tarafından icat edilmiştir…” şeklinde genişletilerek ders olarak okutulan tarih kitaplarında girmiştir. (Şerafettin Turan, “Atatürk'ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olayalar, Düşünceler, Kitaplar, TTK y., s.51)
İnkılâpçı Cumhuriyet yanlısı Sabiha Sertel'e göre Fikret, “Cemiyetleri idare eden kanunların ilahî bir iradeye tâbi olduğu inancını kabul etmez. Materyalistlerle beraber cemiyetin inkişaf kanunlarını da, tabiatın inkişaf kanunları gibi maddî kuvvetin idare ettiğini söyler. Garbın tekniğine, fikriyatına, medeniyetine kül olarak intibak taraftarıydı. O, şeriatçıların bedbaht zinciri ile ölmüş medeniyetlere bağlanmak isteyen bir değildi. Cumhuriyet döneminde Fikret'i eleştirmek Atatürk ilke ve inkılaplarına da ters düşmek demektir. Fikret'e yapılan saldırı Cumhuriyet'in ilericiliğine yapılan bir saldırı olarak okunmalı. Çünkü Fikret, yaşadığı dönemin değil gelmesi kaçınılmaz olan bir devrin ideolojisini yapmıştır.” (Prof. Dr. Mete Tunçay / Türkiye'de Sol Akımlar)

Anlaşıldığı üzere Fikret, M. Kemal'in desteğini alan ve “M. Kemal'i yaratan adam” unvanıyla laikçi Cumhuriyet inkılâplarına kaynak olarak görülür ve dini, yâni İslâmı' reddeden dâvası, Cumhuriyetin dâvası olarak kabul edilir. Onlara göre, “Fikret, istibdadın karanlık günlerinden geleceğe seslenen bir kahin, Türkiye Cumhuriyeti'nin muştucusudur.” 

 Lâdinî Cumhuriyet için Fikret bir öncüdür

1930'larda Kemalist ve Chp'li aydınların ortak görüşünü dinleyelim: “Fikret ‘eski'nin (İslâm medeniyeti kastediliyor) reddi, ‘yeni'nin ( Batı uygarlığı) tercih edilmesi mânasına geliyor. İlericiliği Cumhuriyetin ilericiliği demektir. Eskiye (Osmanlı-İslâm dönemi) ters düşen fikirleriyle Fikret hem eskinin olumsuzlanmasına hem de yeninin olumlanmasına hizmet etmiştir. O, bize inkılâp fikirleri verdi. Bugünkü laik teşekkül tarzına genç nesli ısındıranlar arasında Fikret yok mudur? Klerikal zihniyetle mücadele edenlerin başında bu şaire elbette şeref vereceğiz.” (Prof. Dr. Mehmet Kaplan / Tevfik Fikret, Devir-Şahsiyet-Eser)

Gökalp'ten beynelmilelci Fikret'e “milliyetçilik” övgüsü

Cumhuriyet ideolojisine ve M. Kemal'e birinci derecede fikir desteği olan seküler Türkçü Ziya Gökalp, “Tevfik Fikret ve Rönesans” adlı yazısında pozitivist Durkheim'in nazariyeleriyle insanlığın geçirmiş olduğu içtimai safhaları “aşiret devri”, “kavim devri”, “ümmet devri” ve “laik medeniyet devri” olarak sıraladıktan sonra bu fikirlerin Fikret'in şiirlerinde görüldüğünü söyler:

“Ümmet ruhunun çözülmesiyle millet cereyanının hazırlayıcısı olarak Fikret, şiiriyle ümmet ruhuna darbe indirerek, milliyet şuurunun yolunu açmıştır.” (Uriel Heyd, Ziya Gökalp'ın Hayatı ve Eserleri, s. 27)

Prof. Dr. Erol Güngör'ün sözüyle “Osmanlı ve Türk harsı ayrıdır” diyerek fahiş bir hâtâ yapan Gökalp'in, Fikret'in “milliyet şuurunun yolunu açmıştır” demesi de büyük bir tesbit hâtâsıdır.                                                                                                                                              

Hülâsa-ı kelâm; bu milletin çocuklarına ve okumuşuna örnek olması için hiçbir sebep bulunmayan Fikret'in yazıları ders kitaplarından kaldırılmalıdır…

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: ilbeyali@hotmail.com

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  526039

-