23 MAYIS 2019 PERŞEMBE

DOĞUMEVİ SKANDALLARI BİTMEK BİLMİYOR

1970’lerden bu yana doğumevlerinde devam eden “’doğumda öldü’ denilerek çocukların satılması” hadiselerinde sayının yüz binlerce olduğu kaydediliyor. TV8, ATV ve Show TV’de yayınlanan programlara katılan aileler, ortaya çıkan belgeler, şahitlikler ve faillerin itirafları, tarifi güç bir karabasanla karşı karşı olduğumuzu gözler önüne serdi. Sağlık Bakanlığı sessizliğini korurken, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı nihayet harekete geçti. Ortaya çıkan veriler pek çok çete ve uluslararası örgüte işaret ediyor.


DOĞUMEVİ SKANDALLARI BİTMEK BİLMİYOR

Yeni Söz Özel

‘ÖLDÜ' DENİLEN ÇOCUK ÖLMEMİŞ OLABİLİR

Kocaeli, Samsun, Adana, İstanbul diye devam eden doğumevi skandallarına her gün yenisi ekleniyor. Sayısı henüz tam olarak bilinmeyen doğumevi facialarında yarım asırdır süren bir felaketle yüz yüze olduğumuz ortaya çıktı. Aileye “öldü” denilen çocukların bir kısmının satıldığı, bir kısmının ise yurtdışına kaçırıldığı tespit edildi. Devletin henüz kapsamlı bir araştırma yapmamış olması nedeniyle cinayet ve nesep karıştırma felaketinin boyutu tam olarak bilinemiyor.

NELER YAŞANIYOR?

Pek çok kanalda süren programlar ile daha önce kamuoyuna yansıyan hadiseler incelendiğinde, fakir ailelerin sağlıklı bebeklerinin ellerinden alındığı, yurtiçi ve yurtdışına satıldığı, bebeklerin kasıtlı olarak karıştırıldığı tespit edildi. İki genç evlenmek üzere iken kardeş olduklarını öğrendiler. Düğün iptal edilip DNA testi yapıldığında kardeş oldukları kesinleşti. Skandal konusunda Adana Meydan ve Zeynep Kamil Doğumevleri üzerinde yoğunlaşılsa da, suç örgütlerinin pek çok doğumevinde halen faaliyette olduğuna işaret ediliyor.

BAKANLIK NEDEN SESSİZ?

Bir yıla yakın bir süredir gündemden düşmeyen doğumevi skandallarına her gün yenileri eklenirken Sağlık Bakanlığının ağzını bıçak açmıyor. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı ise nihayet harekete geçebildi. Diğer şehirlerde ise savcılıkların harekete geçip geçmediği bilinmiyor. Anlatılan hikâyeler işin içinde çok sayıda çete ve uluslararası örgütlerin olduğunu ortaya koyarken, Bakanlığın sessizliği ise tepkilere neden oluyor.

AMAÇ İNSAN SOYUNU KARIŞTIRMAK MI?

6 Kasım tarihli manşetimizde de dile getirdiğimiz üzere, facianın içinde yüzden fazla ülkede faaliyet gösteren FETÖ gibi CIA'ye bağlı Hıristiyan Terör Örgütü Moon'un olabileceği dile getiriliyor. Yaşananların bir bölümünün Moon'un “sonsuz barış için insan soyunu karıştırma” faaliyetinin bir parçası olabileceği dile getiriliyor. Bu kapsamda “Ay çarpması ayinleri” isimli kitapta yer alan itiraflar büyük önem arz ediyor. Gelişmeler Moon'un 2002'de Ankara'da düzenlediği toplantıda dillendirilen ‘Türkiye'de de çeşitli doğumevi ve hastanelere sızarak bebekleri değiştirdiği' bilgisini akla getirdi.

GERÇEK AMAÇ NE?

