2 HAZİRAN 2020 SALI

Ahmet Doğan İlbey

DOKTORLUK EĞİTİMİNE TASAVVUF VE HİKMET DERSİ DE GİRMELİ

Ahmet Doğan İlbey

Evvel emirde beyan edelim ki aşağıda tasvir ve târif ettiğimiz, hastasına her cihetten yâr ve şifa olamayan doktor tipi ferdî değil, umumîdir. İki asırlık Batılılaşma neticesinde kurumlaşmış tıp eğitiminden geçen ve “bilimsel” dokunulmazlığı olan tıbbiye zümresinin arasında doktorluğuna irfan ve hikmet katan nice doktorlar vardır elbette.   

Modern tıbbın ve doktorluğun dîni yoktur

Modernlerin yanılgılarından biri de tıp ilmi ve doktorluğun dinî naslardan bağımsız olmasıdır. Doktor olmak isteyen bir kişi insan bilgisini tahsil etmek için evvela tasavvuf ve hikmet eğitimi görmeli, sonra tıp doktorluğu okumalı. Ya da Tıp Fakültelerinde temel ders olarak işin ehli âlimlerce tasavvuf ve hikmet dersi de verilmeli. Modern doktorluk Avrupa menşeli pozitivist ve materyalist temelli bir meslektir. Hikmetten uzak maddeci Batı'nın ürettiği bir bilimdir. Bu sebeptendir ki modern doktorluğun dîni yoktur, sekülerdir.

Modern doktor hâl ehli değil, kâl ehlidir. Hastaya hâl üzere bakamaz, kâl ilmiyle bakabilir. Gönlü viran olmuş hastanın ilacını bilemez. Lokman Hekim gibi tasavvuf ve hikmet eğitimi almamış ki.

Doktor pozitivist tıp eğitimi almıştır

Doktor Batılıdır, yâni pozitivist ve seküler tıp eğitimi almıştır. Tabib ve hekimle arasında mahiyet farkı var. İslâm'la Batı arasındaki kainat ve insan anlayışı gibi…  Modern doktorluğun Allah yahut “Tanrı” fikri yoktur. Hastalığa bakışta pozitivisttir.  Hasta insan “sayısal” bir değerdir, makinadır, ettir. Hastanın ruhu, duyguları ve ahlâkı olabileceğini dikkate almaz. Onun işi âletle nabız ölçmek, röntgenlemektir. Hastanın eti ve kemiğinin yanında, onun fıtrat ve yaratılış bilgisiyle bilgilenmemiştir.                                                                                        

Modern bilimle malûl doktor hastasının kalbine başını koyup, yüreğindeki yaraları bilebilir mi? Allah'ın sıfatlarından sıfat taşıyan hekim gibi hastasının elini tutabilir mi? Mürşid-i kâmil gibi dokunabilir mi hastasına?                                                                                                                              

Hastaya et değil, hazreti insan olarak bakmak

Modern tıp eğitimi görmüş doktor hasta sayısına bakar. Hastaya hazret-i insan olarak bakmaz, derdini dert edinemez. Karşısında bir et yığını görür. Onun ruhu ve duygularının olduğunu düşünmez. Hastanın bir canlı olduğunu unutur. Hastanın keyfiyetine değil, kemmiyetine bakar. “Ne kadar hasta o kadar para!” 

Modern doktor insan sanatını bilmez; insan-ı kâmil değildir. Tasavvuf tâliminden mahrumdur. Hastanın içini okuyamaz. Hastaya istatistikî bilgilerle yaklaşır. Hastaya hasta olarak bakmaz, bir “obje” olarak görür. Hastanın bedenine rasyonel-kapitalist nazariyelerin bir ürünü olarak bakar. Aldığı eğitime göre hasta insan kan, kemik, et ve idrardır.                                                  

Modern doktor her yaranın merhemini bilmez 

Hastayı beş duyusu ile tedavi eğitimi almıştır doktor. İnsanın hakikatini bilmediği için onun derûnunu bilip, tedavi edemez. Her derdin, her yaranın merhemini bilmez. Yaraya, yâni ağrıya teknik olarak bakar, ağrıyı pozitivist  “deneyle” anlamaya çalışır. Hasta bir makinadır. Uzuvlarını da makinanın birer parçası olarak görür. Marifeti ve bilgisine Allah'ın insan bilgisini katmadığı gibi, insana kudsiyet atfederek tedavi etme eğitiminden mahrumdur.                                       

Modern doktorluk bilimine göre ağrının şahsiyeti ve ruhu yoktur, biyolojiktir. Ağrı veya yara acıtan ve ıstırap veren bir hâl değil, ölçülebilen biyolojik bir “olgudur”, bir duygu olarak karşılığı yok. Ağrı veya yara bir nesne gibidir. Oysa ağrı, akıl ve beden arasında şahsîdir. Ağrı bedendedir ama ruhla irtibatı vardır.

Doktor, aldığı rasyonel eğitim gereği bunu bilemez, tabib yahut hekim bilir. Hastalığınız kan ve etten sâdır olmuşsa doktora gidin. Üç beş maddî ilaç verir size. Mârifetinin hepsi o kadar. Hastalığınız, yâni yaralarınız bir memleket yarası, bir fikir yarası, bir ulvî sızı ise, doktor sizin derdinize çâre olamaz. “Kalplerin tabibi” yolunda olan insan-ı kâmil bir tabibe gidin. Bulabilirseniz hikmet sahibi bir hekime tedavi olun.

Modern doktor hastayla dostluk kuramıyor

“Sen tabib-i âşıkâne gelmişem / Dermân için sen Lokmân'a gelmişem” diyerek modern doktorun kapısını çalabilir misiniz? Ona “Dil hastasıyım, derdime çâre nedir?” diyebilir misiniz?

Modern doktor hastayla “dostluk” kuramıyor. Aldığı pozitivist ve seküler tıp eğitimi gereğince hastayla dostluğu, yâni ünsiyeti yoktur. “Çatık kaşlı, bürokrat denen zâta” benzer. “Gamlı gönlüme şifa istesem dost elinden bir devâ bilir misin doktor?” diye sorun bakalım, hâlden anlayacak mı?

Doktorluk tabiblikle terkib olmalı 

Tabib ve hekimin bilgi kaynağı bütünüyle pozitivist bilim değil, aynı zamanda dinîdir. Âriflerden ve insan-ı kâmillerden beslenir. Tabib, İslâm bilgisiyle tıp mesleği sahibi olan İslâmca bir ifadedir. Gönlümüze taht kurmuş güzel bir sıfattır. Doktora tabip yahut hekim demek modern bir yanılgıdır.

İslâm medeniyetinde tabiplerle hâl diliyle halleşilirdi. Bundandır ki tabip tasavvuf edebiyatında mecazen derman istenen yârdır, mürşiddir, şeyhtir. “Tabibü'l ervah” , ruhların tabibi Allah'tır. “Tabib-i cihan” dır. İnsanlık câmiasında en yüce tabib Efendimiz Aleyhissalâtüveselâmdır.

Hekim, “hâkim”den gelir. Hikmet sahibidir. Medeniyetimizdeki mânasıyla hikemî vasfıyla birlikte hastalıkların teşhis ve tedavisiyle uğraşandır. Hüküm sahibi mânasına da gelen hekim hastalarla uğraşırken mesleğine dinimizden neşet eden hikmet bilgisine de katar.

Modern virüslerin pençesinde inleyen sayısız hastalar karşında çâresiz kalan modern dünyalılara (modern zâlimler demek lâzım) duyurulur.

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: [email protected]

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  901467

-