Bu şeytanî faaliyet pek çok aileyi yaralamayı sürdürürken, halk arasında da gündemden düşmüyor. Anlatılanlar ise acıklı hikâyelerin birbiri ortaya çıkmasının yanı sıra doğumevlerine olan güveni tümüyle sarsmış gözüküyor. Üç kuruş daha fazla para almak, ya da bilim masalları ile batılı şirketlerin ürün ve hizmetlerinin pazarlandığı doğumevlerinde bazı kadınların istemedikleri halde yeniden doğum yapmaması için tüplerinin bağlanması ise facianın küresel nüfus kontrolü yapan yapıların da işin içinde olduğunu gözler önüne seriyor. Tek bir amaçtan söz edilemezken, asıl amacın para olmadığı, dinî ve ahlakî evlilik yasaklarını meşrulaştırma, nesepleri karıştırma, kardeşin kardeş ile evlenmesi gibi alçakça bir amacın hedeflendiğini ortaya koyuyor.

İŞTE SARSICI ÖRNEKLERDEN BAZILARI

Ekranlara gelen hikâyelerin yanı sıra kısacık bir medya taramasında bile insanı dehşete düşüren hikâyelerle karşı karşıya kalınıyor. YENİSÖZ araştırdı, işte o korkunç hikâyelerden bazı kesitler:

‘ÖLDÜ' DENİLEN BEBEK, EVLATLIK VERİLMİŞ

Zehra Tepecik, 1979 yılında evinde erken doğumla bir erkek bebek dünyaya getirir. Ailenin İstanbul Zeynep Kamil Hastanesi'ne götürdüğü bebek kuvöze konulur, doktorlar da Zehra ve Turgut Tepecik çiftini evine gönderir. Evine dönen Tepecik çifti, 2 gün sonra tekrar hastaneye gittiklerinde “Bebeğinizi kurtaramadık, cenazede gömüldü'' denilir. Bugün 5 çocukları olan Zehra ve Turgut Tepecik çifti, 2007'de bu hadiseden 28 yıl sonra gelen bir haberle şaşkına döner. Kendisinin, Zeynep Kamil Hastanesi'nden 1979 yılında alınıp evlatlık verildiğini ileri süren bir genç, beldeye gelerek Tepecik çiftini aradığını söyler. Kimliği öğrenilemeyen genç, aileyle görüşemeden beldeden ayrılır. Turgut Tepecik, “Gencin bizi sorduğu kişiler ‘belki kötü niyetlidir' diyerek adresimizi vermemiş. Bu gencin tekrar beldeye gelip bizi bulmasını bekliyoruz'' diyor.

GERÇEK 47 YIL SON ORTAYA ÇIKTI

resim1

2012 yılında Müge Anlı'nın ATV'deki programına katılan Ayla Öniz, ailesinin kendisini atmadığı aksine Zeynep Kamil Hastanesi'nde satıldığını öğrendi. Anne Sevdiye Tufan gerçekleri şöyle anlatıyor: “O zaman eşim askerdeydi. Ben çalışarak çocuklarıma bakıyordum. İşe giderken de çocukları bakıcıya bırakıyordum. Bakıcı, Ayla'yı susuz bırakmış, hastalandı. Hastaneye yatırdım. 1 hafta kaldı hastanede. Her akşam iş çıkışı hastaneye gider ona bakardım. Bir gün bana “Kızın öldü. Kocan askerde, sen uğraşma diye, biz defnettik" dediler. Dünyam yıkıldı. Yıllarca Ayla'nın nüfus cüzdanını sakladım. Hiç fotoğrafı yoktu, nüfus cüzdanına bakıp bakıp ağladım.”

‘BEBEKLERİ SATIYORLAR'

2017'de TV8'deki yayına bağlanan anne Melahat Karabacak, Zeynep Kamil Hastanesinde bebeklerin satıldığını öğrendiğini söyleyenlerden. İkiz bebek dünyaya getirdiğini anlatan anne, bebeğinin birinin verildiğini diğerinin ise “öldü” diye verilmediğini söyledi. Doğum yaptığında 18 yaşında olduğunu hiçbir şey yapamadığını belirten anne, “bebeğin öldü biz gömdük, ölüm kağıdını sonra vereceğiz” dediler diyor. Kanalın araştırmaları sonrasında bebeğin ölmediği halde “öldü” diye kaydedildiğini ortaya koyuyor.

‘BEBEĞİNİZ ÖLDÜ DEDİLER CENAZESİNİ VERMEDİLER'

Geçtiğimiz mayıs ayında TV8'deki “Lütfiye Pekcan'la Yaşamdan Hikâyeler” programına Kayseri'den katılan Ayşe Ekincigil, doğum evinde kendi kendime doğum yaptım. Bir saat sonra bir hemşire geldi, bebeği götürdü bebeğe aldı çıktı. Ben de yıkamaya götürdüler sandım. Gidiş o gidiş, bir daha çocuk yanıma gelmedi, ‘çocuğumu emmeye getirmeyecek misiniz' dediğimde bana  “çocuğun öldü hanım, ne çocuğu” dediler. Bebeğimin cesedinin verin dediğimde “patalojiye araştırmaya gitti” dediler. ‘Ben böyle bir şey istemedim' dedim. Bu kez de “çocuk parçalandı” dediler. Eve gittim. Ertesi gün ekranda doğum yaptığım hastanede çocuk satan hemşire, hasta bakıcı ve doktorun gözaltına alındığını duyunca bayıldım.

SADECE SATMIYOR KARIŞTIRIYORLAR DA

resim2

Yine geçtiğimiz mayıs ayında “Aynı hastanede doğum yapan iki ailenin çocukları karıştırıldığı ortaya çıktı. Biri Adıyaman'a diğeri ise Trabzonlu bir çifte verilen çocukların karıştığını mahkeme tespit etti ve çocukların takas edilmesine karar verdi. İstanbul Gaziosmanpaşa'da Özel Asya Hastanesi'nde yaşanan hadise sonrasında Trabzon 3. Asliye Hukuk Mahkemesi' de “nesebin düzeltilmesi” yönünden karar verir. Kararın kesinleşmesinin ardından da çocukların ailelere psikolog eşliğinde yapılan terapiyle değişim gerçekleşiyor. Aileler ise hastaneye 3 milyon lira tazminat davası açıyor. Dahası ailelerden biri bu karışım yüzün zina suçlaması ile boşanma noktasına gelir. Yine araştırmalarda ortaya çıkan benzer hadiselerin inanılmaz boyutlarda olduğu, henüz ortaya çıkmayanlar da hesaplandığında durumun akıl almaz boyutlara ulaşabileceği dile getiriliyor.

‘BAZI HASTANELERDE ÇOCUKLARIN SATILDIĞINI BİLİYORUM'

TV8'deki programa bağlanan bir hemşire “geçmişte bazı hastanelerde çocukların satıldığını biliyorum” itirafında bulunur. Annesini arayan Dilek Kaya'yı evlatlık veren hemşire Havva K., Dilek'in gerçek annesini tanıdığını söyler. Annenin 1980 yılında Zeynep Kamil Hastanesi'nde doğum yapmış Kıbrıslı bir kadın olduğunu ileri sürer. Annesinin ise Gazimağusa'da yaşayan 75 yaşındaki Arife G. olduğu iddia edilir.

‘ÖLDÜ, CESEDİ ÇÖPE ATILDI'

resim3

resim4

resim5

resim6

Samsun'da 1985 yılında Samsun Doğumevi Hastanesi'nde 2. Çocuklarını dünyaya getiren Zühal Kılıç, Ayşe ismini verdikleri bir kız dünyaya getirir. Kuvöze diye götürülen bebeğin bir gün sonra öldüğünün bildirilir. Bebeğin ölüsünün ne olduğunun sorulması üzerine "çöpe attık" cevabıyla karşılaştıklarını cesedi alamayınca hastan eden ayrılır. “Öldü” denilen bebeğin 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde seçmen kaydında yaşadığı ortaya çıkar. Baba Mevlüt Kılıç'ın yaşananların peşine düşünce, nüfus müdürlüğündeki doğumdan 32. Sonra yapılan doğum kaydına ulaşır. Belgedeki babaya ait olduğu ileri sürülen imza da sahte çıkar. Hastane kayıtlarına göre bebek ise ölmemiş aksine taburcu edilmiş gözüktüğü tespit edilir. Gerçeğin öğrenilmesi üzerine dava açılır. Savcı zaman aşımında davasının düşmesini talep ederken, hâkim yetkisizlik kararı ile dosyayı kapatır.

İKİZ DOĞURDU BİRİ KAYBOLDU

Süleymaniye Kadın ve Doğum Hastanesi, Şişli Etfal ve Zeynep Kamil hastanelerinin ultrasyon sonuçlarına göre ikiz bebeğe gebe olan Havva Eryiğit'e 1999 yılında doğum yaptığı Zeynep Kamil'de bir bebeği olduğu söylenir. Karısı acilen sezaryen ameliyatına alınan baba Bekir Eryiğit'e “Ameliyat başarılı geçti. Karınız ve bebeğiniz kurtarıldı. Gözünüz aydın'' diyen hemşire, doktora ikinci bebek nerede diye sorar. Doktor ise “Yanılmışız, bebek ikiz değilmiş” deyince aile yıkılır. “Ameliyathanenin kapısı açıldı ve hemşire kucağında bir bebekle çıktı. Ne olduğunu sordum, hemşire beni tersledi; 'Yok ikinci bebek' dedi diyen baba Sağlık Bakanlığı'na tazminat davası açar, müfettişler ise üç ayrı hastanenin “ikiz gebelik” raporlarını ekleyerek çelişkileri raporlar. “Tek bebeğin ikiz gibi görülmesi' gibi bir hatanın yapılmış olabileceğini ifade eden Zeynep Kamil Hastanesi'nin dönemin Başhekimi Dr Doğan Cantekin, “Bir ekip, uzman doktor nezaretinde ameliyat yapmış. Bir bebeğin ortadan kaybedilmesi, daha da çirkini, 'satılması' gibi bir senaryoya kim inanır? Kötü niyetli olsak, hastanemizde terk bebekler var, onları satarız” diyor. Dönemin 1. Cerrahi Şef Yardımcısı Gülden Önal ise “Bizim mesleğimiz yanılgı mesleği” diyerek tuhaf bir açıklama yapar.

ADANA MEYDAN DOĞUM EVİNDEKİ FACİALAR

resim7

Ekranlarda bir yıla yaklaşan programlar zincirine ATV'deki Esra Erol'un programı da katılmıştı. Reşit Ongun'un gerçek anne ve babasını aramaya başlamasıyla başlayan hadiseler zinciri bitmek bilmedi. 1984 yılında Adana Meydan Hastanesi'nde doğan ve doğduğu gün evlatlık verildiğini öğrenen Reşit Ongun'un hâlâ gerçek ailesini bulamazken, programda bazı çocuklar ailesine, bazı aileler ise kaybolan çocuklarına kavuştu. Programda yaşanan itiraflar, işin için hastabakıcıdan doktora, hemşireden başhekimlere, polis amirlerinden taksicilere, avukatlar akademisyenlere pek çok kişinin karıştığını ortaya koydu. İşin su İncirlik Üssü'nden Amerika'ya kadar uzandı.

ÇOCUKLAR AMERİKA'YA KAÇIRILDI

Canlı yayına katılan bazı aileler çocukların Adana İncirlik'te görev yapan bazı Amerikalı askerlerin, çocukları gayri resmi yollarla ABD'ye kaçırdığını, buna bazı resmi görevli veya sivil kişilerinde yardım ettiğini ortaya koydu. Nesepleri değiştirilen çocukların çok azına ulaşılabilirken, pek çoğuna ise ulaşılamıyor. Binlerce, hatta on binlerce çocuğun Amerika'ya kaçırılmış olabileceği dile getiriliyor. İki kardeşin katıldığı yayında bir annenin dört çocuğunun ABD'ye götürüldüğü, ikisine ulaştıkları ve irtibatlarının devam ettiği dile getirildi.

 

Yorum Yaz

  205274

-